logo
02 AĞUSTOS 2026

Yalnızlık artık bir sağlık sorunu

02.08.2026 00:00:00
 
Kalabalık şehirlerde yaşıyoruz. Gün boyunca onlarca insan görüyor, yüzlerce mesaj okuyor, sosyal medyada binlerce kişinin hayatına tanıklık ediyoruz. Fakat bütün bu iletişim yoğunluğuna rağmen insanın insana gerçek anlamda temas ettiği alan giderek daralıyor.

Aynı apartmanda yaşayanların birbirini tanımadığı, aynı sofraya oturanların farklı ekranlara baktığı, aynı iş yerinde çalışanların yalnızca görevler üzerinden konuştuğu bir dönemdeyiz. İletişim araçlarımız çoğaldı ama güçlü ve güvenilir ilişkilerimiz aynı ölçüde artmadı.

OECD'nin 2025 yılının son çeyreğinde yayımladığı "OECD Ülkelerinde Sosyal Bağlar ve Yalnızlık" raporu, meselenin artık yalnızca bireysel bir mutsuzluk olmadığını gösteriyor. Yalnızlık; fiziksel ve ruhsal sağlığı, çalışma hayatını, eğitim başarısını, toplumsal güveni ve hatta ülkelerin ekonomik yapısını etkileyen ciddi bir sorun hâline geliyor.

Öncelikle yalnızlık ile tek başına yaşamayı birbirinden ayırmak gerekiyor. İnsan tek başına yaşayabilir ama kendisini yalnız hissetmeyebilir. Buna karşılık geniş bir ailesi, kalabalık bir iş çevresi ve binlerce sosyal medya takipçisi bulunan biri, derin bir yalnızlık yaşayabilir.

Çünkü yalnızlık, insanın çevresinde kaç kişi bulunduğuyla değil, ihtiyaç duyduğunda yanında kaç kişiyi hissedebildiğiyle ilgilidir. Sosyal izolasyon ilişkilerin sayısal olarak azlığını, yalnızlık ise bu ilişkilerin yetersiz veya niteliksiz hissedilmesini anlatır.

OECD ülkelerinde insanların yüzde 90'ı, ihtiyaç duyduğunda güvenebileceği birinin bulunduğunu söylüyor. Bu, ilk bakışta olumlu bir sonuçtur. Ancak toplumun yüzde 10'u böyle bir desteğe sahip olmadığını düşünüyor. Avrupa'daki 22 OECD ülkesinde insanların yüzde 8'i hiç yakın arkadaşı bulunmadığını belirtiyor. İncelenen ülkelerde yaklaşık her 16 kişiden biri ise çoğu zaman veya sürekli yalnız hissettiğini ifade ediyor.

Üstelik yüz yüze ilişkiler giderek azalıyor. OECD'nin değerlendirdiği 21 Avrupa ülkesinde arkadaşlar ve aile üyeleriyle günlük yüz yüze görüşme sıklığı 2006'dan 2022'ye kadar düzenli biçimde geriledi. Uzaktan iletişim arttı; fakat telefonlar ve sosyal medya, kaybolan gerçek temasın yerini bütünüyle dolduramadı.

Dünya Sağlık Örgütü de dünya genelinde yaklaşık her altı kişiden birinin yalnızlıktan etkilendiğini bildiriyor. Örgütün modellemesine göre yalnızlıkla ilişkili erken ölümlerin sayısı yılda yaklaşık 871 bine ulaşabilir. Bu sayı, yalnızlığın doğrudan ölüm belgesine yazılan bir hastalık olduğu anlamına gelmiyor. Ancak yalnızlık ile erken ölüm arasındaki ilişkinin artık göz ardı edilemeyecek kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Bilimsel araştırmalar da benzer sonuçlar ortaya koyuyor. Doksan kohort çalışmasının değerlendirildiği geniş kapsamlı bir meta-analizde sosyal izolasyonu bulunan kişilerde tüm nedenlere bağlı ölüm riski yüzde 32, yalnızlık yaşayanlarda ise yüzde 14 daha yüksek bulundu. Sosyal izolasyon, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskindeki artışla da ilişkilendirildi.

Burada dikkatli olmak gerekir. Bu araştırmaların önemli bir bölümü gözlemseldir. Dolayısıyla "yalnızlık doğrudan kalp hastalığına veya ölüme yol açar" şeklinde kesin bir hüküm vermek bilimsel açıdan doğru değildir. Kronik hastalıklar insanı yalnızlaştırabilir; yalnızlık da hastalıkların seyrini ağırlaştırabilir. İlişki büyük ihtimalle çift yönlüdür.

Uzun süren yalnızlığın stres düzeyini artırdığı, uyku düzenini bozduğu, fiziksel hareketliliği azalttığı ve sağlıklı yaşam davranışlarını olumsuz etkilediği düşünülüyor. Yalnız bireyler sağlık kuruluşuna daha geç başvurabilir, tedaviye uyumda zorlanabilir veya hastalıklarıyla mücadele ederken ihtiyaç duydukları sosyal desteği bulamayabilir.

Yalnızlık denildiğinde akla ilk olarak yaşlılar geliyor. Gerçekten de yaşlılar, özellikle tek başına yaşayanlar, sosyal izolasyon bakımından önemli bir risk grubudur. OECD verilerine göre yaşlıların yüzde 11'i, normal bir yıl içinde arkadaşlarıyla hiç yüz yüze görüşmediğini belirtiyor.

Fakat raporun asıl dikkat çekici sonucu, gençlerin yeni risk grubu hâline gelmesidir.

2018 ile 2022 yılları arasında yalnızlık hissindeki en belirgin artış 16–24 yaş grubunda yaşandı. Gençler arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüşüyor, ilişkilerinden daha az memnun oluyor ve sosyal desteklerinin zayıfladığını düşünüyor. Üstelik bu bozulmanın önemli bir bölümünü genç erkekler oluşturuyor.

Demek ki mesele yalnızca yaşlanma veya tek başına yaşama meselesi değildir. Aile bağlarının zayıflaması, mahalle kültürünün kaybolması, ekonomik belirsizlik, işsizlik, yoğun çalışma düzeni ve dijital dünyanın yüz yüze ilişkilerin yerini alması birlikte değerlendirilmelidir.

OECD raporu, işsizlerin ve en düşük gelir grubundakilerin genel nüfusa göre yaklaşık iki kat daha fazla yalnızlık bildirdiğini ortaya koyuyor. Yoksulluk insanı yalnızlaştırıyor; yalnızlık da insanın eğitimden, iş hayatından ve toplumdan kopmasını kolaylaştırıyor. Böylece ekonomik yoksunluk ile sosyal yoksunluk birbirini besleyen bir kısır döngüye dönüşüyor.

Bu nedenle yalnızlığı yalnızca psikologların veya psikiyatristlerin çözmesi gereken bireysel bir sorun olarak göremeyiz. Sağlık sistemi yalnızlığı fark etmeli; fakat çözüm yalnızca hastanelerde aranmamalıdır.

Parklar, kütüphaneler, gençlik merkezleri, spor alanları, mahalle toplantıları, dernekler ve kültürel faaliyetler aynı zamanda birer sağlık yatırımıdır. Aileyi, komşuluğu, dostluğu ve kuşaklar arası dayanışmayı koruyan geleneksel yapılar yeniden güçlendirilmelidir.

Türkiye'de de yalnızlığı düzenli biçimde ölçen, yaşa, cinsiyete, gelire ve bölgelere göre takip eden kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Ölçemediğimiz bir sorunun büyüklüğünü anlayamaz, etkili çözüm üretip üretmediğimizi de değerlendiremeyiz.

İnsanın yalnızlığı yalnızca kendi meselesi değildir. Çünkü yalnızlaşan insanın sağlığı bozulur, çalışma gücü azalır ve toplumla bağı zayıflar. İnsanları birbirinden uzaklaştıran bir düzen, sonunda toplumu da güçsüz bırakır.

Bugün artık yalnızlığı bir karakter zayıflığı veya gelip geçici bir duygu olarak görme dönemi sona ermiştir.

Yalnızlık, çağımızın giderek büyüyen sağlık sorunlarından biridir.
 
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.