Bu yılda Ramazan geldi. Geçen yılda gelmişti, bir önceki yılda, daha önceki yılda. Yani hayatta olan için her yıl bir defa Ramazan gelir. Ama her Ramazan'da bir önceki Ramazan'ı aratır. Çünkü ahir zamanda yaşıyoruz ve Allah Resulü (sav) dedi ki; "Her gelen gün bir önceki günden daha çetin olacak."
Evet, Ramazandayız. Bir arkadaşım, alenen oruç tutmayanlardan, giyimi şöyle böyle olanlardan şikâyetçi oldu. Evet, hassas bir nokta...
Açıkça söyleyeyim ki! Cami önlerinde, sokak başlarında pineklemiş sakallı, şalvarlı tespih, çorap satıcılarını, bir bayan geçerken, 'cehennem var, cehennem var' demesi ne kadar cahillik ve abesse, Ramazan'da sokakta yemek, içmek, İslam'a rağmen uygulamalara girmekte en az o kadar cahillik ve ahlaksızlıktır.
Birbirine yabancılaşmış bir millet ve aslını unutmuş bir gençlik var ortada. Hep 'dünü' özler cümleler kuruyoruz. Bunun sebebi yaşadığımız zamanda bunalmış ve yarından umudumuzun olmayışıdır. Oysa evlatlarımız yarının umudu, geleceğimizdi.
Biz, nerde yanlış yaptık? Mesela, kimliğimizi mi inkâr ettik? Yoksa imanımızı lafa, hayatımızı raksa mı bıraktık? Veya evlatlarımızı, "erkektir, yapar", "ben yaşayamadım, kızım yaşasın" mantığıyla mı büyüttük, ya da büyütüldük? Evet, ne yaptık biz? Nedir bu gençliğin hali?
Bu soruların cevabını netleştirmek için Prof. Dr. Haydar Baş'ın 1980'lerdeki şu tespitini bir kenara yazalım;
"İnsan ile İslam'ın arasının açılması için çok ciddi planlar yapılmış ve yapılmaktadır. Neticede; 'inandım' dediği hâlde, inançlarından haberdar olmayan; Rabbini sevdiğini iddia ettiği hâlde O'na yönelmeyen; dini dava edindiğini ilan ettiği hâlde canıyla, malıyla, hizmet ve gayretiyle ona sahip çıkmayan, ihmal, tembellik ve güvensizlik belasından kurtulamayan bir nesil gündeme getirilmek istenmektedir.
Hâlbuki İslam'a, mümin sahip çıkar. Namazı, mümin kılar. Kâbe'ye, Müslüman yüz sürer. Zikre, ibadete, taate, hayra, kardeşliğe ancak, 'inandım' diyen insan koşar. Hak adına çile ve meşakkatlere ancak Müslüman göğüs gerer. Dün böyleydi, bugün ve yarın da böyle olması kaçınılmazdır. Zira inanmayandan, dine sahip çıkması, namaz kılması, oruç tutması, zikretmesi, Hak rızası için çeşitli fedakârlıklara katlanması istenmez."
Evet, planlı bir oyunun belki de son perdesinin oynandığı yılları yaşıyoruz. Siyasilerimiz yıllarca bu oyuna bilerek veya bilmeyerek alet oldular. Aileler geçim derdi, yarın korkusu ile geleceğin neslini unuttular. Haliyle ortaya Anadolu üzerinde hesapları olanların istediği bir nesil çıktı.
Gençlik ortak paydalarda birleşmek yerine siyasi ve dini anlayışlar tarafından bölündü. Bölünmenin ötesinde bir de karşı karşıya getirildi. Ama ilginçtir! Dini, milli, Avrupai kavramlarla birbirini tenkit eden, aşağılan, meydanlarda birbirlerine küfreden gençlik bir bakıyorsun aynı cafelerde, barlarda, eğlence merkezlerinde yan yana, kol kola nefislerinin isteklerini yerine getiriyorlar.
14 yıldır devleti yöneten iradenin başı çıkmış kadını gündem ediyor, yarım, tam kıyaslaması yapıyor, çocuk sayısı veriyor.
Sorun! Kadın için, aile için, milli kültür, milli tarih şuuru için ne yaptın? Bu milleti bir ve beraber kılmak için hangi adımları attın? Gençliği ayrıştırmak, damgalamak dışında ne gibi bir icraatın oldu?
Sorun! Bir aile kaç TL aylık girdiye sahip? Sorun. Sonra da kadın nasıl doğursun da 'tam' olsun, doğurduğuna nasıl baksın, diye de sorun.
Yaşadığımız bu acı gerçeği asıl müsebbibi sensin. Şimdi aynaya dönün ve kendinize sorun; Ben bu vebalin altından nasıl kalkarım?
Evet, Ramazandayız. Bir arkadaşım, alenen oruç tutmayanlardan, giyimi şöyle böyle olanlardan şikâyetçi oldu. Evet, hassas bir nokta...
Açıkça söyleyeyim ki! Cami önlerinde, sokak başlarında pineklemiş sakallı, şalvarlı tespih, çorap satıcılarını, bir bayan geçerken, 'cehennem var, cehennem var' demesi ne kadar cahillik ve abesse, Ramazan'da sokakta yemek, içmek, İslam'a rağmen uygulamalara girmekte en az o kadar cahillik ve ahlaksızlıktır.
Birbirine yabancılaşmış bir millet ve aslını unutmuş bir gençlik var ortada. Hep 'dünü' özler cümleler kuruyoruz. Bunun sebebi yaşadığımız zamanda bunalmış ve yarından umudumuzun olmayışıdır. Oysa evlatlarımız yarının umudu, geleceğimizdi.
Biz, nerde yanlış yaptık? Mesela, kimliğimizi mi inkâr ettik? Yoksa imanımızı lafa, hayatımızı raksa mı bıraktık? Veya evlatlarımızı, "erkektir, yapar", "ben yaşayamadım, kızım yaşasın" mantığıyla mı büyüttük, ya da büyütüldük? Evet, ne yaptık biz? Nedir bu gençliğin hali?
Bu soruların cevabını netleştirmek için Prof. Dr. Haydar Baş'ın 1980'lerdeki şu tespitini bir kenara yazalım;
"İnsan ile İslam'ın arasının açılması için çok ciddi planlar yapılmış ve yapılmaktadır. Neticede; 'inandım' dediği hâlde, inançlarından haberdar olmayan; Rabbini sevdiğini iddia ettiği hâlde O'na yönelmeyen; dini dava edindiğini ilan ettiği hâlde canıyla, malıyla, hizmet ve gayretiyle ona sahip çıkmayan, ihmal, tembellik ve güvensizlik belasından kurtulamayan bir nesil gündeme getirilmek istenmektedir.
Hâlbuki İslam'a, mümin sahip çıkar. Namazı, mümin kılar. Kâbe'ye, Müslüman yüz sürer. Zikre, ibadete, taate, hayra, kardeşliğe ancak, 'inandım' diyen insan koşar. Hak adına çile ve meşakkatlere ancak Müslüman göğüs gerer. Dün böyleydi, bugün ve yarın da böyle olması kaçınılmazdır. Zira inanmayandan, dine sahip çıkması, namaz kılması, oruç tutması, zikretmesi, Hak rızası için çeşitli fedakârlıklara katlanması istenmez."
Evet, planlı bir oyunun belki de son perdesinin oynandığı yılları yaşıyoruz. Siyasilerimiz yıllarca bu oyuna bilerek veya bilmeyerek alet oldular. Aileler geçim derdi, yarın korkusu ile geleceğin neslini unuttular. Haliyle ortaya Anadolu üzerinde hesapları olanların istediği bir nesil çıktı.
Gençlik ortak paydalarda birleşmek yerine siyasi ve dini anlayışlar tarafından bölündü. Bölünmenin ötesinde bir de karşı karşıya getirildi. Ama ilginçtir! Dini, milli, Avrupai kavramlarla birbirini tenkit eden, aşağılan, meydanlarda birbirlerine küfreden gençlik bir bakıyorsun aynı cafelerde, barlarda, eğlence merkezlerinde yan yana, kol kola nefislerinin isteklerini yerine getiriyorlar.
14 yıldır devleti yöneten iradenin başı çıkmış kadını gündem ediyor, yarım, tam kıyaslaması yapıyor, çocuk sayısı veriyor.
Sorun! Kadın için, aile için, milli kültür, milli tarih şuuru için ne yaptın? Bu milleti bir ve beraber kılmak için hangi adımları attın? Gençliği ayrıştırmak, damgalamak dışında ne gibi bir icraatın oldu?
Sorun! Bir aile kaç TL aylık girdiye sahip? Sorun. Sonra da kadın nasıl doğursun da 'tam' olsun, doğurduğuna nasıl baksın, diye de sorun.
Yaşadığımız bu acı gerçeği asıl müsebbibi sensin. Şimdi aynaya dönün ve kendinize sorun; Ben bu vebalin altından nasıl kalkarım?
Akın Aydın / diğer yazıları
- NATO’da mücahit olmak zor be kardeşim! / 14.03.2026
- Hani mazlumun dini sorulmazdı yoksa ajan mısınız? / 13.03.2026
- Ortadoğu’ya 100 yıl önceki ameliyat mı gerçekleştiriliyor? / 11.03.2026
- Arap devletlerinin derin zilleti / 10.03.2026
- Dolara karşı Milli Ekonomi Modeli ile bağımsızlık yürüyüşü / 09.03.2026
- NATO’nun hedefi Türkiye ve İslam Coğrafyasıdır / 08.03.2026
- Sıra Türkiye’de mi? / 07.03.2026
- Ramazanda bedbaht olmak / 06.03.2026
- Haçlı-Siyonist zihniyetin, Kürt ve NATO kartları masada / 05.03.2026
- İran, ABD gemilerini kapana kıstırdı / 03.03.2026
- Hani mazlumun dini sorulmazdı yoksa ajan mısınız? / 13.03.2026
- Ortadoğu’ya 100 yıl önceki ameliyat mı gerçekleştiriliyor? / 11.03.2026
- Arap devletlerinin derin zilleti / 10.03.2026
- Dolara karşı Milli Ekonomi Modeli ile bağımsızlık yürüyüşü / 09.03.2026
- NATO’nun hedefi Türkiye ve İslam Coğrafyasıdır / 08.03.2026
- Sıra Türkiye’de mi? / 07.03.2026
- Ramazanda bedbaht olmak / 06.03.2026
- Haçlı-Siyonist zihniyetin, Kürt ve NATO kartları masada / 05.03.2026
- İran, ABD gemilerini kapana kıstırdı / 03.03.2026





























































