Tarihin sahifeleri nice yenilmez denen kralların, yıkılmaz denen imparatorlukların, lüks, şatafat içinde yaşayan halkların hikayeleri ile doludur.
Hepsi yıkıldı, silindi, gitti. Peki, o kadar güç, kuvvet, servet, zamanın şartlarına göre devasa ordulara vs. rağmen neden yıkıldılar, neden yok oldular?
Firavunlardan, Nemrutlardan, Roma'dan, Osmanlı'dan, SSCB'ye kadar bu yok oluşların temelinde hep aynı maddeler var.
Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti tarihte kurulmuş 17'ci büyük Türk devletidir. 16 devletin yıkılışına baktığımızda da yine aynı maddeler var. Yani tarih hep tekerrür ediyor.
'Yıkıldı' dediğimiz krallıklar, imparatorluklar, devletler bir gece ansızın yıkılmadı. Yapılan her yanlış ve o yanlışta ısrar tabir yerinde ise damlaya damlaya göl oldu ve son bir damla ile sel olup ne var ne yok aldı, götürdü…
Devletlerin çöküşünün sebeplerine baktığımızda ilk sıralarda adaletten zulme geçişi görüyoruz. Bu geçiş liyakatsizliği, liyakatsizlikte menfaatçiliği tetikliyor.
Haliyle ekonomik kriz ve halkların açlığa mahkumiyeti sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Ama karşımızda öylece durmuyor.
Ekonomik kriz ve halkın açlığa mahkumiyeti, o devlet üzerinde hedefleri olan başka devlet ve yapıları harekete geçiriyor.
Önce ahlaki değerler halkın elinde alınıyor. Rüşvet, faiz, fuhuş, zina, cinayet, gasp, hırsızlık, mafya, sokak çeteleri vs. güvensiz bir toplum ortaya çıkarılıyor.
Ardından etnik ve mezhepsel farklılıklar karşı karşıya getirilip, kardeş kardeşe düşman ediliyor.
O kıssa
Sayın Erdoğan'da yıllar önce bu kıssayı anlatmıştı! Moğol İmparatoru Hülâgû, aynen bugün ABD-NATO ve İsrail'in yaptığı gibi İslam coğrafyasını yerle bir etmiş, milyonlarca Müslümanı katletmişti.
Hülagu kurduğu karargahından Bağdat'a, 'en bilgiliniz, aliminiz ile görüşmek istiyorum' haberini göndermişti.
Aynen bugünkü gibi o günde ünlü alimler, hayatlarından endişe ettikleri için gerçekleri dile getirmekten kaçıp, birçok mazeret ortaya koyarak kaytardılar.
Daha 18 yaşlarında olan Kadıhan Hazretleri ise Hak için hakkı dile getirmek için bu teklifi kabul etti ve Hulagu'nun karargahına gitti.
Hülagu: 'Söyle bakalım, beni buralara getiren sebep nedir? Sizin topraklarınızı istila etmemi ne sağladı?'
Kadıhan: 'Seni buralara bizim amellerimiz getirdi. Biz, Allah'ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilmedik. Zevk, sefa ve israfa daldık. Adaletten uzaklaşıp zulmetmeye başladık. Birbirimizle uğraşmaktan birlik olamadık. Cenab-ı Hak da elimizdeki nimetleri almak üzere, ceza olarak seni bizim üzerimize gönderdi'.
Hülagu: 'Peki, beni buradan kim gönderebilir, beni nasıl yeneceksiniz?'
Kadıhan: 'O da bize bağlı. Biz ne zaman özümüze dönüp toparlanırsak, bize verilen nimetlerin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden ve birbirimizle didişmekten vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda bir gün bile duramazsın'.
İki sonuç
Birincisi: ABD'yi, NATO'yu, İsrail'i bu coğrafyaya getiren Türkiye'yi, Mısır'ı, Arabistan'ı, Katar'ı vs. İslam devletlerini yönetenler ve din adına, bilim adına toplumun önüne çıkanlardır.
İkincisi yani yurt içine gelirsek! İktidarı, muhalefeti, medyası, akademisyeni ve dini yapıların önde gelenleri zengin, lüks ve şatafat içinde mi? Evet.
Güçlü, zayıfı eziyor mu? Evet, Adalet, güçlüden yana mı? Evet.
Çalışan emeğinin karşılığını alabiliyor mu? Hayır.
Eğitimden sağlığa gelire, statüye göre bir ayrımcılık var mı? Evet.
Rüşvet, torpil, adam kayırma sıradanlaştı mı? Evet,
Ehliyetin yerini sadakat ve liyakatsizlik aldı mı? Evet.
Din adamları ve akademisyenler olaylar karşısında gerçeği, hakkı ve hak olanı dile getirmek yerine birilerini aklama, öne çıkarma gayretinde mi? Evet.
Topluma yanlışın doğru, doğrunun yanlış olarak anlatıldığında ve itirazı olanlar zulme uğradığında ses çıkaran var mı? Yok, çok az.
Milli ve manevi değerler istismar edilirken, katillerle, zalimlerle, hainlerle dostluklar kurulup, istişareler yapılıp, ortak paydalar aranıyor mu? Evet. Peki, toplum bunu 'umut' olarak görüyor mu? Maalesef! O zaman tarihin tekerrürü kaçınılmazdır.
Devletimizin varlığı, milletimizin bütünlüğü için tarihin tekerrür ettirmememiz lazım.
Nasılını, Kadıhan, Moğol İmparatoruna söylemişti: 'O da bize bağlı. Biz ne zaman özümüze dönüp toparlanırsak, bize verilen nimetlerin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden ve birbirimizle didişmekten vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda bir gün bile duramazsın'.
Hepsi yıkıldı, silindi, gitti. Peki, o kadar güç, kuvvet, servet, zamanın şartlarına göre devasa ordulara vs. rağmen neden yıkıldılar, neden yok oldular?
Firavunlardan, Nemrutlardan, Roma'dan, Osmanlı'dan, SSCB'ye kadar bu yok oluşların temelinde hep aynı maddeler var.
Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti tarihte kurulmuş 17'ci büyük Türk devletidir. 16 devletin yıkılışına baktığımızda da yine aynı maddeler var. Yani tarih hep tekerrür ediyor.
'Yıkıldı' dediğimiz krallıklar, imparatorluklar, devletler bir gece ansızın yıkılmadı. Yapılan her yanlış ve o yanlışta ısrar tabir yerinde ise damlaya damlaya göl oldu ve son bir damla ile sel olup ne var ne yok aldı, götürdü…
Devletlerin çöküşünün sebeplerine baktığımızda ilk sıralarda adaletten zulme geçişi görüyoruz. Bu geçiş liyakatsizliği, liyakatsizlikte menfaatçiliği tetikliyor.
Haliyle ekonomik kriz ve halkların açlığa mahkumiyeti sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Ama karşımızda öylece durmuyor.
Ekonomik kriz ve halkın açlığa mahkumiyeti, o devlet üzerinde hedefleri olan başka devlet ve yapıları harekete geçiriyor.
Önce ahlaki değerler halkın elinde alınıyor. Rüşvet, faiz, fuhuş, zina, cinayet, gasp, hırsızlık, mafya, sokak çeteleri vs. güvensiz bir toplum ortaya çıkarılıyor.
Ardından etnik ve mezhepsel farklılıklar karşı karşıya getirilip, kardeş kardeşe düşman ediliyor.
O kıssa
Sayın Erdoğan'da yıllar önce bu kıssayı anlatmıştı! Moğol İmparatoru Hülâgû, aynen bugün ABD-NATO ve İsrail'in yaptığı gibi İslam coğrafyasını yerle bir etmiş, milyonlarca Müslümanı katletmişti.
Hülagu kurduğu karargahından Bağdat'a, 'en bilgiliniz, aliminiz ile görüşmek istiyorum' haberini göndermişti.
Aynen bugünkü gibi o günde ünlü alimler, hayatlarından endişe ettikleri için gerçekleri dile getirmekten kaçıp, birçok mazeret ortaya koyarak kaytardılar.
Daha 18 yaşlarında olan Kadıhan Hazretleri ise Hak için hakkı dile getirmek için bu teklifi kabul etti ve Hulagu'nun karargahına gitti.
Hülagu: 'Söyle bakalım, beni buralara getiren sebep nedir? Sizin topraklarınızı istila etmemi ne sağladı?'
Kadıhan: 'Seni buralara bizim amellerimiz getirdi. Biz, Allah'ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilmedik. Zevk, sefa ve israfa daldık. Adaletten uzaklaşıp zulmetmeye başladık. Birbirimizle uğraşmaktan birlik olamadık. Cenab-ı Hak da elimizdeki nimetleri almak üzere, ceza olarak seni bizim üzerimize gönderdi'.
Hülagu: 'Peki, beni buradan kim gönderebilir, beni nasıl yeneceksiniz?'
Kadıhan: 'O da bize bağlı. Biz ne zaman özümüze dönüp toparlanırsak, bize verilen nimetlerin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden ve birbirimizle didişmekten vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda bir gün bile duramazsın'.
İki sonuç
Birincisi: ABD'yi, NATO'yu, İsrail'i bu coğrafyaya getiren Türkiye'yi, Mısır'ı, Arabistan'ı, Katar'ı vs. İslam devletlerini yönetenler ve din adına, bilim adına toplumun önüne çıkanlardır.
İkincisi yani yurt içine gelirsek! İktidarı, muhalefeti, medyası, akademisyeni ve dini yapıların önde gelenleri zengin, lüks ve şatafat içinde mi? Evet.
Güçlü, zayıfı eziyor mu? Evet, Adalet, güçlüden yana mı? Evet.
Çalışan emeğinin karşılığını alabiliyor mu? Hayır.
Eğitimden sağlığa gelire, statüye göre bir ayrımcılık var mı? Evet.
Rüşvet, torpil, adam kayırma sıradanlaştı mı? Evet,
Ehliyetin yerini sadakat ve liyakatsizlik aldı mı? Evet.
Din adamları ve akademisyenler olaylar karşısında gerçeği, hakkı ve hak olanı dile getirmek yerine birilerini aklama, öne çıkarma gayretinde mi? Evet.
Topluma yanlışın doğru, doğrunun yanlış olarak anlatıldığında ve itirazı olanlar zulme uğradığında ses çıkaran var mı? Yok, çok az.
Milli ve manevi değerler istismar edilirken, katillerle, zalimlerle, hainlerle dostluklar kurulup, istişareler yapılıp, ortak paydalar aranıyor mu? Evet. Peki, toplum bunu 'umut' olarak görüyor mu? Maalesef! O zaman tarihin tekerrürü kaçınılmazdır.
Devletimizin varlığı, milletimizin bütünlüğü için tarihin tekerrür ettirmememiz lazım.
Nasılını, Kadıhan, Moğol İmparatoruna söylemişti: 'O da bize bağlı. Biz ne zaman özümüze dönüp toparlanırsak, bize verilen nimetlerin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden ve birbirimizle didişmekten vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda bir gün bile duramazsın'.
Akın Aydın / diğer yazıları
- O imparatorluklar bir gecede yıkılmadı / 03.08.2026
- İktidar partisi makyaj tazelemeye çalışıyor / 31.07.2026
- Lafa değil halinize bakın! / 30.07.2026
- Bu 15 Temmuz’da da destan (!) yazdılar / 21.07.2026
- Kıbrıs’ta savaş hazırlıkları / 20.07.2026
- Destanı millet yazdı, sefasını iktidar sürüyor / 15.07.2026
- ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ diyenler nerede? / 13.07.2026
- 6. Filo’dan Ankara’daki NATO Zirvesine / 12.07.2026
- NATO sonuç bildirisi / 10.07.2026
- NATO zirvesinde hiç İslam aklınıza gelmedi mi? / 09.07.2026
- İktidar partisi makyaj tazelemeye çalışıyor / 31.07.2026
- Lafa değil halinize bakın! / 30.07.2026
- Bu 15 Temmuz’da da destan (!) yazdılar / 21.07.2026
- Kıbrıs’ta savaş hazırlıkları / 20.07.2026
- Destanı millet yazdı, sefasını iktidar sürüyor / 15.07.2026
- ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ diyenler nerede? / 13.07.2026
- 6. Filo’dan Ankara’daki NATO Zirvesine / 12.07.2026
- NATO sonuç bildirisi / 10.07.2026
- NATO zirvesinde hiç İslam aklınıza gelmedi mi? / 09.07.2026


























































