Türkiye ekonomisinde giderek belirginleşen bir çelişkiyle karşı karşıyayız.
Esnaf işlerin durgunluğundan, sanayici siparişlerin azalmasından, işletmeler finansmana erişememekten, vatandaş ise geçim sıkıntısından şikâyet ediyor. Piyasada nakit sıkışıklığı yaşanırken yüksek faizler ekonomik faaliyetleri zorluyor.
Ancak bütün bunlara rağmen fiyatlar artmaya devam ediyor. Üstelik ekim ayında fiyat artışlarının hızı da yükseldi.
Peki, piyasada para ve iş bu kadar daralmışken enflasyon neden hâlâ yüksek?
Ekim 2026 enflasyon verileri bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) aylık enflasyonu %2,58, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) %2,68, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise %2,47 olarak açıkladı.
Eylül ayında bu oranlar sırasıyla %1,84, %2,10 ve %1,66 düzeyindeydi.
Yani üç farklı kurumun ölçümünde de aylık enflasyon hızlandı.
Yıllık enflasyonda ise önemli farklılıklar bulunuyor. TÜİK %29,77, ENAG %45,12, İTO %32,47 açıkladı.
Ölçüm yöntemleri ve kapsamları farklı olsa da üç kurumun aylık verilerindeki ortak yön dikkat çekici: Fiyat artışları yeniden ivme kazanıyor.
Enflasyon verilerini tek başına değerlendirmek yeterli değil. Ekonominin üretim ve güven göstergelerine de bakmak gerekiyor.
TÜİK verilerine göre ekonomik güven endeksi eylül ayında 101,3 iken ekimde 97,3'e geriledi. Tüketici güven endeksi ise 91,9'dan 84,8'e düştü.
İstanbul Sanayi Odasının ekim ayı imalat PMI göstergesi de 47,3'e geriledi. Elli puanın altındaki bu değer, imalat sanayisinde faaliyet koşullarının kötüleştiğine işaret ediyor.
Daha da önemlisi, imalat sektöründeki zayıflama eğilimi 31'inci aya ulaştı.
Demek ki ortada yalnızca vatandaşın hissettiği bir durgunluk yok. Üretim ve güven göstergelerinde de ciddi uyarılar bulunuyor.
Ancak ekonominin bütün sektörlerinin aynı ölçüde daraldığını söylemek de doğru olmaz. Nitekim ekim ayında perakende ticaret güven endeksi sınırlı ölçüde yükseldi.
Enflasyonla mücadelede sıkı para politikasının önemli bir yeri vardır. Faizlerin yükselmesi kredi talebini azaltabilir, tüketimi sınırlayabilir ve fiyat artışlarını yavaşlatabilir.
Ancak ekonomide enflasyonun tek nedeni aşırı talep değildir.
Enerji, ham madde, kira, ulaşım, işçilik ve finansman maliyetleri de fiyatları etkiler.
Bugün birçok işletme azalan satışlarına rağmen maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. İşletme sermayesini yüksek faizle finanse eden üretici, artan giderlerini ürün fiyatlarına yansıtmaya çalışıyor.
Fakat burada başka bir sorun ortaya çıkıyor: Müşterinin satın alma gücü de zayıflıyor.
Üretici maliyetlerini karşılamak için fiyat artırmak zorunda kalırken tüketici o fiyatlardan alışveriş yapamıyor.
Böylece hem üretim hem tüketim baskı altında kalıyor.
Elbette yüksek faizin bütün fiyat artışlarının nedeni olduğunu söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz. Sıkı para politikası talep ve beklentiler üzerinden enflasyonu düşürücü etki de oluşturur. Asıl mesele, bu politikanın maliyetleri ve ekonomik faaliyet üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesidir.
Türkiye'nin temel sorunlarından biri, fiyat istikrarını sağlarken üretim kapasitesini ve ekonomik canlılığı koruyabilmektir.
Üretim maliyetleri yükselirken işletmelerin finansmana ulaşması zorlaşıyorsa yalnızca talebi baskılamak yeterli olmayabilir.
Tarımda verimliliğin artırılması, enerji bağımlılığının azaltılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve küçük işletmelerin uygun koşullarda finansmana erişebilmesi de önemlidir.
Bunlar para politikasının alternatifi değil, onu tamamlayacak yapısal adımlardır.
Aksi halde enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların ekonomik ve toplumsal maliyeti ağırlaşabilir.
Bugün Türkiye'de yalnızca fiyatların ne kadar arttığını değil, ekonominin bu sürece ne kadar dayanabildiğini de tartışmalıyız.
Esnafın kepenk kapatması, sanayicinin üretimini azaltması, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması pahasına sağlanan bir iyileşmenin sürdürülebilirliği sorgulanmalıdır.
Üstelik ekim verileri, fiyat artışlarının henüz istenilen ölçüde kontrol altına alınamadığını gösteriyor.
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca enflasyonu düşürmek değil; üretimi, istihdamı ve satın alma gücünü koruyarak enflasyonu düşürmektir.
Çünkü başarılı bir ekonomi politikasının ölçüsü yalnızca açıklanan enflasyon oranı değildir.
Vatandaşın geçinebildiği, esnafın iş yapabildiği ve sanayicinin üretmeye devam edebildiği bir ekonomi de en az fiyat istikrarı kadar önemlidir.
Kaynakça
Esnaf işlerin durgunluğundan, sanayici siparişlerin azalmasından, işletmeler finansmana erişememekten, vatandaş ise geçim sıkıntısından şikâyet ediyor. Piyasada nakit sıkışıklığı yaşanırken yüksek faizler ekonomik faaliyetleri zorluyor.
Ancak bütün bunlara rağmen fiyatlar artmaya devam ediyor. Üstelik ekim ayında fiyat artışlarının hızı da yükseldi.
Peki, piyasada para ve iş bu kadar daralmışken enflasyon neden hâlâ yüksek?
Üç farklı kurum, aynı uyarı
Ekim 2026 enflasyon verileri bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) aylık enflasyonu %2,58, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) %2,68, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise %2,47 olarak açıkladı.
Eylül ayında bu oranlar sırasıyla %1,84, %2,10 ve %1,66 düzeyindeydi.
Yani üç farklı kurumun ölçümünde de aylık enflasyon hızlandı.
Yıllık enflasyonda ise önemli farklılıklar bulunuyor. TÜİK %29,77, ENAG %45,12, İTO %32,47 açıkladı.
Ölçüm yöntemleri ve kapsamları farklı olsa da üç kurumun aylık verilerindeki ortak yön dikkat çekici: Fiyat artışları yeniden ivme kazanıyor.
Ekonomik güven azalırken fiyatlar yükseliyor
Enflasyon verilerini tek başına değerlendirmek yeterli değil. Ekonominin üretim ve güven göstergelerine de bakmak gerekiyor.
TÜİK verilerine göre ekonomik güven endeksi eylül ayında 101,3 iken ekimde 97,3'e geriledi. Tüketici güven endeksi ise 91,9'dan 84,8'e düştü.
İstanbul Sanayi Odasının ekim ayı imalat PMI göstergesi de 47,3'e geriledi. Elli puanın altındaki bu değer, imalat sanayisinde faaliyet koşullarının kötüleştiğine işaret ediyor.
Daha da önemlisi, imalat sektöründeki zayıflama eğilimi 31'inci aya ulaştı.
Demek ki ortada yalnızca vatandaşın hissettiği bir durgunluk yok. Üretim ve güven göstergelerinde de ciddi uyarılar bulunuyor.
Ancak ekonominin bütün sektörlerinin aynı ölçüde daraldığını söylemek de doğru olmaz. Nitekim ekim ayında perakende ticaret güven endeksi sınırlı ölçüde yükseldi.
Yüksek faiz her sorunu çözer mi?
Enflasyonla mücadelede sıkı para politikasının önemli bir yeri vardır. Faizlerin yükselmesi kredi talebini azaltabilir, tüketimi sınırlayabilir ve fiyat artışlarını yavaşlatabilir.
Ancak ekonomide enflasyonun tek nedeni aşırı talep değildir.
Enerji, ham madde, kira, ulaşım, işçilik ve finansman maliyetleri de fiyatları etkiler.
Bugün birçok işletme azalan satışlarına rağmen maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. İşletme sermayesini yüksek faizle finanse eden üretici, artan giderlerini ürün fiyatlarına yansıtmaya çalışıyor.
Fakat burada başka bir sorun ortaya çıkıyor: Müşterinin satın alma gücü de zayıflıyor.
Üretici maliyetlerini karşılamak için fiyat artırmak zorunda kalırken tüketici o fiyatlardan alışveriş yapamıyor.
Böylece hem üretim hem tüketim baskı altında kalıyor.
Elbette yüksek faizin bütün fiyat artışlarının nedeni olduğunu söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz. Sıkı para politikası talep ve beklentiler üzerinden enflasyonu düşürücü etki de oluşturur. Asıl mesele, bu politikanın maliyetleri ve ekonomik faaliyet üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesidir.
Enflasyonla mücadele üretimi zayıflatmamalı
Türkiye'nin temel sorunlarından biri, fiyat istikrarını sağlarken üretim kapasitesini ve ekonomik canlılığı koruyabilmektir.
Üretim maliyetleri yükselirken işletmelerin finansmana ulaşması zorlaşıyorsa yalnızca talebi baskılamak yeterli olmayabilir.
Tarımda verimliliğin artırılması, enerji bağımlılığının azaltılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve küçük işletmelerin uygun koşullarda finansmana erişebilmesi de önemlidir.
Bunlar para politikasının alternatifi değil, onu tamamlayacak yapısal adımlardır.
Aksi halde enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların ekonomik ve toplumsal maliyeti ağırlaşabilir.
Asıl soru: Enflasyon düşerken ekonomi ayakta kalabilecek mi?
Bugün Türkiye'de yalnızca fiyatların ne kadar arttığını değil, ekonominin bu sürece ne kadar dayanabildiğini de tartışmalıyız.
Esnafın kepenk kapatması, sanayicinin üretimini azaltması, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması pahasına sağlanan bir iyileşmenin sürdürülebilirliği sorgulanmalıdır.
Üstelik ekim verileri, fiyat artışlarının henüz istenilen ölçüde kontrol altına alınamadığını gösteriyor.
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca enflasyonu düşürmek değil; üretimi, istihdamı ve satın alma gücünü koruyarak enflasyonu düşürmektir.
Çünkü başarılı bir ekonomi politikasının ölçüsü yalnızca açıklanan enflasyon oranı değildir.
Vatandaşın geçinebildiği, esnafın iş yapabildiği ve sanayicinin üretmeye devam edebildiği bir ekonomi de en az fiyat istikrarı kadar önemlidir.
Kaynakça
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2026, 3 Kasım). Tüketici Fiyat Endeksi, Ekim 2026. TÜİK Haber Bülteni. https://www.tuik.gov.tr/Home/HaberBultenleriPartial
- Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG). (2026, 3 Kasım). E-TÜFE, Ekim 2026 enflasyon sonuçları. ENAG. https://enagrup.org/
- İstanbul Ticaret Odası (İTO). (2026, 1 Kasım). İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi, Ekim 2026 (2023=100). İTO İstatistik Verileri. https://ististatistik.ito.org.tr/
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2026, 30 Ekim). Ekonomik Güven Endeksi, Ekim 2026. TÜİK Haber Bülteni. https://www.tuik.gov.tr/Home/HaberBultenleriPartial
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2026, 22 Ekim). Tüketici Güven Endeksi, Ekim 2026. TÜİK Haber Bülteni. https://www.tuik.gov.tr/Home/HaberBultenleriPartial
- İstanbul Sanayi Odası (İSO). (2026, 2 Kasım). İSO Türkiye İmalat PMI Ekim 2026 Raporu ile Türkiye Sektörel PMI Raporu. İstanbul Sanayi Odası. https://www.iso.org.tr/haberler/diger-haberler/iso-turkiye-imalat-pmi-ekim-2026-raporu-ile-turkiye-sektorel-pmi-raporu-aciklandi/
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2026, 26 Ekim). Hizmet, Perakende Ticaret ve İnşaat Güven Endeksleri, Ekim 2026. TÜİK. https://www.tuik.gov.tr/Home/Index
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Piyasada para yok, iş yok; peki enflasyon neden düşmüyor? / 05.11.2026
- Sinop'ta 20 yıldır santral arıyoruz, peki kendi bilimimize ne kadar güveniyoruz? / 03.11.2026
- Üniversite mezunu yetiştiriyoruz, dünyaya mı gönderiyoruz? / 02.11.2026
- Cumhuriyet Bayramı'nı nerede kutlayacağız? / 30.10.2026
- Türkiye'de çalışan artıyor, peki üreten ve iş sahibi olan? / 28.10.2026
- Fransa'nın borç krizi: Euro'nun kuruluşunda yapılan tercih bugün sorgulanıyor / 27.10.2026
- Tıp ilerliyor, peki herkes aynı ölçüde iyileşiyor mu? / 26.10.2026
- Geleceği yalnız enerji değil, su da belirleyecek: Türkiye suyun neresinde? / 25.10.2026
- Çiftçinin maliyeti artıyor, vatandaşın sofrası küçülüyor / 24.10.2026
- Fon krizinde asıl kayıp güven mi? Türkiye'ye MSCI uyarısı / 23.10.2026
- Sinop'ta 20 yıldır santral arıyoruz, peki kendi bilimimize ne kadar güveniyoruz? / 03.11.2026
- Üniversite mezunu yetiştiriyoruz, dünyaya mı gönderiyoruz? / 02.11.2026
- Cumhuriyet Bayramı'nı nerede kutlayacağız? / 30.10.2026
- Türkiye'de çalışan artıyor, peki üreten ve iş sahibi olan? / 28.10.2026
- Fransa'nın borç krizi: Euro'nun kuruluşunda yapılan tercih bugün sorgulanıyor / 27.10.2026
- Tıp ilerliyor, peki herkes aynı ölçüde iyileşiyor mu? / 26.10.2026
- Geleceği yalnız enerji değil, su da belirleyecek: Türkiye suyun neresinde? / 25.10.2026
- Çiftçinin maliyeti artıyor, vatandaşın sofrası küçülüyor / 24.10.2026
- Fon krizinde asıl kayıp güven mi? Türkiye'ye MSCI uyarısı / 23.10.2026
























































