logo
05 KASIM 2026

Tarladan borsaya: Suyun fiyatı

05.11.2026 00:00:00
 

Önceki yazıyı, kovadaki çay kaşığının küçüldüğünü ve onu paylaşmak isteyenlerin çoğaldığını söyleyerek bitirdik. Peki o kaşığı en çok kim içiyor? Cevap şaşırtıcı: biz değil, tabaklarımız. Dünyada çekilen tatlı suyun yüzde 72'si tarlaya gidiyor. Türkiye'de bu oran yüzde 70'in üzerinde. Musluktan akan su hikâyenin küçük bir parçası. Asıl su, yediğimiz ekmeğin, içtiğimiz kahvenin, giydiğimiz gömleğin içinde saklı.

Görünmeyen su

Londra'daki King's College'dan coğrafyacı Tony Allan, 1993'te bu saklı suya bir isim verdi: "sanal su." Bir ürünü üretmek için harcanan suya o ürünün su ayak izi deniyor. Su Ayak İzi Ağı'nın hesaplarına göre bir kilo buğday için yaklaşık 1.300 litre, bir fincan kahve için 140 litre, bir kilo sığır eti için 15.500 litre su gerekiyor. WWF'ye göre tek bir pamuklu tişört 2.700 litre suya mal oluyor. Bu suyun büyük kısmı tarlaya yağan yağmurdur, sulama suyu da çoğu yerde neredeyse bedavaya kullanılır. Bu yüzden ürünün etiketinde suyun bedeli görünmez.

Allan'ın asıl buluşu bir soruya cevap veriyordu: Suyu bu kadar az olan Orta Doğu nasıl hâlâ ayakta? Cevap, buğday gemileriydi. Bölge, yetiştiremeyeceği gıdayı ithal ederek aslında başka ülkelerin suyunu ithal ediyordu. Bir ton buğday satın alan ülke, kendi topraklarında harcamak zorunda kalacağı yaklaşık 1.300 ton suyu da satın almış oluyordu. Bu fikir Allan'a 2008'de suyun Nobel'i sayılan Stockholm Su Ödülü'nü kazandırdı.

Suyun görünmeyen ticareti

Su borularla değil, gemilerdeki tahılla, uçaklardaki çiçekle, kamyonlardaki pamukla dünyayı dolaşıyor. Twente Üniversitesi'nden Arjen Hoekstra ile Mesfin Mekonnen'in hesabına göre ürünlerin içinde saklı olarak ülkeler arasında el değiştiren su yılda yaklaşık 2.320 milyar metreküp. Bu, insanlığın toplam su ayak izinin beşte biri. En büyük net ihracatçılar ABD ve Avustralya gibi suyu bol, zengin ülkeler. En büyük ithalatçılar ise Japonya ve Avrupa.

Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Bu ticarette kurak ve yoksul ülkeler de kıt sularını satıyor, üstelik çoğu zaman bunun farkına bile varmadan.

Kenya'nın Naivasha Gölü kıyısındaki seralarda yetişen güller Avrupa'daki vazolara gidiyor. Hoekstra'nın ekibinin hesabına göre bu çiçeklerle her yıl ortalama 16 milyon metreküp su ihraç ediliyor ve bunun yüzde 69'u Hollanda'ya gidiyor. Çiçek ihracatı 2005'te 352 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde gölün seviyesi, sulama olmasaydı olacağından yaklaşık 3,5 metre aşağıdaydı. Bir Avrupa evindeki gül buketi, Kenya'daki bir gölün küçük bir parçasını taşıyor.

Peru'nun Ica vadisi bir çöl. Tek suyu, And Dağları'ndan inen nehirler ve onların beslediği yeraltı suları. Ama Peru bu çölde yetiştirdiği kuşkonmazla dünyanın en büyük kuşkonmaz ihracatçısı oldu. İhracatçı şirketler akiferden yalnızca kuyu açma ve işletme masrafıyla su çekti. Su seviyesi düştükçe küçük çiftçiler daha derin kuyu açamaz hâle geldi ve bazıları tarlasını terk etti. Ica'nın kuşkonmazı Avrupa'nın ve ABD'nin marketlerine gitti, vadinin suyu ise geri gelmedi.

Hindistan dünyanın en büyük pirinç ihracatçısı. Bir çalışmaya göre ülke 2018-19'da yalnızca pirinç ticaretiyle 24 milyar metreküpten fazla su ihraç etti. Aynı dönemde pirinç ambarı Pencap ve Haryana'da yeraltı suyu, on yıl önce 9 metre derinlikteyken bugün 24 ila 60 metreye çekildi. Hindistan, bir yandan su kıtlığıyla boğuşurken bir yandan da suyunu gemilere yüklüyor.

Bu hikâyenin bilinen ilk büyük faciası Sovyetler'in Orta Asya'da pamuk için Aral Gölü'nü besleyen nehirleri kurutmasıydı. Dünyanın en büyük göllerinden biri, ucuz pamuk uğruna çöle döndü. Suudi Arabistan ise tersini denedi. 1980'lerde bir daha dolmayacak fosil yeraltı sularıyla buğday yetiştirdi, hatta ihraç etti. Akiferler boşalınca 2015-16'da buğday üretimini bitirdi ve bu kez başkasının suyuna yöneldi. Suudi süt devi Almarai'nin bir yan kuruluşu, ABD'nin Arizona çölünde yonca yetiştirip Suudi ineklerine göndermeye başladı. Ekim 2023'te Arizona Valisi Katie Hobbs, şirketin yeraltından "ücretsiz ve aşırı miktarda" su çektiği gerekçesiyle kiralamasını iptal etti.

Aynı soru Konya'da da soruluyor. PANKOBİRLİK Genel Başkanı Ramazan Erkoyuncu'ya göre ovada yeşil ürünlerin sulanmasında kullanılan suyun yüzde 90-95'i yeraltından geliyor ve pancar sezonda çoğunlukla 10-12 kez sulanıyor. Oysa 5-6 sulamayla da yüksek verim alan üreticiler var. İlk yazıda gördüğümüz obruklar, kısmen bu tercihlerin eseri.

Bütün bu örneklerin ortak noktası aynı: Ürünün fiyatında suyun bedeli yok. O bedeli Naivasha'nın balıkçısı, Ica'nın küçük çiftçisi, Pencap'ın kuyusu her yıl biraz daha derine inen köylüsü ödüyor.

Hayatın kaynağı bir mal olduğunda

Sanal su görünmez bir ticaretse, bir de çok görünür bir ticaret var: suyun kendisinin alınıp satılması. 2000'de Bolivya'nın Cochabamba şehrinde su özelleştirildi ve ABD'li Bechtel'in ortağı olduğu bir şirkete verildi. Birçok hanenin faturası ikiye katlandı, halk sokağa döküldü. Protestolarda en az yedi kişi öldü ve şirket Nisan 2000'de ülkeyi terk etti. 7 Aralık 2020'de ise su borsaya girdi. Dünyanın en büyük vadeli işlem borsası CME, Kaliforniya'daki su fiyatına bağlı kontratları işleme açtı.

Şişe suyu da başlı başına bir ekonomi. BM Üniversitesi'ne göre dünyada yılda yaklaşık 350 milyar litre şişe suyu tüketiliyor ve pazar 270 milyar doları buluyor. Raporun tespiti çarpıcı: Güvenli suya erişemeyen yaklaşık iki milyar insana bu suyu ulaştırmanın yıllık maliyeti, dünyanın şişe suyuna harcadığının yarısından az.

28 Temmuz 2010'da BM Genel Kurulu, Bolivya'nın önerisiyle temiz suya erişimi bir insan hakkı olarak tanıdı. Karar 122 oyla kabul edildi, karşı oy çıkmadı ama 41 ülke çekimser kaldı.

Daha önce kaleme aldığım "Paslanmayan Kuyular" yazısında bu çelişkiyi şöyle anlatmıştım: Su kâğıt üzerinde bir insan hakkı olarak tanımlanıyor, ama bir pazar malı olarak işlev görmediği her yerde ihmal ediliyor. Petrol kuyuları paslanmıyor, çünkü onları çalışır tutan kâr var. Su kuyuları paslanıyor, çünkü onları çalışır tutacak kâr yok.

İkilem burada keskinleşiyor. Piyasa savunucularına göre fiyatı olmayan şey israf edilir. Tarımda neredeyse bedava olan su, damla sulamaya geçmeyi gereksiz kılıyor. Karşı görüşe göre ise piyasa suyu en çok ödeyene verir ve hayatın kaynağı ödeme gücüne göre dağıtılamaz.

Bence bu ikilemin çözümü, suyu ikiye ayırmaktan geçiyor. İnsanın içmesi, yıkanması ve yaşaması için gereken asgari su bir haktır ve kimse ondan parası yetmediği için mahrum bırakılamaz. Uluslararası standartlarda bu mutlak alt sınır kişi başına günde 20 litre. BM'nin su hakkı raportörlüğü ise hakkın tam olarak karşılanması için 50-100 litreyi hedef gösteriyor. Bu bir hayal değil. Güney Afrika 2001'de her haneye ayda 6.000 litre suyu ücretsiz vermeye başladı ve yalnızca ilk yılda 27 milyon insan bundan yararlandı. İstanbul'da da "İnsani Su Hakkı" adıyla ilk 2 metreküpe indirim uygulanıyor. O sınırın ötesinde ise, yani tarlada, fabrikada ve ihracat gemisinde, suyun gerçek bedeli görünür olmalıdır. Asıl soru suyun bir fiyatının olup olmayacağı değil, o fiyatı kimin ödeyeceğidir.

Ama suyun bedelini tartışabilmek için önce suyun kime ait olduğunu bilmek gerekir. Bir nehir birkaç ülkeden geçiyorsa, o suyun sahibi kimdir? Bir sonraki yazıda nehrin yukarısında oturanların gücüne, aşağıda bekleyenlere ve suyun bir silaha dönüştüğü yerlere bakacağız.

 
 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.