logo
11 AĞUSTOS 2026

Kazım Abanoz da istifa etti

08.06.2001 00:00:00
 
İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz görevinden istifa etti. Abanoz, önceki gün hükümetten ve partisinden istifa eden eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a yakınlığıyla tanınıyordu

Daha önce yaptığı açıklamalarda, "Sadettin Tantan istifa ederse, ben de görevimde durmam" diyen Abanoz'un istifasını, Emniyet Genel Müdürü Turan Genç'e sundu. Abanoz, önceki gün habercilerin, "İstifa decek misiniz?" yolundaki sorularına, "Bekleyin" cevabını vermişti. Sadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı'ndan alınarak yerine Rüştü Kazım Yücelen'in atanmasıyla, bütün gözler emniyet teşkilatının üst yönetiminde yapılacak değişikliklere çevrilmişti. Ankara kulislerinde Tantan'ın ekibinden önemli isimlerinin pasif görevlere atanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

İlk hamle Abanoz'dan

Ankara'da yeni İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz'u başka bir göreve atayacağı ve özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında yeni görevlendirmelere gideceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Tantan'ın en güvendiği isimlerin başında olduğu bilinen, bir ara ANAP lideri Mesut Yılmaz'a yakın duruşuyla bilinen İstanbul Valisi Erol Çakır ile çekişen Abanoz'un istifası Başkent'te normal karşılandı. Tantan İçişleri Bakanlığı'ndaki iki yıllık görev süresinde, özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatının kritik görevlerine kendisine yakın isimleri atamıştı. İstanbul başta olmak üzere kritik iller de Tantan'ın seçtiği isimlerden oluşuyordu.

İskender de bırakabilir

Tantan tarafından göreve getirilen Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender'in de Abanoz gibi görevinden alınabileceği beklentiler arasında.

Vize şebekesine baskın


 
Adalet Bakanı Gürlek, vize operasyonuyla 6 ilde 49 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını bildirdi. Gürlek, "İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir'de 63 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş 49 şüphelinin yakalanmasına yönelik adli işlemler gerçekleştirilmiştir" dedi.

11.08.2026 09:54:00 / Güncelleme: 11.08.2026 10:00:11
Haber Merkezi/AA
 
Vize şebekesine baskın
Vize şebekesine baskın

Adalet Bakanı Akın Gürlek, vize danışmanlığı adı altında faaliyet göstererek çevrim içi randevu sistemlerine yazılımlarla eriştikleri ve vatandaşlardan yüksek tutarlarda ücret tahsil ettikleri belirlenen yapılara yönelik 6 ilde düzenlenen operasyonda 49 şüpheli hakkında adli işlem gerçekleştirildiğini bildirdi.
Gürlek, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, suç ve suçlularla mücadeleyi sürdürdüklerini, Cumhuriyet başsavcılıkları, kolluk kuvvetleri ve ilgili kamu kurumlarının omuz omuza çalıştıklarını belirtti.

Randevuları toplu şekilde alıyorlar

Vatandaşların mağduriyetine yol açan, haksız kazanç sağlamayı amaçlayan ve kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kullandığı değerlendirilen yapılara karşı tavizsiz mücadele ettiklerini vurgulayan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca koordine edilen soruşturmada, İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca vize danışmanlığı adı altında faaliyet gösteren bazı kişi ve şirketlerin, konsolosluklarla yetkili aracı kurumların çevrim içi randevu sistemlerine "bot" olarak tabir edilen yazılımlar aracılığıyla erişerek randevuları toplu şekilde aldıkları ve vatandaşların doğrudan randevu almasını fiilen imkansız hale getirdiklerinin araştırıldığını aktardı.

Vatandaşı soyuyorlar

Bakan Gürlek, şunları kaydetti: "Soruşturma kapsamında belirli sürelerde vize veya randevu temin etme garantisi verilerek vatandaşlardan 'yazılım', 'danışmanlık' ve 'hizmet bedeli' adı altında yüksek tutarlarda para tahsil edildiği, taahhüt edilen hizmetlerin yerine getirilmediği hallerde ücret iadelerinin yapılmadığı ve başvuru sahiplerine ait kişisel verilerin özel dijital sistemlere aktarıldığı yönünde önemli bulgular elde edilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığımız Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca yapılan incelemelerde Ocak 2024-Temmuz 2026 döneminde soruşturmaya konu şirket yapılanmalarına ait hesaplarda 2 milyar 841 milyon lirayı aşan para hareketi bulunduğu ve 41 bini aşkın kişiden yaklaşık 918 milyon lira tahsil edildiği tespit edilmiştir. Tahsilatların önemli bir bölümünün şirket ortakları ve çalışanlarının hesaplarına yönlendirildiği yoğun nakit, kripto varlık ve kıymetli maden hareketleri bulunduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda bugün İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir'de 63 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş 49 şüphelinin yakalanmasına yönelik adli işlemler gerçekleştirilmiştir.

Aramalarda ele geçirilen dijital materyaller ve belgeler üzerindeki incelemeler devam etmektedir.
Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza operasyonlarda ve soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcılarımıza, jandarma mensuplarımıza, Hazine ve Maliye Bakanlığımızın ilgili birimlerine ve emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın yetkili kurumların sunduğu hizmetlere erişimini engelleyip bunu haksız kazanç kapısına dönüştürmeye çalışan yapılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. İnsanlarımızın emeğini, parasını ve kişisel verilerini istismar eden hiçbir girişimin adaletten kaçmasına müsaade etmeyeceğiz."

Düzce'de denizden İHA çıktı


 
Düzce'de denizde insansız hava aracı olduğu değerlendirilen cisim bulundu. Düzce Valiliği, "Olayla ilgili inceleme ve değerlendirmeler yapılmış olup, kamuoyunun endişe etmesini gerektirecek herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır" açıklamasını yaptı.

11.08.2026 01:10:00
Haber Merkezi/AA
 
Düzce'de denizden İHA çıktı
Düzce'de denizden İHA çıktı

Düzce Valiliği, Akçakoca ilçesi sahilinde insansız hava aracı (İHA) olduğu değerlendirilen cismin SAS personeli tarafından güvenlik tedbirleri alınarak, emniyetli bölge olarak tahsis edilen alanda kontrol altına alındığını bildirdi.

Valilikten yapılan açıklamada, saat 16.50'de Sahil Güvenlik Batı Karadeniz Harekat Merkezi'ne Akçakoca ilçesi Çınar Plajı açıklarında şüpheli bir cisim bulunduğuna ilişkin ihbar alındığı belirtildi.

Hangi ülkeye ait olduğu açıklanmadı ancak...

Açıklamada, İHA olduğu değerlendirilen cismin, SAS personeli tarafından güvenlik tedbirleri alınarak, emniyetli bölge olarak tahsis edilen alanda kontrol altına alındığı kaydedildi. Açıklamada, "Olayla ilgili inceleme ve değerlendirmeler yapılmış olup, kamuoyunun endişe etmesini gerektirecek herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır" ifadesine yer verildi.

Karadeniz'de son aylarda sık sık Ukrayna'ya ait İHA'lara rastlanıyor!

Madencilere Ankara'da sert müdahale

Ödenmeyen maaşları ve tazminatları için Ankara'ya yürüyen Elazığ Eti Gümüş ve Eskişehir Doruk Madencilik işçileri, Enerji Bakanlığı önünde polis engeliyle karşılaştı. Bakanlığın "Arabulucu olacağız" sözüne rağmen aylardır haklarını alamayan ve metro çıkışında yaka paça gözaltına alınan 100'ü aşkın madenci, "Hakkımızı almadan dönmeyiz" diyerek direnişini sürdürüyor

10.08.2026 19:10:00
Haber Merkezi
 
Madencilere Ankara'da sert müdahale
Madencilere Ankara'da sert müdahale
Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Elazığ Maden'deki Eti Gümüş işletmesi ile Eskişehir Mihalıççık'taki Doruk Madencilik işçileri, aylardır ödenmeyen ücret, tazminat ve zorunlu ücretsiz izin alacakları için başlattıkları hak arayışında bir kez daha Ankara barikatlarına çarptı. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) öncülüğünde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde seslerini duyurmak isteyen madenciler, polis müdahalesiyle karşılaşarak yaka paça gözaltına alındı.

Metro çıkışında abluka ve gözaltı

Sendikanın daha önce yaptığı çağrı üzerine, bugün saat 11.00 sularında Enerji Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak amacıyla Milli Kütüphane metro durağına gelen madenciler, istasyondan çıkar çıkmaz geniş bir polis ablukasıyla karşılaştı. "Bölgedeki insan sirkülasyonunun ve düzenin bozulacağı" gerekçesiyle yürümelerine izin verilmeyen işçilere sert şekilde müdahale edildi. Müdahale sırasında görüntü alınmasını engellemek amacıyla basın mensupları alandan uzaklaştırılırken; aralarında Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, sendika yöneticileri ve 100'den fazla madenci gözaltına alındı.

Bakanlık sözünü tutmadı, şirket protokolü çiğnedi

Madencilerin Ankara'ya gelerek eylem başlatmasının arkasında, kamu kurumları ve şirket tarafından defalarca verilen ancak tutulmayan resmi sözler yer alıyor.

Elazığ'da günlerdir eylem yapan Eti Gümüş işçilerine, şirketle yapılan mutabakat neticesinde ödenmemiş maaşlarının 6 Ağustos 2026 tarihinde yatırılacağına dair yazılı taahhüt verilmişti. Ancak vade günü geldiğinde hiçbir ödeme yapılmadı. İşçilerin yaklaşık 8 aylık maaş alacağı bulunuyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince Temmuz ayı ortasında hazırlanan resmi İş Teftiş Raporu, Doruk Madencilik işçilerinin ücretsiz izin dönemi maaşları ile ihbar tazminatlarının derhal ödenmesi gerektiğini tescilledi. Ancak Yıldızlar SSS Holding, yasal rapora rağmen somut bir ödeme takvimi sunmayarak işçileri oyalamaya devam etti.

Daha önce Enerji Bakanlığı yetkililerinin sendikaya, "Haziran sonuna kadar alacaklar ödenmezse duruma el atacağız" güvencesi verdiğini hatırlatan madenciler, "Temmuz bitti, Ağustos'tayız. Bakanlık sözünü tutmadı, holding bizi soymaya devam ediyor" diyerek tepkilerini dile getirdi.

"Yasaklama kararı hukuksuz, madencinin hayatı düzeninizden önemli"

Gözaltıların ardından açıklama yapan Bağımsız Maden-İş Sendikası Avukatı Lütfi Sabri Batı, uygulanan yasak kararına sert tepki gösterdi. Batı, "Binlerce işçinin açlığa mahkum edildiği bir ortamda; buradaki bürokratik işleyiş, o işçilerin ve ailelerinin hayatından daha önemli değildir. İş Teftiş Raporu haklılığımızı zaten belgeledi. Gözaltılar çözüm değil, hakkımızı alana kadar buradayız" şeklinde konuştu.

Ankara sokaklarında hak arayışları engellenen madencilerin ve sendika avukatlarının emniyetteki işlemleri sürerken, gözaltına alınmayan diğer işçilerin kentteki bekleyişi ve eylemlilik kararlılığı devam ediyor.

YENİ Parti kararını verdi

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin, "Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya 'evet' diyeceğiz" dedi

10.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
YENİ Parti kararını verdi
YENİ Parti kararını verdi
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulunda, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde söz aldı.

Türkiye'nin en ağır, en yakıcı ve en uzun sorunlarından birini konuştuklarını ifade eden Özel, "Bu kanun teklifini buraya getirenler açık açık yazmasalar, konuşmaya cesaret etmeseler de meselenin adını doğru telaffuz etmek durumundayız. Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör, güvenlik meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir." değerlendirmesinde bulundu.

"Terörsüz Türkiye sürecinin iktidar tarafından büyük bir özensizlikle yönetildiğini, müzakerelerinin kapalı kapılar ardında yapıldığını" öne süren Özel, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmelere, takvimlere, siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütüldüğünü iddia etti.

"Barışı, hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız, yazılamaz." ifadesini kullanan Özel, "Açıkça ifade etmek istiyorum, bu teklife 'hayır' deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti Grubu'dur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz." sözlerini sarf etti.

Kanun teklifinin içeriğinin, hazırlanış biçimi kadar sorunlu olduğunu savunan Özel, Komisyon raporunda yer alan demokratikleşme konusunda yer alan önerilerin düzenlemede yer almadığını dile getirdi.

Vatandaşların kanun teklifine yönelik itirazlarını duyduğunu ifade eden Özel, şöyle devam etti:

"Buradan tarih önünde ifade ediyorum: bu yasaya 'hayır' deme hakkına en çok sahip olan Yeni Parti, kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacaktır. Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi, hiçbir evladımızın gazi olmaması, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın, bu ülkenin çocukları, bu ülkenin geleceğini okullarda, fabrikalarda, tarlalarda, laboratuvarlarda kursun diye barışın önünü açacağız. Türkiye bölgemizdeki ve dünyadaki tehditlere karşı bir ve bütün olsun, güçlü olsun diye barışın önünü açacağız. Yıllardır teröre, silaha, gözyaşına harcadığımız gücümüzü üretime, eğitime, refaha ayırmak için barışın önünü açacağız."

Komisyon raporundaki önerilerin altında attıkları imzayı namusları olarak gördüklerini belirten Özel, özellikle 7'nci maddede yer alan demokratikleşme adımlarına ilişkin düzenlemelerin de hayata geçirilmesi için AK Parti'nin imzasına sahip çıkması gerektiğini söyledi. Özel, "Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz. Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis'e getireceğiz. Kayyum uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz." dedi.

"Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum"

Özgür Özel, kırmızı çizgilerinin net olduğunu vurgulayarak, Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile Anayasa'nın güvence altına aldığı Cumhuriyet'in temel niteliklerinin tartışma veya pazarlık konusu yapılamayacağını ve buna asla izin vermeyeceklerini söyledi.

"Bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum." diyen Özel, şöyle konuştu:

"Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya 'evet' diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki Yeni Parti'mizi millet kurmuştur, partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek. Ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti Grubu'nu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak, onları milletin vekili olma sorumluluğu ile baş başa bırakıyorum. Hiçbir Yeni Parti milletvekili, üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti'nin yeni nesil siyasetinin gereği budur."

Barış, demokrasi ve adaletin ülkenin ilacı olacağını ifade eden Özel, "Bu ilaç birimize değil, hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na dikte edilen ve Türk milletini tarihten silmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması, imzalanışının yıl dönümünde tarih meraklıları tarafından inceleniyor. Peki, Türk tarihinin en ağır dayatmalarından biri olan bu belge nasıl imzalandı, hangi ağır maddeleri içeriyordu ve Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Ankara hükûmeti tarafından nasıl geçersiz kılındı? İşte tarihin akışını değiştiren o sürecin tüm detayları

10.08.2026 15:10:00
Eyüp Kabil
 
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Sevr Antlaşması nasıl imzalandı, neden tarihin çöplüğüne gömüldü?
Birinci Dünya Savaşı'nı kaybettiği sayılan Osmanlı İmparatorluğu için İtilaf Devletleri, diğer yenik devletlerden çok daha sonra bir paylaşım planı hazırladı. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmakta zorlandıkları için planı ancak Nisan 1920'de, İtalya'nın San Remo kentinde düzenledikleri konferansta olgunlaştırabildi.

Burada hazırlanan ağır taslak, Mayıs 1920'de Paris'e davet edilen Osmanlı heyetine sunuldu. Dönemin Sadrazamı Damat Ferit Paşa ve Osmanlı delegeleri, şartların ağırlığı karşısında şoke olsalar da İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki işgalleri artırma baskısı ve Yunan ordusunun Bursa ile Edirne'yi ele geçirmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldılar.


Saltanat Şurası ve Bağdat Caddesi'nde atılan imzalar


İstanbul'da somut bir baskı hisseden Padişah Vahdettin, antlaşmayı değerlendirmek üzere Yıldız Sarayı'nda "Saltanat Şurası"nı topladı. Şurada bulunanların büyük çoğunluğu, devletin tamamen yok olmasını engellemek adına antlaşmanın imzalanması yönünde görüş bildirdi. Yalnızca Topçu Feriki Rıza Paşa bu karara karşı çıktı.

Takvimler 10 Ağustos 1920 tarihini gösterdiğinde, Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki Sèvres (Sevr) kasabasında bulunan bir porselen fabrikasında imza töreni düzenlendi. Osmanlı adına antlaşmayı şu isimler imzaladı:

• Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

• Reşat Halis

• Hadi Paşa


Sevr Antlaşması'nın ağır içeriği: Türk milletine yaşam hakkı tanınmadı


Toplamda 433 maddeden oluşan bu ağır belge, Osmanlı İmparatorluğu'nu fiilen ortadan kaldırıyor ve Türk milletini Orta Anadolu'da küçük bir toprak parçasına hapsediyordu. Antlaşmanın öne çıkan en kritik maddeleri şunlardı:

• Toprak Paylaşımı: İstanbul ve çevresi Osmanlı'da kalacak, ancak azınlıkların hakları gözetilmezse bu topraklar da elinden alınacaktı. İzmir ve çevresi ile Batı Trakya Yunanistan'a verilecekti. Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri Fransa, İngiltere ve İtalya arasında paylaştırılacaktı. Doğu Anadolu'da bağımsız Ermeni ve özerk Kürt devletleri kurulacaktı.

• Askeri Kısıtlamalar: Osmanlı ordusu tamamen tasfiye edilecek, ağır silahları ve uçakları bulunmayan, sadece iç güvenliği sağlayacak 50 bin 700 kişilik sembolik bir kuvvet bulundurulabilecekti. Zorunlu askerlik kaldırılacaktı.

• Mali ve Ekonomik Boyunduruk: Osmanlı maliyesi, tamamen İtilaf Devletleri'nin temsilcilerinden oluşan bir komisyonun denetimine girecekti. Kapitülasyonlar en ağır şekilde yeniden yürürlüğe konacak ve tüm devletler bu haklardan yararlanacaktı.

• Boğazlar Yönetimi: İstanbul ve Çanakkale Boğazları, içinde Türk üye bulunmayan, kendine ait bayrağı ve bütçesi olan uluslararası bir boğazlar komisyonu tarafından yönetilecekti.


Ankara'nın tepkisi: "Hain ilan edildiler"


Antlaşmanın imzalanması, Ankara'da kurulan Büyük Millet Meclisi (BMB) tarafından çok sert bir tepkiyle karşılandı. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki meclis, Türk milletinin bağımsızlığını tamamen yok eden bu belgeyi kesinlikle tanımadığını ilan etti.

19 Ağustos 1920'de toplanan meclis, Sevr Antlaşması'nı imzalayanları ve Saltanat Şurası'nda bu antlaşmaya onay verenleri "vatan haini" ilan etti. Ankara hükûmeti, bu antlaşmanın Türk milletinin iradesini yansıtmadığını tüm dünyaya duyurdu.


Hukuken ölü doğan, fiilen yıkılan belge


Sevr Antlaşması, tarihi bir ironi olarak hiçbir zaman hukuken yürürlüğe giremedi. Osmanlı Kanun-ı Esasisi'ne (Anayasası) göre bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması gerekiyordu. Ancak İstanbul'un işgali sebebiyle meclis zaten kapatılmıştı. Bu nedenle antlaşma padişah tarafından onaylansa bile "ölü doğmuş bir antlaşma" olarak kaldı.

Asıl darbe ise askeri alanda vuruldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı ve Türk milletinin topyekûm katıldığı Millî Mücadele (Kurtuluş Savaşı), Sevr'in sahada uygulanmasını engelledi. Doğu, Güney ve Batı cephelerinde kazanılan büyük askeri zaferler, Sevr Antlaşması'nı tamamen tarihin çöplüğüne gömdü.

Türk milletinin kanıyla ve canıyla yazdığı bu başarı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırıldı. Lozan, Sevr'in yırtılıp atıldığının ve yeni, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunun tüm dünyaya resmen ilan edildiği belge oldu.

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti

10.08.2026 12:41:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
 Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, tutukluluğuna giden süreçte partisinin izlediği politikayı eleştirerek CHP'den istifa etti
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmada tutuklanan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek CHP'den istifa etti.

CHP Genel Merkezi'ne sunduğu istifa dilekçesinde Çiçek, tutuklama gerekçesinde "gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajlarının" delil olarak gösterildiğini savundu.

Partisinin Menderes Belediyesi'ne dönük soruşturmadan sonra kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesine de tepki gösteren Çiçek, hakkındaki suçlamalara dair savunmasının alınmadığını belirtti.

Çiçek, "Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim" ifadelerini kullandı.

Çiçek, kendisiyle birlikte bazı Menderes Belediye Meclis üyelerinin de "gözden çıkarıldığını" savundu.

Çiçek'in istifa dilekçesinin tamamı şöyle:

"04.08.2026 günü sabaha karşı düzenlenen bir şafak operasyonuyla gözaltına alındım. Dosya üzerindeki gizlilik kararı nedeniyle, ifadem alınıncaya kadar gözaltına alınma gerekçemi dahi öğrenemedim. 07.08.2026 tarihinde ise "örgüt kurma" ve "irtikap" suçlamalarıyla tutuklandım.

Tutuklama gerekçesi olarak, gerçekliği kanıtlanmamış ve aynı gün içerisinde üretildiği anlaşılan sahte WhatsApp mesajları gösterilmiştir. Tarafıma bu mesajlar ile şantaj yapıldığı gün, 19.06.2026 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim dilekçe ile açılan soruşturma dosyası yok sayılmıştır. BTK'ya telefon İMEİ tespiti taleplerim, sahte mesajların çözümlenmesi ve bilirkişi taleplerim dikkate alınmamış ama tutuklama dosyasında delil sayılmıştır. Daha da vahimi, bu sahte mesajlar kamuoyuna servis edilerek toplumda peşin bir suçluluk algısı yaratılmış; lekelenmeme hakkım ve masumiyet karinem hiçe sayılmıştır.

Anayasal güvence altındaki haklarımın bu şekilde göz ardı edildiği bir süreçte, yıllarımı verdiğim, her kademesinde siyasi mücadele yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından da; hakkımdaki suçlamalara ilişkin savunmam dahi alınmadan ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan, ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildim. Bana savunma hakkı tanınmadan, bu kez de emek verdiğim partim tarafından lekelendim.

Partim bana savunma hakkını dahi tanımazken, kendi çocuklarını yiyerek aklanmaya çalışıyor. Beni ve benimle birlikte gözden çıkardığınız meclis üyelerimizi hesaba katarak kurduğunuz Menderes Belediye Meclisi aritmetiği, umarım Menderes halkının iradesini hiçe sayacak kadar sizi iktidara yakınlaşma hırsına sürüklememiştir.

Şunu bilesiniz ki, kalbimdeki Cumhuriyet Halk Partisini yok edemeyeceksiniz. Bugün yıkılan çatının yarın yine emek verenlerin elleriyle, bu topraklar üzerinde yeniden inşa edileceğine olan umudum ve inancımla Cumhuriyet Halk Partisi'nden İSTİFA ediyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim."

Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı

Konya'da boşanma aşamasındaki öğretmen eşi Ebru Küçüktaşdemir'i 22 bıçak darbesiyle öldüren kocasına hiçbir indirim uygulanmadan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Konya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onandı

10.08.2026 12:15:00 / Güncelleme: 10.08.2026 12:17:48
İHA
 
Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı
Ebru öğretmenin katiline ağırlaştırılmış müebbet onandı
Olay, 25 Ekim 2024 günü saat 18.30 sıralarında merkez Meram ilçesi Havzan Mahallesi Ebussuud Efendi Caddesi üzerinde bulunan bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 47 yaşındaki Abdullah Küçüktaşdemir, boşanma aşamasındaki eşi, özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak görev yapan 45 yaşındaki Ebru Küçüktaşdemir'i özel ders vereceği sitenin önüne kadar takip etti. Burada ikili arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Abdullah Küçüktaşdemir, yanında bulunan bıçakla eşi Ebru Küçüktaşdemir'e saldırdı.

Vücudunun çeşitli yerlerinden 22 bıçak darbesiyle ağır yaralanan kadın, kaldırıldığı Meram Devlet Hastanesi'nde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Olayın ardından katil zanlısı Abdullah Küçüktaşdemir, tutuklanarak cezaevine gönderildi.



"Aklın varsa Konya'yı terk et" mesajı ortaya çıktı

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın tamamlanmasının ardından Abdullah Küçüktaşdemir hakkında "kadına karşı tasarlayarak öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açıldı. Hazırlanan iddianamede, sanığın eğitim fakültesindeki eğitimini yarıda bırakmasına rağmen yıllardır özel bir dershanede Türkçe öğretmenliği yaptığı belirtildi. Sanığın cep telefonunda yapılan incelemelerde ise olay günü Ebru Küçüktaşdemir'e tehdit içerikli mesajlar gönderdiği tespit edildi. İddianamede, Küçüktaşdemir'in eşine, "Cezaevinden başka yer mi var, bugün bu iş bitecek. Ben de her şey bitti. Aklın varsa Konya'yı terk et" şeklinde mesaj attığı bilgisine yer verildi. Ayrıca sanığın olaydan yaklaşık 6 saat önce internet üzerinden "Av bıçağı Konya" şeklinde aramalar yaptığı da iddianamede belirtildi.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda Abdullah Küçüktaşdemir'e hiçbir indirim uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Karara yapılan itiraz üzerine dosya Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderildi. Dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak Abdullah Küçüktaşdemir hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, Türkiye'de 25-30 bin tür böcek bulunduğunu, farklı dönemlerde ülkeye giriş yaptığı belirlenen istilacı böcek sayısının ise 60'a yaklaştığını söyledi

 

10.08.2026 11:10:00 / Güncelleme: 10.08.2026 11:12:01
Anadolu Ajansı
 
Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor
Türkiye'de yaklaşık 60 istilacı böcek bulunuyor

Değişen iklim koşulları, uluslararası ticaret ve ulaşım ağlarının genişlemesi, dünyada ve Türkiye'de istilacı böceklerin yayılışını hızlandırıyor. Bu türler yalnızca tarımsal üretimi değil, biyolojik çeşitliliği ve halk sağlığını da tehdit ediyor.

Son yıllarda kahverengi kokarca, Asya kaplan sivrisineği, turunçgil uzun antenli böceği ve vampir kelebeği, domates güvesi gibi istilacı türlerin Türkiye'nin farklı bölgelerinde görülme sıklığı artıyor. Yüksek üreme kapasitesi, çok sayıda bitkiyle beslenebilme yetenekleri ve iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri nedeniyle bu türlerle mücadele güçleşiyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, doğada görülen her böceğin istilacı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Bir böceğin istilacı sayılabilmesi için doğal olarak bulunmadığı bir bölgeye sonradan gelmesi gerektiğine işaret eden Akça, "Burada yerleşmesi, hızla yayılması ve ekonomik ya da ekolojik zarar oluşturması gerekir. Bir bölgede yoğun görülmesi ya da önemli bir zararlı haline gelmesi tek başına onu istilacı yapmaz." ifadesini kullandı.

Akça, dünyada bugüne kadar yaklaşık 1 milyon 200 bin böcek türünün tanımlandığını anımsatarak, gerçek tür sayısının ise 5 milyonun üzerinde olduğunun tahmin edildiğini ve bu türlerin büyük bölümünün zararlı olmadığını kaydetti.

Toplumda böceklere karşı genel olumsuz algı bulunduğuna dikkati çeken Akça, "Doğadaki böceklerin yalnızca yüzde 1 ila 3'ü zararlıdır. Yaklaşık yüzde 20-30'u ise faydalı böceklerden oluşur. Geri kalan büyük bölüm, organik maddelerin ayrışması, toprak oluşumu ve ekosistemin devamlılığı açısından önemli görevler üstlenir." diye konuştu.

Dünya genelinde bugüne kadar yaklaşık 1000 ila 1500 istilacı böcek türünün tespit edildiğini belirten Akça, "Türkiye'de 25-30 bin tür böcek bulunuyor, farklı dönemlerde ülkeye giriş yaptığı belirlenen istilacı böcek sayısı ise 60'a yaklaştı." dedi.

Akça, Türkiye'de ekonomik açıdan en fazla sorun oluşturan istilacı türlerin başında kahverengi kokarca, turunçgil uzun antenli böceği, Asya kaplan sivrisineği, vampir kelebeği ve domates güvesi (Tuta absoluta) geldiğini ifade ederek, kahverengi kokarca başta olmak üzere birçok istilacı türün meyve ve sebze üretiminde ciddi verim ve kalite kayıplarına neden olduğunu söyledi.

Asya kaplan sivrisineğinin ise doğrudan halk sağlığını ilgilendiren ayrı bir risk oluşturduğuna işaret eden Akça, "Diğer istilacı türler daha çok tarımsal zararlıdır ancak Asya kaplan sivrisineği halk sağlığı açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir türdür." dedi.

"Kene istilacı bir böcek değildir"

Akça sözlerini şöyle sürdürdü:

"Toplumda sıkça karıştırılan konulardan biri de kene, bunlar istilacı bir böcek değildir. Zaten böcek de değildir, akar grubunda yer alır. Ancak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nin taşıyıcısı olması nedeniyle insan sağlığı açısından son derece önemlidir. İklim değişikliğiyle birlikte popülasyonunda artış gözlenmektedir."

Küresel ısınma tek neden değil

İstilacı türlerin yayılışının yalnızca iklim değişikliğine bağlanamayacağını belirten Akça, küresel ticaret, lojistik ağları ve insanların hareketliliğinin de önemli rol oynadığını anlattı.

Akça, küresel ısınmanın özellikle yüksek üreme kapasitesine sahip türlerin daha fazla nesil vermesine imkan sağladığına işaret ederek, "Kahverengi kokarca 300'ün üzerinde bitkiyle beslenebiliyor. Bu da neredeyse karşılaştığı her bitkiden beslenebileceği anlamına geliyor. Turunçgil uzun antenli böceği de çok sayıda meyve ve süs bitkisinde yaşayabiliyor. Bu özellikler onların yeni bölgelere uyum sağlamasını kolaylaştırıyor." dedi.

Uluslararası taşımacılığın da istilacı türlerin yayılmasını hızlandırdığını belirten Akça, "Bir kahverengi kokarca kamyonun kasasında değil, dış yüzeyinde bile yüzlerce kilometre taşınabiliyor. Gürcistan sınırından çıkan bir araçla Adana'ya kadar ulaşabiliyor. Bu dayanıklılıkları istilacı olmalarında önemli rol oynuyor." diye konuştu.

Akça, kahverengi kokarcanın 2017'de Türkiye'de görülmeye başladığını, kısa sürede Karadeniz Bölgesi'nden Marmara ve iç kesimlere doğru yayıldığını söyledi.

Mücadelede tek yöntem yeterli değil

İstilacı böceklerle mücadelede sadece ilaçlamanın çözüm olmadığına dikkati çeken Akça, zararlının yaşam döngüsünün ayrıntılı şekilde bilinmesi gerektiğini vurguladı.

Akça, kahverengi kokarcaya karşı birçok ülkede biyolojik mücadelede başarı sağlayan samuray arısının Türkiye'de de farklı bölgelerde doğaya salındığını aktardı.

Yalnızca samuray arısını doğaya bırakmanın yeterli olmadığını, kimyasal mücadelenin de yapılması gerektiğini belirten Akça, mücadelenin uzun süre alabileceğini kaydetti.

Akça, vatandaşların özellikle kışlama döneminde biyosidal ürünlerle koruyucu uygulamalar yapabileceğinin altını çizerek, "Bu tür doğrudan insanı sokan ya da zehirleyen bir böcek değil ancak evlerde yoğun görülmesi nedeniyle yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle yalnızca tarımsal üretim açısından değil, günlük yaşam açısından da önemli bir sorun oluşturuyor." diyerek sözlerini tamamladı.

Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi

TBMM Genel Kurulunda, şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Genel Kurulda kabul edilerek yasalaştı

10.08.2026 07:00:00
AA
 
Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi
Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi

Kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nda değişiklik yapıldı. Buna göre, kapsama ilişkin sınırlamalar kaldırılarak kategorik bir ayrıma gitmeksizin tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarının bir aylık asgari ücretin net tutarından az olmaması yasal güvenceye alınacak.

Kanundaki bir diğer düzenlemeyle, bakıma muhtaç gazi ve malullere net asgari ücretin 2 katı olarak yapılan ödeme, net asgari ücretin 2,5 katına çıkarılacak.

Vazife malulü erbaş ve erler ile güvenlik korucuları, öğrenciler ve sivillerin aylıklarında artış yapılması amacıyla Terörle Mücadele Kanunu'nda da değişikliğe gidildi.

Buna göre, ilgili kanun hükümleri kapsamında bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesinde bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamayacak ve bunlar için Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ilgili fıkrasına göre yapılacak yükseltmelerde aynı derece başlangıç olarak esas alınarak artırılacak. Derece yükselmelerinde yükseköğrenim mezunu gibi işlem yapılacak ve dördüncü dereceye yükselenler için 2 bin 100, üçüncü dereceye yükselenler için 2 bin 200, ikinci dereceye yükselenler için 3 bin, birinci dereceye yükselenler için ise 3 bin 600 ek gösterge rakamı esas alınacak.

Bu hüküm kapsamındakilere bağlanacak aylığın toplam tutarı, 35 bin 398 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan, hak sahiplerinin aylık tutarı ise bulunacak tutarın hisseleri oranı esas alınarak tespit edilecek tutardan az olamayacak. Hüküm uyarınca ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumunca Hazineden tahsil edilecek.

Terörle Mücadele Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, terör eylemleri nedeniyle yaralanmış olmakla birlikte ilgili mevzuata göre malul sayılmayan ancak Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılan kişilerin gösterge tablosu güncellenerek bağlanan aylık miktarları artırılacak.

Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminde ve ayrıca terörle mücadele kapsamında yaralanıp malul sayılmamakla birlikte derece tespiti yapılanların aylıklarına esas gösterge rakamları yükseltilecek. Muharip gazilere tanınan ücretsiz seyahat, elektrik ve su kullanımına yönelik ücretlerde de indirim gibi diğer haklar tanınacak.

Bu düzenlemeler yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.

Mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele yönelik düzenleme

Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen geçici madde ile terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında yaralanan ancak mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanması esası getirilecek.

Düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personeli, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları, Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli, askeri öğrenciler ve güvenlik korucuları kapsama alınacak. Terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya patlayıcı mühimmatın (EYP, mayın, havan, roket, el bombası vb.) vücutta penetran yaralanmaya neden olması, bunların blast (patlama basıncı) ve termal etkileriyle yaralanması ya da terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici yakın muharebe saldırıları sonucu meydana gelen yaralanmalar da kapsama dahil edilecek.

Olay tarihindeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmaması ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğunun en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespitiyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak. Yapılan ödemeler fatura karşılığı Hazinece SGK'ye aktarılacak ve bu kişiler aylık hükümleri hariç 1005 sayılı Kanun kapsamındaki gazilere sağlanan diğer sosyal ve özlük haklarından yararlanabilecek.

Düzenleme, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak. Başvuruların kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde olay tarihindeki kurumlara yapılması gerekiyor. İlgililerin sonradan malul olduklarının tespiti halinde ise vazife malullüğü hükümleri uygulanarak bu maddeye göre bağlanan aylıkları kesilecek.

Bu düzenlemeler 1 Eylül 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddine yönelik düzenleme

Düzenlemeyle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddi, 55 yaşını doldurdukları tarih esas alınarak düzenleniyor.

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanlara bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak.

Bu aylıklar hakkında uygulanacak kanun da belirlendi. Bu düzenleme kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen aylıklar, fatura karşılığında iki ay içerisinde Hazineden tahsil edilebilecek.

Bu düzenleme yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.

Düzenlemenin Genel Kurulda kullanılan 382 oyun tamamını alarak yasalaşmasının ardından gündemdeki diğer kanun tekliflerinin isimlerini okutan TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, komisyonun yerini almaması üzerine birleşimi, saat 11.00'de toplanmak üzere kapattı. 

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş 11 yıl önce uyarmıştı!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz" dedi

10.08.2026 05:30:00
İhlas Haber Ajansı
 
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş 11 yıl önce uyarmıştı!
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş 11 yıl önce uyarmıştı!
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz" dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Türkiye'nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir: Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan; bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti; içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür.

Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir. Bizim için tartışılmaz olan; üniter devlet yapımız, Anayasa'nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil; tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir. Türkiye'nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu; kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye'den geçmektedir" ifadelerini kullandı.



CHP Grubunun sürece yalnızca destek veren değil öncü olan bir anlayışla hareket edeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bizim milliyetçiliğimiz; milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz; kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz; zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye'dir. Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz.

Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz. Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin; düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur" dedi.

Amerika'nın kafasıyla türkiye'yi bölecekler"



Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Kurucu Genel Başkanı merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2015 yılında gerçekleştirdiği bir konuşmada Türkiye siyasetinin geleceğine dair yaptığı iddialı açıklamalar, gerçeğe dönüştürülüyor.

Siyasi gündemdeki gelişmelerin ardından yeniden dolaşıma giren arşiv kaydında Baş, dış güçlerin yönlendirmesiyle üç partinin el altından bir araya gelerek ülkeyi bölme senaryosunu uygulayacağını, ana muhalefetin ise bu duruma sadece tiyatro figüranı olacağını öne sürüyor.

İşte merhum liderin gündemi sarsan o açıklamalarının kendi sözleriyle tam dökümü ve detayları:

"Amerika'nın kafasıyla türkiye'yi bölecekler"

Prof. Dr. Haydar Baş, 2015 yılındaki hitabında Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyasi hamlelerine güvenilmemesi gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullanıyor:

"Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi... Sakın inanmayın! Yapılacak olan iş, bak net Amerika'nın kafası. AK Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi işte beraber yapacak onları. Türkiye'yi bölme senaryosu hayata geçtiğinde el altından üç parti; HDP (HADEP), Milliyetçi Hareket, AK Parti bir olup Türkiye'yi bölecekler."

"CHP göstermelik muhalefet yapacak, bu bir tiyatro"

Meclisteki partilerin rollerinin önceden belirlendiğini iddia eden Baş, CHP'nin rolünü eleştirerek, "Tiyatro bu! ...millet ecnebi kafasıyla hareket edenlere 'evet' dedi... Ben hodri meydan diyorum" ifadeleriyle dönemin siyasi gidişatını sert sözlerle eleştiriyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.