Toplumlar sadece ekonomik sıkıntılarla, savaşlarla ya da doğal afetlerle çökmez. Bazen görünmeyen ama en yıkıcı etkileri bırakan bir hastalık yalandır.
Bugün ülkemizde sosyal hayata, siyasete, ticarete ve aile ilişkilerine baktığımızda güven duygusunun sarsılmasının temelinde bu büyük afetin izleri açıkça görülüyor. İnsanlar birbirine güvenemez hâle geldiğinde, devlet ile millet arasında bağ zayıfladığında ve doğruluk bir değer olmaktan çıktığında toplumsal çözülme kaçınılmaz olur.
Yalanın sadece bir ahlak zafiyeti değil, aynı zamanda manevi bir kalp hastalığı olduğunu Yüce Allah bizlere şöyle bildiriyor:
"Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır." (Bakara, 10)
Yalan bir kişiyi değil, bir toplumu çürütür. Bu sebeple Rabbimiz doğruluk konusunda müminlere ağır bir sorumluluk yüklemiştir:
"Ey iman edenler! Hak üzere durup adaleti yerine getirmeye çalışan hâkimler ve Allah için doğru söyleyen şahitler olun…" (Nisâ, 135)
Doğruluk, şartlara göre şekil değiştiren bir tavır değil; müminin omurgasıdır.
Ve yalancılığın sonu da ilahî kelamda açıkça belirtilmiştir:
"Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez." (Mü'min, 28)
Peygamber Efendimiz de yalancılığın kişiyi hangi uçuruma götürdüğünü şöyle haber verir:
"Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında 'kezzâb' (çok yalancı) diye yazılır." (Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103–105)
Bugün toplumda yalancılığın artmasının temel sebeplerinden biri, menfaat hırsıdır. İnsanlar makamını, çıkarlarını, nüfuzunu kaybetmemek adına yalana sarıldıkça; toplumun güven haritası bozulmakta, adalet zedelenmekte, kardeşlik duygusu çökmektedir. Nefsin arzuları frenlenmediğinde ve şeytanın fısıltısına kulak verildiğinde yalan, ateşin kuru otu sardığı gibi yayılır.
Bu nedenle hem dünya huzuru hem ahiret hesabı için doğruluk, hayatımızın merkezinde olmalıdır. Yalanın meşrulaştığı bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
Hakikatin ayakta tutulmadığı bir milletin geleceği sağlam olamaz. Yalanın sıradanlaştığı bir toplumda adalet tecelli etmez, adaletin olmadığı bir yerde ise huzur ve bereket barınamaz. Bu yüzden doğruluk, sadece bireysel bir fazilet değil, aynı zamanda milletimizin bekası için zorunlu bir ahlaki duruştur. Her bir fert, kendi hayatından başlayarak bu duruşu ortaya koyduğunda; toplumun tamamı için yeni bir doğruluk ve güven iklimi doğacaktır.
Rabbim, makam ve menfaat için yalana sarılanların şerrinden bizleri muhafaza eylesin; doğruluktan ayrılmamayı cümlemize nasip etsin. Âmin.
Bugün ülkemizde sosyal hayata, siyasete, ticarete ve aile ilişkilerine baktığımızda güven duygusunun sarsılmasının temelinde bu büyük afetin izleri açıkça görülüyor. İnsanlar birbirine güvenemez hâle geldiğinde, devlet ile millet arasında bağ zayıfladığında ve doğruluk bir değer olmaktan çıktığında toplumsal çözülme kaçınılmaz olur.
Yalanın sadece bir ahlak zafiyeti değil, aynı zamanda manevi bir kalp hastalığı olduğunu Yüce Allah bizlere şöyle bildiriyor:
"Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır." (Bakara, 10)
Yalan bir kişiyi değil, bir toplumu çürütür. Bu sebeple Rabbimiz doğruluk konusunda müminlere ağır bir sorumluluk yüklemiştir:
"Ey iman edenler! Hak üzere durup adaleti yerine getirmeye çalışan hâkimler ve Allah için doğru söyleyen şahitler olun…" (Nisâ, 135)
Doğruluk, şartlara göre şekil değiştiren bir tavır değil; müminin omurgasıdır.
Ve yalancılığın sonu da ilahî kelamda açıkça belirtilmiştir:
"Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez." (Mü'min, 28)
Peygamber Efendimiz de yalancılığın kişiyi hangi uçuruma götürdüğünü şöyle haber verir:
"Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında 'kezzâb' (çok yalancı) diye yazılır." (Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103–105)
Bugün toplumda yalancılığın artmasının temel sebeplerinden biri, menfaat hırsıdır. İnsanlar makamını, çıkarlarını, nüfuzunu kaybetmemek adına yalana sarıldıkça; toplumun güven haritası bozulmakta, adalet zedelenmekte, kardeşlik duygusu çökmektedir. Nefsin arzuları frenlenmediğinde ve şeytanın fısıltısına kulak verildiğinde yalan, ateşin kuru otu sardığı gibi yayılır.
Bu nedenle hem dünya huzuru hem ahiret hesabı için doğruluk, hayatımızın merkezinde olmalıdır. Yalanın meşrulaştığı bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
Hakikatin ayakta tutulmadığı bir milletin geleceği sağlam olamaz. Yalanın sıradanlaştığı bir toplumda adalet tecelli etmez, adaletin olmadığı bir yerde ise huzur ve bereket barınamaz. Bu yüzden doğruluk, sadece bireysel bir fazilet değil, aynı zamanda milletimizin bekası için zorunlu bir ahlaki duruştur. Her bir fert, kendi hayatından başlayarak bu duruşu ortaya koyduğunda; toplumun tamamı için yeni bir doğruluk ve güven iklimi doğacaktır.
Rabbim, makam ve menfaat için yalana sarılanların şerrinden bizleri muhafaza eylesin; doğruluktan ayrılmamayı cümlemize nasip etsin. Âmin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Yalan toplumu çökerten en büyük felakettir / 29.11.2025
- Açılım süreci ve Milli İrade tartışmaları derinleşiyor / 28.11.2025
- Nüfus artmıyor, tehlike kapımızda / 27.11.2025
- Öğretmenler Günü’nü kutlamakla sorunlar çözülmüyor / 26.11.2025
- İnsanlığın en derin savaşı nefis mücadelesidir / 25.11.2025
- Sosyal adalet yerlerde sürünüyor / 24.11.2025
- Tükenmeyen hazine kanaattir / 23.11.2025
- Dava adamının duruşu da sözü de değişmez / 22.11.2025
- Kalbin pası nasıl silinir? / 21.11.2025
- Ahireti unutan dünyasını da kaybeder / 20.11.2025
- Açılım süreci ve Milli İrade tartışmaları derinleşiyor / 28.11.2025
- Nüfus artmıyor, tehlike kapımızda / 27.11.2025
- Öğretmenler Günü’nü kutlamakla sorunlar çözülmüyor / 26.11.2025
- İnsanlığın en derin savaşı nefis mücadelesidir / 25.11.2025
- Sosyal adalet yerlerde sürünüyor / 24.11.2025
- Tükenmeyen hazine kanaattir / 23.11.2025
- Dava adamının duruşu da sözü de değişmez / 22.11.2025
- Kalbin pası nasıl silinir? / 21.11.2025
- Ahireti unutan dünyasını da kaybeder / 20.11.2025



















































































