Türkiye ekonomisi, bir yanda vatandaşın alım gücünü günden güne eriten yüksek enflasyon, diğer yanda ise üretimden tüketime uzanan zincirdeki fahiş fiyat artışlarıyla zorlu bir sınavdan geçiyor.
İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) açıkladığı Ağustos ayı verilerine göre, İstanbul'da perakende fiyatlar aylık bazda yüzde 1,66, yıllık bazda ise yüzde 34,96 artış gösterdi.
Okulların açılış dönemine denk gelen bu süreçte en yüksek fiyat artışının aylık yüzde 17,28 ile Eğitim Harcama grubunda yaşanması, aile bütçelerini adeta felç etti.
Alım gücünün hızla düşmesi ve kontrol altına alınamayan fiyat artışları, hane halkının geçim mücadelesini her geçen gün daha da ağırlaştırıyor.
Tarladan markete fiyat uçurumu ve girdi maliyetlerindeki baskı
Gıda tarafındaki tablo ise üretici ile tüketici arasındaki dengesizliği gözler önüne seriyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar'ın ağustos ayı verilerine göre, tarladaki ürün ile market rafı arasındaki fiyat farkı rekor seviyelere ulaştı.
Limonda tarladan rafa yaşanan yüzde 748,4'lük devasa fark başı çekerken; limon 8,5 kat, havuç ve elma 4,8 kat, kabak ve yeşil soğan ise 3,4 kat fazlaya tüketiciye sunuldu.
Tarlada 10 lira olan limonun markette 84,84 liraya, 18,75 lira olan elmanın ise 89,60 liraya satılması, gıda zincirindeki aracı maliyetlerinin boyutunu kanıtlıyor.
TZOB'ye göre, ağustos ayında markette fiyatı en çok artan ürün yüzde 37,8 ile yumurta olurken, onu yeşil fasulye ve yeşil soğan izledi.
Öte yandan, tarımsal üretimin bel kemiğini oluşturan girdi maliyetlerindeki yıllık artışlar, üreticinin belini bükmeye devam ediyor.
Son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, besi yemi yüzde 34,5, elektrik yüzde 25,1 ve tarım ilaçları yüzde 27,8 oranında zamlandı.
Aylık yüzde 7 artarak yıllık bazda yüzde 57,9'luk yükselişe ulaşan mazot fiyatları ise tarımsal üretim üzerindeki en büyük yüklerden biri olmayı sürdürüyor.
Üretim maliyetlerinin bu derece artması ve tarladan rafa ulaşan süreçteki katlamalı fiyatlar, gıda enflasyonunun temel nedenleri olarak öne çıkıyor.
Akaryakıtta önlenemeyen artış ve büyüyen enflasyon dalgası
Gıda ve üretimdeki bu baskıya ek olarak, akaryakıt fiyatlarında atılan vergi adımları da enflasyonist baskıyı doğrudan tetikliyor.
Motorinde daha önce sıfırlanan Özel Tüketim Vergisi'nin (ÖTV) tedrici olarak yeniden uygulanmaya başlamasıyla birlikte fiyatlar hızla tırmandı.
3 liralık ÖTV artışı ve buna bağlı 60 kuruşluk KDV eklenmesiyle motorinin litre fiyatına bir anda 3,60 lira zam yansıdı.
Bu artışla birlikte motorinin litresi İstanbul'da 81,07 liraya, Ankara'da 82,19 liraya, İzmir'de 82,46 liraya ve doğu illerinde 83,92 liraya yükseldi.
Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, ağustos ayında benzin fiyatlarının yüzde 10,7, motorin fiyatlarının ise yüzde 14,4 arttığına dikkat çekerek, bu yükselişin aylık enflasyona doğrudan 0,33 puan katkı sağladığını belirtti.
Yılın ilk sekiz ayında motorinde yüzde 47,5, benzinde ise yüzde 33,2'lik bir artış gerçekleştiğini vurgulayan Yılmaz, akaryakıttaki sert yükselişlerin nakliye ve üretim maliyetleri kanalıyla tüm sektörlere yayılarak önümüzdeki 2 ay boyunca enflasyonu yukarı çekmeye devam edeceği uyarısında bulundu.
Sistem krizi ve insan merkezli ekonomi arayışı
Toplumun geniş kesimleri ve üreticiler yüksek enflasyon ve girdi maliyetleri altında ezilirken, bankacılık sektörünün Temmuz ayı sonu itibarıyla 596,4 milyar lira net kâr açıklaması ve toplam aktif büyüklüğünün 53,8 trilyon lirayı aşması, gelir dağılımındaki uçurumu bir kez daha gündeme taşıdı.
Vatandaşın geçim haritası daralırken finans sektörünün kârlılığını artırması, mevcut ekonomik sistemin sorgulanmasına yol açıyor.
Yaşanan bu ekonomik tablo ve genel olarak jeopolitik türbülansa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, sorunun dönemsel dalgalanmalardan ziyade kriz üreten mevcut sistemin kendisinde olduğunu belirtti.
Ekonomik krizlerin yalnızca refahı düşürmediğini, aynı zamanda toplumsal huzuru zedeleyerek küresel çatışmalara zemin hazırladığını ifade eden Baş, çözümün BTP'nin ekonomi programı olan "Milli Ekonomi Modeli"nde yattığını vurguladı.
Avusturya'da düzenlenen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi'ne de atıfta bulunan Baş, ekonominin temel amacının rakamlardan ziyade insanı merkeze almak ve adil bir düzen kurmak olması gerektiğini savunarak, krizlerden çıkış için insan odaklı yeni bir ekonomik paradigmanın şart olduğuna dikkat çekti.
- AB sürecinde İzlanda’nın restinden Türkiye’nin ucu açık cenderesine / 01.09.2026
- İsrail’in insani yıkımı, küresel tepkiler ve ABD gençliğinin isyanı / 31.08.2026
- Kocatepe’nin gölgesinde bir milletin varoluş ve kurtuluş destanı / 30.08.2026
- ABD'nin yaptırım ikilemi ve İsrail'in güvenlik masalı / 29.08.2026
- Suriye’den Türkiye’ye "entegrasyon" makyajıyla etnik imtiyaz tehdidi / 28.08.2026
- Kıbrıs’taki sessiz Siyonist işgal ve yaklaşan fırtına / 27.08.2026
- ABD’nin yaptırımları kendi geleceğini nasıl tehdit ediyor? / 26.08.2026
- ABD’nin her türlü tehdidine karşı Tahran’ın kararlılığı sonuç veriyor / 25.08.2026
- Caydırıcılığın anahtarı tam bağımsızlıktır / 24.08.2026























































