Orta Doğu'da kartlar yeniden dağıtılırken, perde arkasında yürütülen diplomasinin ve sahada tırmanan askeri gerilimin aslında çok daha büyük bir küresel oyunun parçası olduğu gün gibi ortada.
Son dönemde ABD'nin "müzakere" ve "mutabakat" başlıkları altında attığı adımlar, bölgeyi barışa götürmekten ziyade yeni bir bölgesel savaşın zeminini hazırlıyor.
Bu büyük planın merkezinde ise oldukça sinsi bir hamle yer alıyor: İsrail'i geçici olarak denklemin dışına çıkarıp, geniş çaplı bir savaşı meşrulaştırmak.
Pazarlıksız mutabakat ve "dolandırıcı testi"
Geçtiğimiz süreçte ABD ve İran arasında yürütülen görüşmelerde şaşırtıcı bir gelişme yaşandı. ABD; İran'ın 300 milyar dolarlık tazminat talebinden Hürmüz Boğazı'nın kontrolüne kadar uzanan 14 ağır maddelik tüm şartlarını adeta hiçbir zorluk çıkarmadan kabul etti.
İlk bakışta bu durum diplomatik bir geri adım veya uzlaşı gibi görünse de, aslında uluslararası ilişkilerde sıkça başvurulan "uygulanmayacak bir anlaşmayı imzalama" stratejisinden başka bir şey değildi.
Bunu piyasadaki dolandırıcıların kiralık ev yöntemine benzetebiliriz. Normal değeri 40 bin lira olan bir konuta, hiçbir pazarlık yapmadan doğrudan 50 bin lira kira ödemeyi kabul eden bir kiracı, aslında o kirayı zaten hiç ödemeyecek demektir.
Samimi ve dürüst bir kiracı bütçesini düşünerek pazarlık yapar; ödeme niyeti olmayan ise her rakamı kolayca kabul eder.
ABD de bu 14 maddeyi, mutabakata uymak amacıyla değil, o anki askeri konumlanmasını tamamlamak için imzaladı.
Buradaki asıl amaç, Hürmüz'de kalıcı bir barışa ulaşmak değil, İsrail'i geçici olarak hedef tahtasından uzaklaştırıp zaman kazanmaktı.
İsrail'i gizleme operasyonunun arka planı
İsrail'in denklem dışına çıkarılmasının arkasında iki temel Amerikan hedefi yatıyor. Birincisi, İran'ın İsrail'e doğrudan saldırmasını engellemek ve müttefikinin güvenliğini garanti altına almak.
İkincisi ve çok daha tehlikeli olanı ise, bölgedeki Sünni devletleri (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Ürdün) ve hatta Türkiye'yi İran'a karşı açılacak geniş çaplı bir savaşa fiilen dahil etmek.
Bugüne kadar Körfez ülkeleri, sahada İsrail olduğu için bu tür askeri ittifaklardan bilinçli olarak uzak durdular.
"İsrail varsa biz yokuz; Filistin ve Gazze meselesi bu durumdayken İsrail ile omuz omuza savaşamayız" diyerek net bir duruş sergilediler.
İşte ABD, bu diplomatik engeli aşmak için akıl almaz bir formül üretti: "Bakın, bu savaşta artık İsrail yok, doğrudan ben varım."
Böylece, adını doğrudan koymadan bir "Sünni NATO" mekanizması kurarak İslam ülkelerini cepheye sürmeyi amaçlıyor.
Türkiye de dahil olmak üzere bölge ülkelerinin, doğrudan kendi çıkarlarına hizmet etmeyen bu tehlikeli cepheleşme oyununa karşı son derece uyanık olması gerekiyor.
Petrol manipülasyonu ve Trump'ın çift yönlü çarkı
Bu gerilimin en somut ve yıkıcı ekonomik çıktısı ise petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar üzerinden yaşanıyor.
Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının kapatılma ihtimali, petrol fiyatlarını kısa sürede 70 dolarlardan 85 dolara çıkardı; hatta olası bir altyapı saldırısında 100 ila 200 dolar seviyeleri konuşuluyor.
Ancak bu artış Trump veya dev Amerikan petrol şirketleri için bir tehdit değil, aksine muazzam bir kazanç kapısı oluşturuyor.
Trump, küresel piyasaları parmağında oynatan büyük bir manipülatör gibi hareket ediyor.
"Enerji altyapısını vuracağız" diyerek petrol fiyatlarını tırmandırıyor, ucuza topladığı petrolleri zirve fiyatlardan satıyor; ardından aniden "Müzakere edelim" diyerek fiyatları düşürüp yeniden alım yapıyor.
Bu çark dönerken Amerikan halkı, Türkiye ve Körfez halkları kaybediyor; petrol baronları ve küresel sermaye ise servetlerine servet katıyor.
İran eğer kendisine yönelik bu kuşatmayı ve saldırıları durdurmak istiyorsa, sadece Hürmüz veya Babülmendep kartına güvenmekten vazgeçmeli.
Bu savaşın aslında 28 Şubat'ta başlayan sürecin kesintisiz bir devamı olduğunu görmeli.
Eğer ABD'nin her hamlesine karşılık İsrail de doğrudan denkleme dahil edilerek yanıt verilmezse, bölge ülkeleri ABD'nin kurduğu bu yeni "İsrail'siz cephe" illüzyonunun içinde sürüklenmekten kaçamayacaktır.
- BRICS’e not: Askeri caydırıcılık olmadan ekonomik güç korunamaz / 16.07.2026
- 15 Temmuz’un şifresi, gizlenen gerçekler ve vefa borcu / 15.07.2026
- Müzakere masasından cephe hattına: Orta Doğu'da çöken mutabakatlar / 14.07.2026
- Avrupa Parlamentosu’nun 'hadsiz' Kıbrıs kararı: AB'nin düşen maskesi / 13.07.2026
- Avrupa’nın göbeğindeki kara leke: Srebrenitsa Soykırımı / 12.07.2026
- S-400 kumarı: Türkiye’nin F-35 inadı ile bölgesel dengeler arasındaki hassas çizgi / 11.07.2026
- Ankara'daki NATO zirvesi ve stratejik sıkışma / 10.07.2026
- Ankara’da NATO Zirvesi: Gerçekler ve tuzaklar / 09.07.2026
- İşgalden hürriyete: Adı destan, kendi Kurtuluş Savaşı / 08.07.2026






















































