Sabır taştı. Bu süreçte sabrı taşanlar mı suçlu yoksa sabrı taşıranlar mı? Bu soruya şöyle son 11 yılın kısa özgeçmişine bakara cevap aralayalım… Terör zirve yaptı ve hükümet “açılım” adı altında, teröriste teslim oldu. Kemal Derviş yasaları dört dörtlük uygulandı. Bütün milli kurumlarımız satıldı. Yer altı kaynaklarımız satıldı. Yerüstü kaynaklarımız satıldı. Kimlere, sorusunun cevabında illaki bir Yahudi ismi var… Yapılan her ihalede değerinin altında fiyat, şüphe ve şaibe iddiaları ortaya çıktı.Milli Eğitim kevgir oldu. Her bakan kafasına göre uygulamalara gitti. Sağlık sistemi, halkın sağlık vermekten çok halktan daha fazla nasıl para alabilirim tezleri geliştirme gayret ve uygulamalarına girdi. Bir olan bu milleti, devleti yöneten en üst düzey yöneticiler tarafından hem etnik hem de mezhepsel tanımlamalarla, hatta direk söylemlerle ayrıştırmalarına, ötelemelerine şahit olduk. Bu topraklar üzerinde emelleri olmayanlarla değil, tam aksine bu toprakları her daim elde etmek isteyenlerle AKP dost oldu. Muhalefet ise onlara göreve hazırız, çağrısı yaptı. Yani on yıldır bu topraklara fırtına ekildi. İyi de fırtına bu milleti, bunca zamandır neden savurmadı?Bir kesim insan, Erdoğan’ı Kuran okurken, Kuran’a el basarken, camilere giderken gördü. Meydanlardan verdiği ince dini mesajlara kandı. Başka bir kesim, Erdoğan’ın, papaz heykeli altında AB’ye imza atmasını gördü. Fransızlara bile Fransız kalmayı, anlatışına hayran bıraktı. Bir başka kesim, Erdoğan’ın, ABD başkanları karşısında bacak bacak üstüne atmasına kandı.Artan borcu, cari açığı, terörü, sosyal sınıflar arasında her daim artan uçurumu, milli ve manevi değerlerimizin her gün tartışılır olmasını, bölgesinde yalnızlaşan Türkiye’yi ve “ben ne dersem odur”, mantığını görmedi veya görmekte gecikti.İşte buna aldanan iktidar; ileri demokrasiyi(!) devreye koyarak medyayı, askeri, polisi, sermaye gruplarını, sosyal toplum örgütlerinin önemli bir kısmını, cemaati ve cemaatin cübbeli versiyonlarını da yanına alarak; “Ben ne dersem odur”, anlayışını ortaya koydu. Erdoğan’ın unuttuğu ise bu milletin “Türk Milleti” olduğu gerçeğiydi. Şarapçısı da, alkoliği de, dindarı da, namaz kılanı da, kılmayanı da vs. yeri geldi mi yan yanadır, saf safadır. Neden bu günleri yaşıyoruz? Birincisi açıktır ki, hükümet ulus devlet anlayışını yıkmak istiyor. Bu hükümetin kendi arzusu mu? Tabi ki, hayır... Bu emperyalizmin 21. Yüz yıl dünyayı ele geçirme oyunudur.Eski CIA ajanı Philip Agee diyor ki;-“Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarımız için bir araçtı. Özgür seçimler demek, gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara, gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir.Hür sendikalar demek, bizim, kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demektir. Basın özgürlüğü demek, bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlayan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demektir.” (Prof. Dr. Haydar Baş Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:105–06)Yaklaşık 2,5 yıl önce Prof. Dr. Haydar Baş’ın, gazetemize yaptığı açıklama sanki bugünlerin bir tasviri ve gelecek tehlikeyi haber verir nitelikteydi.“Her yangın küçük bir kıvılcımla başlar. Bunu herkesin çok iyi bilmesi lazım… Hiçbir zaman alev alev gördüğünüz o yangınlar bir anda o şekle gelmemiştir. Bir kıvılcımla başlar, bir de bakarsın ki koskocaman binaları, mahalleleri yok etmiş… Şimdi sosyal olayların vukuu da aynen bunun gibidir. Bir kıvılcımla başlar ama sonucun ne olacağını kimse tahmin edemez. O bakımdan siyasilere düşen görev hastalığın teşhisidir. Vatandaş devletinden bir şey ister. Bunu önce hukuki yollarla ister. Devlet vatandaşa bunu verirse ne ala. Vermediyse vatandaş hukuku terk eder. Sen şimdi yargıyı da eline alsan, istediğin gibi tahakküm etme imkânın da olsa, yarın öyle bir durum gelir ki yargıyı da kimse dinlemez. İnsanların bir doyum noktası vardır. O noktaya geldi mi her şey kökünden biter… … Hiçbir zaman sarsılmaz gözüyle bakılan komünizm bile bitti. Hem de bir gecede bitti. Dolayısıyla despot bir idare ilânihaye devam edemez. Hele bu konuda acemi olan insanlar bunu hiç devam ettiremez… Vatandaşları dinlememiz lazım. Bunları küçümsediğiniz zaman siz, kendinizi imha ediyorsunuz. Siyaset çare bulma makamıdır…” (Yeni Mesaj 21-01-2011)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- DEAŞ’lılar Türk vatandaşı olamaz mı? / 08.01.2026
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
- Zamanın sonunda yaşadığımızın farkında değil misiniz? / 01.01.2026
- Bilal Erdoğan-Oktay Saral / 29.12.2025
- Yunus Emre Vakfı ve Ünsal Ban / 28.12.2025
- Komisyon süresi neden uzatıldı? / 27.12.2025
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
- Zamanın sonunda yaşadığımızın farkında değil misiniz? / 01.01.2026
- Bilal Erdoğan-Oktay Saral / 29.12.2025
- Yunus Emre Vakfı ve Ünsal Ban / 28.12.2025
- Komisyon süresi neden uzatıldı? / 27.12.2025





























































































