logo
31 AĞUSTOS 2026

İsrail’in insani yıkımı, küresel tepkiler ve ABD gençliğinin isyanı

31.08.2026 00:00:00
 

Orta Doğu coğrafyası, İsrail'in Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs, Lübnan ve Suriye hatlarında sürdürdüğü askeri saldırılar ve sivil katliamlarla sarsılmaya devam ediyor. 

Ancak bu askeri yayılmacılık ve sivil yıkım arttıkça, küresel ölçekte İsrail'e yönelik kamuoyu tepkisi de eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşıyor. 

İsrail'in kuruluşundan bu yana en güçlü destekçisi konumunda bulunan Batılı devletler, kendi toplumlarından yükselen bu dip dalgası karşısında ciddi bir siyasi sıkışmışlık yaşıyor. 

İngiltere'de yönetime gelen yeni hükümetin toplumsal baskılar neticesinde Tel Aviv'e karşı tutumunu sertleştirmek zorunda kalması, bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. 

Öte yandan, Washington yönetiminin koşulsuz desteğine rağmen ABD iç siyasetinde de dengeleri zorlayan devasa bir vicdani itiraz dalgası büyüyor.

ABD gençliğinde zihinsel devrim: Yüzde 74 soykırım diyor

ABD yönetimi İsrail'e diplomatik ve askeri koruma sağlamayı sürdürürken, Amerikan toplumunun özellikle genç ve dinamik nüfusu ile hükümet politikaları arasındaki makas hızla açılıyor. 

Brandeis Üniversitesi bünyesindeki Maurice and Marilyn Cohen Modern Yahudi Araştırmaları Merkezi tarafından Ağustos 2026'da yayımlanan kapsamlı bir akademik rapor, bu zihinsel kırılmayı net bir şekilde gözler önüne seriyor. 

2025-2026 akademik yılında ABD genelindeki 303 farklı üniversiteden yaklaşık 4 bin (3 bin 989) lisans öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, gençliğin Orta Doğu krizine bakışını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor:

Ankete katılan üniversite öğrencilerinin yüzde 74'ü, İsrail'in Filistin halkına karşı eylemlerinin "soykırım" niteliği taşıdığı görüşüne katılıyor. Buna karşın aksini düşünenlerin oranı yüzde 25'te kalıyor.

Öğrencilerin yüzde 82'lik ezici bir çoğunluğu, Filistinlilerin bağımsız bir devlette kendi geleceklerini tayin etme hakkını destekliyor.

Katılımcıların yüzde 77'si Filistin halkına olumlu bakarken, İsrail halkına olumlu bakanların oranı yüzde 52 düzeyinde seyrediyor. 

Siyasi figürlere gelindiğinde ise makas daha da açılıyor; Filistin yönetimi yüzde 41 olumlu oy alırken, İsrail hükümetine olumlu bakanların oranı yüzde 15'e kadar geriliyor. Öğrencilerin yüzde 46'sı İsrail hükümetini "çok olumsuz", yüzde 39'u ise "olumsuz" olarak tanımlıyor.

Bu rakamlar, ABD'nin müstakbel karar alıcıları ve entelektüel sermayesi olan üniversite gençliğinin, Beyaz Saray'ın geleneksel Orta Doğu doktrininden tamamen koptuğunu ve Tel Aviv yönetimini ağır bir vicdani sorgulamaya tabi tuttuğunu gösteriyor.

Resmi söylem ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum

Amerikan kamuoyundaki ve özellikle gençlikteki bu radikal değişim karşısında Trump yönetimi, halkın yükselen itirazlarını ve akademik verileri görmezden gelmekte ısrar ediyor. 

Siyasi iradenin sahadaki ihlallere karşı sergilediği korumacı tutum, diplomatik temsilcilerin söylemlerinde belirgin bir şekilde göze çarpıyor.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin tutumu, bu kopuşun somut bir tezahürü niteliğinde. 

İşgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kusra ve Calut beldelerinde, yüzleri maskeli ve silahlı İsrailli gaspçıların Filistin topraklarına ve sivillere düzenlediği saldırıların ardından tek bir saldırgan dahi gözaltına alınmamışken; Huckabee Tel Aviv yönetiminin "gereğini yaptığını" savunabildi. 

Bu yaklaşım, sahadaki insan hakları ihlallerini meşrulaştırma çabası olarak değerlendiriliyor. 

Diplomatik düzeyde bu savunmalar yapılırken, İsrail ordusunun Batı Şeria'nın kuzeyindeki Tubas kentine bağlı Faria Mülteci Kampı'na düzenlediği baskınlarda kullandığı göz yaşartıcı gazlar nedeniyle aralarında sivillerin bulunduğu 6 Filistinli boğulma tehlikesi atlattı, bölgedeki baskı iklimi kesintisiz devam etti.

Sözde ateşkesin gölgesinde insani bilanço ve ihlaller

Tüm diplomatik manevralara ve kâğıt üzerindeki mutabakatlara rağmen, sahada akan kanın durmadığı acı bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. 

Gazze Şeridi'nde 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren ateşkese ve uluslararası çağrılara rağmen İsrail ordusunun nokta operasyonları ve bombardımanları aralıksız sürüyor. 

Deyr Belah kentinin batısında sivillerin toplandığı bir alanın hedeflenmesi sonucu biri henüz 3 yaşında bir çocuk olmak üzere 2 Filistinlinin yaşamını yitirmesi, ateşkesin mantığını ve sahada uygulanan şiddetin boyutunu bir kez daha gündeme taşıyor.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'nın resmi verileri, krizin insani boyutunu ve yıkımın bilançosunu gözler önüne seriyor: Son 24 saatteki can kaybı 5, yaralı sayısı 14; ateşkes sonrası (10 Ekim 2025'ten bu yana) toplam can kaybı bin 318, yaralı sayısı 4 bin 375; genel toplam (Ekim 2023'ten bu yana) can kaybı 73 bin 454; ayrıca binlerce cenaze hâlen enkaz altında…

Sivil kayıpların yanı sıra, tutuklulara yönelik muameleler ve aşırı sağcı siyasilerin tutumları da küresel tepkiyi körükleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. 

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, Filistinli kadın tutukluların bulunduğu cezaevi hücresine girerek gerçekleştirdiği baskın ve bu anları sosyal medya hesabından paylaşması uluslararası kamuoyunda geniş yankı buldu. 

En temel insani ve hijyen ihtiyaçlarından mahrum bırakıldıklarını, günlerdir banyo yapamadıklarını belirten kadın tutuklulara Ben-Gvir'in "Hapishanedeki iyi günleriniz bitti, bunların baş sorumlusu benim ve bundan memnunum" şeklindeki ifadeleri, hukuki bir yönetim anlayışından ziyade zalimce, insanlık dışı bir yaklaşımın sergilendiğini kanıtlıyor.

Askeri güç, ateşkes ihlalleri ve sert cezaevi politikalarıyla sahada kontrol sağlanmaya çalışılsa da, İsrail'e karşı küresel vicdanda açılan yaralar derinleşmektedir. 

ABD'deki akademik verilerin de açıkça ortaya koyduğu üzere, yeni nesiller İsrail'in politikalarını meşru görmemekte ve yaşananları bir soykırım olarak nitelendirmektedir. 

Yönetimlerin uyguladığı pragmatik dış politikalar ile halkların vicdani eğilimleri arasındaki bu derin yarılma, önümüzdeki dönemde uluslararası ilişkilerin ve küresel dengelerin en temel fay hatlarından biri olmaya adaydır.

Ve zaman bizlere, "zulümle asla payidar olunamayacağını" bir kez daha gösterecektir.

 
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.