Türkiye'nin bugün üzerinde ciddiyetle durması gereken meselelerinden biri siyasette yaşanan etik aşınmadır. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının seçildikleri partilerden ayrılıp başka partilere geçmeleri artık neredeyse sıradan bir siyasi gelişme gibi sunuluyor. Birkaç gün konuşuluyor, birtakım siyasi hesaplar yapılıyor; kim güçlendi, kim zayıfladı diye tartışılıyor. Fakat asıl soru nedense sorulmuyor: Vatandaşın verdiği oya ne oldu? Seçmenin iradesine neden aynı hassasiyet gösterilmiyor? Mesele yalnızca birkaç belediye başkanının veya milletvekilinin parti değiştirmesi değildir.
Türkiye'nin giderek büyüyen bir etik sorunuvardır. Etik; insanın yaptığı işin kurallarına, ahlakına ve sorumluluğuna bağlı kalmasıdır. Dürüst davranmak, emanete sahip çıkmak, hak ve hukuku gözetmektir. Üstelik bunlar bizim milletimize yabancı kavramlar değildir. Tam tersine Türk milleti; gelenekleri, görenekleri, devlet anlayışı ve kadim kültürüyle güçlü bir ahlak mirasına sahiptir. Ne yazık ki bugün bu değerlerden adım adım uzaklaşıyoruz. Üstelik mesele sadece siyaset değildir. Toplum hayatının farklı alanlarında benzer aşınmaları görüyoruz. Değerlerimizi kaybettikçe bizi bir arada tutan bağlar da zayıflıyor. Ben bunu bir süredir "sosyal obruklar"kavramıyla ifade ediyorum. Obruklar özellikle Konya Ovası'nda karşımıza çıkan önemli bir tabiat olayıdır. Toprak dışarıdan sağlam görünür. Üzerinde yürürsünüz, araçlar geçer, hayat devam eder. Fakat alttaki destek dokusu ortadan kalkmıştır. Sonra bir gün, hiç beklenmedik bir anda toprak çöker ve büyük bir çukur meydana gelir.
Toplumların da obrukları vardır. Adalet zayıflarsa, ahlak aşınırsa, kurumlara güven ortadan kalkarsa toplumun altındaki destek dokuları kaybolmaya başlar. Dışarıdan her şey normal görünebilir. Fakat değildir. Bugün siyasette yaşanan güven kaybına biraz da bu açıdan bakmalıyız. Vatandaş neden siyasetten soğuyor? Neden sandığa gitmek konusunda tereddüt ediyor? Neden "Ben oy veriyorum ama verdiğim kişi sonunda beni temsil etmiyor" demeye başlıyor? Çünkü vatandaş verdiği oyun karşılığını görmek istiyor. Sandıkta ortaya koyduğu iradenin seçimden sonra başka siyasi hesaplarla değiştirilmesini istemiyor.
Demokrasinin temeli yalnızca sandığı vatandaşın önüne koymak değildir. Demokrasi, sandıktan çıkan iradeye seçimden sonra da saygı göstermektir. Burada iktidar veya muhalefet ayrımı yapmıyorum. Bugün güçlü olan yarın güçsüz olabilir. Bugün iktidarda bulunan yarın muhalefete düşebilir. Bugün siyasi transferlerden kazançlı çıkan, yarın aynı yöntemden zarar görebilir. Çünkü güç kalıcı değildir. Güç likittir; kayar, akar. Bugün sizdedir, yarın başkasındadır. Bu sebeple devlet yönetimi günlük siyasi kazançlara göre kurulamaz. Bizim devlet geleneğimizin çok önemli bir sözü vardır: "Adalet mülkün temelidir."
Buradaki mülk devlettir. Devleti ebed müddet yaşatmanın yolu; hukuka, adalete ve etik değerlere bağlı kalmaktır. Bu nedenle Türkiye'nin artık kapsamlı bir Siyasi Etik Yasası çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Siyasi etik, kişilerin iyi niyetine veya günün siyasi şartlarına bırakılamaz; kuralları ve yaptırımları olan kurumsal bir zemine kavuşturulmalıdır. Bunu iktidar da istemelidir, muhalefet de. CHP de İYİ Parti de Meclis'te temsil edilen diğer siyasi partiler de bunu teklif etmelidir. AK Parti de böyle bir düzenlemeye destek vermelidir. Çünkü kurulacak sistem herhangi bir partinin bugünkü menfaatini değil, Türk demokrasisinin yarınını korumalıdır.
Milletvekillerinin ve belediye başkanlarının parti değiştirmeleri de bu çerçevede ele alınmalıdır. Elbette hiç kimse istemediği bir siyasi partide kalmaya zorlanamaz. Ancak bir siyasi partinin adı, amblemi ve programıyla seçilmiş kişinin, seçmenden aldığı temsil yetkisini başka bir partiye taşımasının etik ve demokratik boyutu mutlaka tartışılmalıdır.
Çünkü mesele kişilerden ve partilerden büyüktür. Mesele vatandaşın siyasete güvenidir. Siyaset güven üretmek zorundadır. Eğer siyaset kendi kurallarını günlük çıkarlara göre değiştirir, vatandaşın iradesini ikinci plana iter ve etik zemini aşındırırsa kendi geleceğini de tehlikeye atar. Obruk bir günde oluşmaz.
Toprak önce alttan boşalır. Siyaset de üzerinde yükseldiği adalet, ahlak ve güven zeminini kendi eliyle aşındırırsa, rakibinin değil, önce kendi bastığı toprağın çökmesine sebep olur.
Kısacası, siyaset kendi bindiği dalı kesmemelidir.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Siyaset kendi bindiği dalı kesiyor / 13.09.2026
- Dünya dolardan uzaklaşırken Türkiye nereye bakıyor? / 08.09.2026
- Enflasyona alışıyor muyuz? / 07.09.2026
- Millet siyasete neden küstü? / 06.09.2026
- Hukuk herkes içinse hukuktur / 05.09.2026
- Servet transferi sadece para kaçırmak mıdır? / 04.09.2026
- Türk kimliği: Etnik köken mi, ortak vatandaşlık mı? / 31.08.2026
- 30 Ağustos: Anadolu’da kalma mücadelesi / 30.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -X- Terörsüz Türkiye mi, nasıl bir Türkiye? / 18.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IX- Kurucu irade nerede? / 17.08.2026
- Dünya dolardan uzaklaşırken Türkiye nereye bakıyor? / 08.09.2026
- Enflasyona alışıyor muyuz? / 07.09.2026
- Millet siyasete neden küstü? / 06.09.2026
- Hukuk herkes içinse hukuktur / 05.09.2026
- Servet transferi sadece para kaçırmak mıdır? / 04.09.2026
- Türk kimliği: Etnik köken mi, ortak vatandaşlık mı? / 31.08.2026
- 30 Ağustos: Anadolu’da kalma mücadelesi / 30.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -X- Terörsüz Türkiye mi, nasıl bir Türkiye? / 18.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IX- Kurucu irade nerede? / 17.08.2026

























































