Suriye'de son dönemde yaşanan askeri ve siyasi gelişmeler, bölgedeki dengeleri kökten değiştirecek yeni bir evreye girildiğini gösteriyor.
Terör örgütü PKK/YPG'nin Suriye uzantısı olan SDG'nin elebaşı Mazlum Abdi, örgütün feshedilerek Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu.
Başkent Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile düzenlenen ortak basın toplantısında Abdi, SDG'nin "bağımsız bir askeri güç" sıfatının sona erdiğini açıkladı.
Kararın, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile varılan mutabakat ve birliklerin Suriye ordusu tugaylarına katılım sürecinin tamamlanmasıyla alındığı ifade edildi.
Ancak yüzeyde bir "kamusal fesih ve devlete katılım" gibi sunulan bu tablo, derinlemesine incelendiğinde Suriye'nin geleceği ve bölge jeopolitiği açısından son derece riskli dinamikleri barındırmaktadır.
Kim kime entegre oluyor?
Mazlum Abdi örgütün feshini ilan etse de pratikte örgüt adına açıklamalar yapmaya, pazarlık yürütmeye ve siyasi talepler öne sürmeye devam etmektedir.
SDG kağıt üzerinde lağvedilmiş görünse de, farklı devlet kademelerine ve ordu birliklerine dağıtılan terör mensuplarının mevcut idari ve askeri yapılar içinde örgüt hiyerarşisinden talimat almaya devam edeceği açıktır.
İdeolojik talepler ve anadilde eğitim gibi hususlar birer baskı unsuru olarak masada tutulmaktadır.
Daha da önemlisi, örgüt üst yönetiminin devlet mekanizmasındaki konumlanışıdır.
SDG yöneticilerinden Nureddin İsa Ahmed'in Haseke Valisi yapılması ve Sipan Hemo'nun Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilmesi, entegrasyonun niteliğini açıkça özetlemektedir.
Benzer şekilde Mazlum Abdi'nin Kürt meselelerinden sorumlu Cumhurbaşkanlığı danışmanı, İlham Ahmed'in ise Suriye Halk Meclisi'nde (parlamento) atanması beklenmektedir.
Terör örgütünün kadın birlikleri YPJ'nin ise İçişleri Bakanlığı bünyesindeki terörle mücadele birimlerine kaydırılması gündemdedir.
Haseke, Kamışlı, Derik, Afrin ve Kobani için özel askeri tugayların kurulması, merkezi devlet otoritesinden ziyade bölgesel ve etnik odaklı bir yapılanmayı pekiştirmektedir.
Bu tablo haklı bir soruyu beraberinde getiriyor: SDG mi Suriye devleti yapısına entegre oluyor, yoksa Suriye devleti mi kademeli olarak SDG yapılanmasına entegre edilmektedir?
Okyanus ötesi tasarımlar ve koalisyon modeli
Suriye'de hayata geçirilen bu formül, gerçek bir ulusal bütünleşmeyi değil, kırılgan bir koalisyon modelini temsil etmektedir.
Üniter bir devlet aklıyla bağdaşmayan bu ortaklık, halkın hür iradesiyle değil, ABD başta olmak üzere okyanus ötesi aktörlerin bölgeye yönelik stratejik tasarımları doğrultusunda şekillenmiştir.
Bugün ABD'nin bölgesel çıkarları örgütün askeri yapısının devlet bünyesine kamufle edilerek meşrulaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak yarın konjonktür değiştiğinde, devlet mekanizması içerisine yerleşmiş bu unsurların hızla özerk bölgelere veya bağımsız küçük devletçiklere dönüşmesi kaçınılmaz bir risk olarak durmaktadır.
Irak'ta uygulanan ve Lübnan'da yıllardır kaos üreten etnik, dini ve mezhepsel yetki paylaşımı modelleri, uygulandıkları hiçbir coğrafyaya huzur getirmemiştir.
Bu yapısal modellemeler toplumsal entegrasyonu değil, kalıcı ayrışmayı ve müdahaleye açık zayıf devlet yapılanmalarını doğurmaktadır.
Coğrafyanın geleceğini Suriye halkı değil, dış güçlerin yönlendirdiği aktörler belirlediği sürece, krizlerin son bulması mümkün görünmemektedir.
Türkiye üzerindeki hesaplar ve üniter devletin hayati önemi
Suriye'de sahneye konulan bu senaryonun bir benzerinin "terörsüz Türkiye" söylemleri üzerinden Türkiye için de planlandığı gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Etnik tabanlı imtiyaz, yerel demokrasi ve anayasal statü talepleri, üniter devlet yapısını doğrudan hedef almaktadır.
Etnik veya mezhepsel ayrıcalıklar üzerinden kurgulanacak her türlü siyasi model, önce toplumsal bütünlüğü, ardından devlet ve vatan bütünlüğünü erozyona uğratır.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) ebedi lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın kararlılıkla vurguladığı üzere; coğrafyamızda bağımsızlığı, huzuru ve devletin bekasını koruyabilecek tek ideal model üniter yapıdır.
Türkiye'yi bu zorlu coğrafyada kıyamete kadar ayakta tutacak olan yegane güç, üniter devlet ilkesinden ve tek millet idealinden taviz vermemektir.
Prof. Dr. Baş'ın uyardığı gibi, Türkiye'nin de Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında hedef alınan 22 ülke arasında bulunduğunu, hatta asıl hedefin Türkiye'nin üniter ve milli bütünlüğü olduğunu unutmamak gerekir.
Üniter yapıdan verilecek en ufak bir taviz, emperyalist güçlerin bölgedeki hesaplarına hizmet edecek ve coğrafyamızı geri dönülemez bir kaosun içine sürükleyecektir.
- Kıbrıs’taki sessiz Siyonist işgal ve yaklaşan fırtına / 27.08.2026
- ABD’nin yaptırımları kendi geleceğini nasıl tehdit ediyor? / 26.08.2026
- ABD’nin her türlü tehdidine karşı Tahran’ın kararlılığı sonuç veriyor / 25.08.2026
- Caydırıcılığın anahtarı tam bağımsızlıktır / 24.08.2026
- Bölgemizdeki ‘güdümlü’ entegrasyonların tehlikeleri / 23.08.2026
- İran’dan, ABD’nin ekonomik kıyametine karşı milli paralar kalkanı / 22.08.2026
- Maliyet, borç ve iklim kıskacında Türk tarımı / 21.08.2026
- İsrail’in Suriye stratejisi ve Türkiye’ye yaklaşan büyük tehdit / 20.08.2026
- Hürmüz’de tehdit diliyle gelmeyen barış ve tırmanan kriz / 19.08.2026
























































