Dinler arası diyalog hastalığına bulaşmış insanımızla ve özellikle de gençlerle konuştuğumda karşılaştığım yanlış düşünceler beni gerçekten tedirgin ediyor. "Dinler arası diyalog" projesini hastalık olarak özellikle ifade ediyorum, çünkü bu proje Türk milletinin başına örülmüş büyük bir beladır. Şark meselesinin son merhalesinin başarıya ulaşması için Türk milletinin milli ve dini bütün reflekslerinin ortadan kaldırılması için ortaya atılmış bir zehirdir. Bu öyle bir zehirdir ki, maalesef sirayet etmiş olan insanlar neye ve kime hizmet ettiklerinin farkında bile değiller ya da farkındalar ve Vatikan'a ve misyonerlerin siyasi emellerine bile bile hizmet etmekteler. Ama bunu aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum. Çünkü bu vatana, millete, devlete ve dine ihanet anlamına gelir.Beş bin yıllık tarihe sahip, İslam medeniyetine bin yıl hizmet etmiş, üç kıtaya hükmetmiş ve hâkimiyetindeki topraklarda yaşayanlara insan haklarını, adaleti ve huzuru doya doya yaşatmış, yakın geçmişte büyük işgaller yaşamış ve bu işgallerden kurtulabilmek için çok büyük mücadeleler vermiş olan bir milletin bazı fertleri bütün bu yaşananları unutarak nasıl diyalogcu olabilir? diye kendi kendime sormadan edemiyorum.Dinler arası diyalog belasına tutulmuş olanlarda tespit ettiğim çok tehlikeli temel bir söylem var. Diyalogcular vatanı sıradan bir toprak parçası olarak görüyorlar. Eğer daha önce dinler arası diyalog hastalığı bulaşmış biriyle vatan konusunda konuştuysanız tespitimin doğruluğunu bizzat yaşayarak anlamışsınız demektir.Dinler arası diyalogla insanlarımızın getirildiği vatanını, bayrağını, milletini, devletini ve inancını tartışabilecek ve bu değerleri hafife alan nokta, aslında Vatikan'ın bu projesinin hedefinin ne olduğu konusunda bize önemli ipuçları veriyor. Hedef, dinler arası diyalog gibi projeler kullanılarak, ölümü bile göze alacak bir şekilde vatanına bağlı olan Türk milletinin gönlündeki bu bağlılığı yok etmektir. Bu bağlılık milletimizin gönlünden sökülüp atıldığı zaman, işte bu toprakların elimizden çıkacağı an gelmiş demektir.Bakınız küresel ısınma kavramı artık gündemden hiç düşmemektedir. Dünyanın bazı bölgeleri, özellikle Amerika kıtası çok değil 20-30 yıla kalmadan yaşanmaz bir hal alacak. Bunun konumuzla ne alakası var? diye düşünmenize fırsat vermeden hemen açıklayalım efendim.Yalnızca Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifade ettiği bir gerçek var. ABD'nin küresel ısınmadan dolayı kendine yerleşecek bir vatan aradığı gerçeği. ABD'nin Irak'ı işgali ve uygulamaya koyduğu BOP projesi, sadece Saddam'ı tahtından indirmek için veya ekonomik nedenlerle yapılmıyor. Küresel ısınmadan en az etkilenecek bölgelerden biri olan Ortadoğu'ya tam anlamıyla yerleşmek için ABD Atlantik ötesinden buralara geldi. Bilim adamlarının hesaplamalarına göre küresel ısınmadan en az etkilenecek bölge ise Türkiye. Şimdi tesadüfe(!) bakar mısınız? Bizim ülkemizde Vatikan güdümlü dinler arası diyalog hastalığına yakalanmış insanlar, vatan toprağını tartışmaya açarken ve vatan için sıradan bir toprak parçası diye çarpık değerlendirmelerde bulunurlarken ABD, belki de yıllar öncesinden fark ettiği küresel ısınma tehlikesinden dolayı kendine yerleşeceği vatan olarak Ortadoğu'yu ve Türkiye'yi seçmiş durumda. Bu bir tesadüf değildir. Türkiye kendisi için tanıdık olan, içinde ABD, AB ve Vatikan'ın bulunduğu bir Haçlı ittifakı ile karşı karşıyadır. Bu ittifakın öncü fikri olan dinler arası diyalog, bazı yerli din adamları ve cemaatler kullanılarak uzunca bir süredir Türk milleti üzerinde uygulamaya konulmuştur. Birileri ağızlarından salyalar akarak vatanımızı elde etmek için çeşitli projeler uygulamaya koyarken, Türkiye'de vatan, bayrak ve devlet kavramları üzerinden yürütülen tartışmalar tesadüf değildir ve başta söylediğimiz gibi milli reflekslerimizin ortadan kaldırma amacıyla yürütülen planlı projelerdir. İşte dinler arası diyalog çalışmaları da bu karanlık amaçlara hizmet etmektedir. Kimse bu bölücü faaliyetleri hoşgörü ve sevgi gibi süslü kelimelerle gizlemeye çalışmasın. Zaten bu fitneyi gizlemeyi başaramadılar ve asla da başaramayacaklar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024

























































































