ABD ve AB ülkeleri, BM ve NATO, Rusya’nın ve Çin’in BM’deki vetosu sebebiyle Suriye konusunda adım atamazken, Türkiye, Suriye yönetimine karşı tutumunu sertleştirdi.
Başbakan Erdoğan, Suriye yönetimini sıkıştırmak amacıyla tampon bölge dahil her seçeneğin masada olduğunu açıkladı; Dışişleri Bakanlığı ise, Suriye’nin başkenti Şam’daki büyükelçiliğin konsolosluk bölümünü 22 Mart’ta kapatacağını duyurdu.
Tabi “bayram değil, seyran değil bu ne hız” demeden geçemiyoruz.
Askerimizin başına çuval geçiren ABD’ye, 9 Türk vatandaşını uluslar arası sularda katleden İsrail’e, Türkiye üzerindeki hesaplarını asla gizlemeyen Ermenistan’a, Türkiye’deki bölücü faaliyetlere olan desteği aşikar olan Barzani yönetimine, Türk askerini işgalci diyen Kıbrıs Rum Kesimi’ne, Türkiye’yi tek tehdit olarak gören Yunanistan’a, Türk milletine resmen soykırımcı diyen Fransa’ya, PKK’ya desteği aleni olan Danimarka’ya ve bilumum Türk ve Türkiye düşmanı ülkelere bu tavrı göstermezken, Suriye’ye tavırdaki bu hız nedir?
Ankara kulislerinde, Nisan ayı gibi Suriye’de tampon bölge girişiminin başlatılacağı söylemleri dolaşıyor.
Hatay Reyhanlı’da bulunan mülteci kampındaki yoğunluk bizlere bir takım işaretler veriyor. Bir Dışişleri yetkilisi, Türkiye’ye girenlerin sayısının 14 bin 750’yi bulduğunu açıkladı.
Ayrıca Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki Türklere “yurda dönün” çağrısı yaptı.
Türkiye bombayı eline aldı ve pimini de çekti, ama Türkiye’yi bu anlamsız maceraya sürükleyenler emin olun ki bu bombanın Türkiye’nin elinde patlamasını istiyorlar.
Bir tahminde bulunursak, ABD ve yandaşları Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ın kuzeyiyle birleşecek şekilde bir tampon bölge oluşturmak istiyor. Burası yakın bir gelecekte Suriye’nin Kürdistan’ı olacak. Diğer bir ifadeyle ABD’nin, Irak’ta olduğu gibi, Suriye içindeki güvenli bölgesi olacak. BM’deki Rusya ve Çin vetosuna rağmen, ABD’nin böyle bir tampon bölge oluşturması mümkün değil. Bu sebeple bu tehlikeli görev Türkiye’ye verildi.
Türk siyasiler başlangıçta biraz ayak dittiler ama ülke içinde yaşanan bir takım alternatif taşeron arayışları Türk siyasileri bu noktada istenileni yapmaya zorladı. Gelişmelere ve yapılan açıklamalara bakılırsa buna “hayır” demediler.
Suriye’nin kuzeyinde oluşturulması planlanan bölgenin, Suriye yönetimine rağmen orada yaşayan insanlarla oluşturulması mümkün gözükmüyordu.
Bu sebeple, buranın müstakbel yerleşimcileri burada oluşturulacak Kürdistan için hazırlanmak üzere Türkiye coğrafyasına transfer edildi. Böylece eğitim, siyaset, diplomasi, ordu gibi bir devlet idaresi için gerekli olan her konuda eğitim alabileceklerdi.
Hatırlarsanız, ABD benzer bir uygulamayı Irak’ın kuzeyi için de yapmış fakat Türkiye coğrafyası o günlerde bu kadar müsait olmadığı için bu eğitim işini ABD’nin bir adasında gerçekleştirmişti. 2 bin Iraklı, özel eğitim için buraya götürülmüş ve Irak’ın kuzeyi hazır hale gelince burada sürece hazırlanmışlardı
Şimdi benzer bir tampon bölge, Türkiye eliyle oluşturulmak isteniyor ve Türkiye’nin kendi eliyle beslediği yerleşimciler ardından buraya yerleştirilecek.
Fakat Türk siyasilerin hesaba katmadıkları bir husus var: Rusya böyle bir dış müdahaleye müsaade etmeyeceğini açıkça beyan etti. BM’den karar çıkmadan yapılan bir tampon bölge müdahalesi uluslar arası hukuka tamamen terstir.
Türkiye, Saddam gibi bir hukuksuzluğa imza atarsa, çıkabilecek savaş sadece Türkiye–Suriye arasında olmaz. Bu tehlikeli adım neticesinde, odak noktası Türkiye olan bir dünya savaşı çıkabilir ve bundan en fazla zarar gören ülke de Türkiye olur.
Bugün Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini en çok hatırlamamız gereken zamandır.
Başbakan Erdoğan, Suriye yönetimini sıkıştırmak amacıyla tampon bölge dahil her seçeneğin masada olduğunu açıkladı; Dışişleri Bakanlığı ise, Suriye’nin başkenti Şam’daki büyükelçiliğin konsolosluk bölümünü 22 Mart’ta kapatacağını duyurdu.
Tabi “bayram değil, seyran değil bu ne hız” demeden geçemiyoruz.
Askerimizin başına çuval geçiren ABD’ye, 9 Türk vatandaşını uluslar arası sularda katleden İsrail’e, Türkiye üzerindeki hesaplarını asla gizlemeyen Ermenistan’a, Türkiye’deki bölücü faaliyetlere olan desteği aşikar olan Barzani yönetimine, Türk askerini işgalci diyen Kıbrıs Rum Kesimi’ne, Türkiye’yi tek tehdit olarak gören Yunanistan’a, Türk milletine resmen soykırımcı diyen Fransa’ya, PKK’ya desteği aleni olan Danimarka’ya ve bilumum Türk ve Türkiye düşmanı ülkelere bu tavrı göstermezken, Suriye’ye tavırdaki bu hız nedir?
Ankara kulislerinde, Nisan ayı gibi Suriye’de tampon bölge girişiminin başlatılacağı söylemleri dolaşıyor.
Hatay Reyhanlı’da bulunan mülteci kampındaki yoğunluk bizlere bir takım işaretler veriyor. Bir Dışişleri yetkilisi, Türkiye’ye girenlerin sayısının 14 bin 750’yi bulduğunu açıkladı.
Ayrıca Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki Türklere “yurda dönün” çağrısı yaptı.
Türkiye bombayı eline aldı ve pimini de çekti, ama Türkiye’yi bu anlamsız maceraya sürükleyenler emin olun ki bu bombanın Türkiye’nin elinde patlamasını istiyorlar.
Bir tahminde bulunursak, ABD ve yandaşları Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ın kuzeyiyle birleşecek şekilde bir tampon bölge oluşturmak istiyor. Burası yakın bir gelecekte Suriye’nin Kürdistan’ı olacak. Diğer bir ifadeyle ABD’nin, Irak’ta olduğu gibi, Suriye içindeki güvenli bölgesi olacak. BM’deki Rusya ve Çin vetosuna rağmen, ABD’nin böyle bir tampon bölge oluşturması mümkün değil. Bu sebeple bu tehlikeli görev Türkiye’ye verildi.
Türk siyasiler başlangıçta biraz ayak dittiler ama ülke içinde yaşanan bir takım alternatif taşeron arayışları Türk siyasileri bu noktada istenileni yapmaya zorladı. Gelişmelere ve yapılan açıklamalara bakılırsa buna “hayır” demediler.
Suriye’nin kuzeyinde oluşturulması planlanan bölgenin, Suriye yönetimine rağmen orada yaşayan insanlarla oluşturulması mümkün gözükmüyordu.
Bu sebeple, buranın müstakbel yerleşimcileri burada oluşturulacak Kürdistan için hazırlanmak üzere Türkiye coğrafyasına transfer edildi. Böylece eğitim, siyaset, diplomasi, ordu gibi bir devlet idaresi için gerekli olan her konuda eğitim alabileceklerdi.
Hatırlarsanız, ABD benzer bir uygulamayı Irak’ın kuzeyi için de yapmış fakat Türkiye coğrafyası o günlerde bu kadar müsait olmadığı için bu eğitim işini ABD’nin bir adasında gerçekleştirmişti. 2 bin Iraklı, özel eğitim için buraya götürülmüş ve Irak’ın kuzeyi hazır hale gelince burada sürece hazırlanmışlardı
Şimdi benzer bir tampon bölge, Türkiye eliyle oluşturulmak isteniyor ve Türkiye’nin kendi eliyle beslediği yerleşimciler ardından buraya yerleştirilecek.
Fakat Türk siyasilerin hesaba katmadıkları bir husus var: Rusya böyle bir dış müdahaleye müsaade etmeyeceğini açıkça beyan etti. BM’den karar çıkmadan yapılan bir tampon bölge müdahalesi uluslar arası hukuka tamamen terstir.
Türkiye, Saddam gibi bir hukuksuzluğa imza atarsa, çıkabilecek savaş sadece Türkiye–Suriye arasında olmaz. Bu tehlikeli adım neticesinde, odak noktası Türkiye olan bir dünya savaşı çıkabilir ve bundan en fazla zarar gören ülke de Türkiye olur.
Bugün Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini en çok hatırlamamız gereken zamandır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD-İran geriliminde Türkiye arabulucu olmalı mı? / 03.02.2026
- ABD, bu şartlarda İran’a saldırabilir mi? / 31.01.2026
- Hukuku tanımayan ülkenin parasını kimse tanımaz! / 30.01.2026
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- ABD, bu şartlarda İran’a saldırabilir mi? / 31.01.2026
- Hukuku tanımayan ülkenin parasını kimse tanımaz! / 30.01.2026
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
























































































