logo
03 EYLÜL 2026

Aşil Kalkanı, Yunanistan’ın İsrail bağımlılığı ve Türkiye’ye etkileri

03.09.2026 00:00:00
 

Son yıllarda Ege ve Doğu Akdeniz hattında tırmanan jeopolitik rekabet, Yunanistan ile İsrail arasındaki askeri ortaklığı stratejik bir boyuta taşıdı.

Atina yönetiminin "Ajanda 2030" modernizasyon programı çerçevesinde Tel Aviv ile imzaladığı yaklaşık 3,1 milyar avroluk "Aşil Kalkanı" hava savunma anlaşması, bu sürecin en somut ve en yüksek maliyetli adımı oldu.

Davut Sapanı, SPYDER ve BARAK MX gibi çok katmanlı füze savunma sistemlerini kapsayan bu paket, Atina tarafından "caydırıcılık" gerekçesiyle sunulsa da hem Yunan iç kamuoyunda hem de bölgesel güç dengelerinde ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.

Atina'nın bu hamlesine Yunan basını da tepkili

Yunanistan'ın borç krizinin ekonomik etkilerini henüz tam anlamıyla atlatamadığı ve vatandaşların hayat pahalılığı altında ezildiği bir dönemde milyarlarca avroluk kaynağı İsrail savunma sanayisine aktarması iç politikada büyük bir tepki dalgası yarattı.

Yunan haber sitesi in.gr, hükümetin enflasyona karşı uyguladığı geçici tedbirlerin kış aylarında etkisini yitireceğini vurgularken, 1740 üründeki geçici indirimler yerine milyarlarca avroluk devasa bütçelerin silahtan yana kullanılmasını sert şekilde eleştirdi.

Koutipandoras ise 3,1 milyar avroluk dev paketin, Yunanistan'ın 2026 yılı için öngörülen doğrudan vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 5,34'üne denk geldiğini hesaplayarak, halkın vergilerinin doğrudan yabancı bir ülkenin savunma sanayisine aktarıldığına dikkat çekti.

Yunan basınının eleştirileri yalnızca maliyetle sınırlı değil.

To Pontiki gazetesi, "Aşil Kalkanı mı İsrail koltuk değneği mi?" başlığıyla yayımladığı analizde, anlaşmanın Yunan ulusal savunmasını uzun vadeli olarak Tel Aviv'e bağlayacağı uyarısında bulundu.

Radarlar, Komuta-Kontrol (C2) yazılımları, füze sistemleri ve hatta Kalamata Havacılık Eğitim Merkezi'nin işletilmesi gibi kritik alanların İsrail merkezli şirketlere (Elbit Systems, Rafael, IAI) teslim edilmesi, Atina'nın gelecekte İsrail'e karşı bağımsız bir dış politika yürütme kabiliyetini sınırlandırıyor.

Nitekim News247, Gazze politikasından ötürü uluslararası alanda izole olan İsrail'e bu boyutta bir ekonomik destek verilmesinin, Yunanistan'ın Arap ve İslam dünyasıyla olan tarihsel yapıcı ilişkilerini zedelediğini ve ülkeyi Orta Doğu'daki çatışmalara çekme riski taşıdığını belirtti.

Yazılım kontrolü, provokasyon ve vekalet riski

Askeri teknolojilerde dışa tam bağımlılık, tedarikçi ülkeye alıcı devlet üzerinde doğrudan bir "yönlendirme" ve "şantaj" gücü kazandırır. 

İsrail'in Yunanistan'a sağladığı hava savunma mimarisi ve komuta radarları (ELTA), Ege ve Doğu Akdeniz'deki hava sahası verilerini işleyen algoritmalara sahiptir. 

Bu durum, Tel Aviv'e bölgesel politikaları doğrultusunda algılama hassasiyetlerini manipüle etme imkanı sunabilir. 

Radar verilerine yansıtılabilecek suni tehdit veya ihlal algıları, Atina'yı bölgesel aktörlerle sıcak çatışmaya sürükleyebilecek provokatif kararları tetikleme potansiyeli taşımaktadır.

Daha da ötesi, İsrail'in Kalamata'daki uçuş okulu üzerinden Yunan pilotlarının taktik doktrinlerine doğrudan müdahale edebilmesi ve siber "arka kapılar" kanalıyla kriz anlarında sistemleri kısıtlama yeteneği, Yunanistan'ı kendi güvenlik mimarisinin "ön cephe karakolu" haline getirmektedir. 

Ege adalarına konuşlandırılması öngörülen SPYDER ve Spike NLOS gibi sistemler, Lozan ve Paris Antlaşmaları uyarınca Gayri Askeri Statüdeki Adaların (GASA) ihlali anlamına gelmekte; bu durum Yunanistan'ı uluslararası hukuk karşısında haksız konuma düşürmektedir. 

Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye ve bölgesel rakiplerine karşı Atina'yı bir "vekalet aktörü" olarak konumlandıran İsrail ve ABD; sadece Yunanistan'da değil, Kıbrıs adasında da üsler ve askeri varlıklar oluşturmaktadır.

Ancak Yunan ve Rum kamuoyunun da fark etmeye başladığı üzere, girdikleri bölgelerden kolay kolay çıkmayan bu aktörler, Türkiye kadar Yunanistan ve Rum Kesimi için de uzun vadeli bir egemenlik tehdididir.

Türkiye açısından tehditler ve devlet eliyle millileşmenin stratejik önemi

Yunanistan'ın Batılı ve İsrailli aktörlerle kurduğu askeri blok ve Türkiye'yi tek tehdit olarak tanımlayan bu devasa silahlanma hamlesi, doğrudan Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'deki savunma doktrinini ve "Mavi Vatan" haklarını hedef almaktadır. 

Ege ve Meriç hattında kurulmak istenen "aşılmaz duvar" stratejisi; Bayraktar TB2, Akıncı ve Anka gibi Türk SİHA'larının operasyonel etkinliğini kırmayı ve Türkiye'nin füze caydırıcılığını nötralize etmeyi amaçlamaktadır. 

Anadolu kıyılarına birkaç kilometre mesafedeki adalara konuşlandırılacak İsrail füzeleri, Türk hava sahası ve deniz trafiği üzerinde doğrudan bir erişimi engelleme tehdidi oluşturmaktadır.

Bu menfur hesaplara ve şekillenen askeri bloka karşı Türkiye'nin teknolojik şartlara uygun, caydırıcı ve kararlı adımlar atması hayati bir zorunluluktur. 

Ancak bu süreçte en kritik husus, savunma sanayisindeki milli üretimin devlet eliyle ve devlet koordinasyonuyla yürütülmesidir. 

İthalata ya da tamamen özel sektöre dayalı savunma modelleri, olası bir savaş veya kriz durumunda tedarik zinciri kesintileri ve bağımlılık zafiyetleri yaratır. 

Nitekim ABD gibi devasa küresel aktörlerin dahi yüksek yoğunluklu çatışma süreçlerinde mühimmat krizleri yaşadığı gözlemlenmiştir.

Buna karşın İran örneğinde görüldüğü üzere; devlet kontrolünde yürütülen yerli füze ve İHA teknolojileri, küresel ve bölgesel baskılara karşı direnç oluşturulabilmesini sağlamaktadır.

Türkiye de Çelik Kubbe, Hisar, Siper, Tayfun gibi kendi milli hava savunma ve füze sistemlerini devlet mekanizmasının stratejik rehberliğiyle geliştirmeye devam etmeli; savunmada ne yabancı devletlerin insafına ne de sadece özel sektörün dinamiklerine kalarak tam bağımsız, devlet güvenceli bir caydırıcılık mimarisini tahkim etmelidir. 

Ancak bu sayede, Ege ve Doğu Akdeniz'de kurgulanan tehlikeli senaryolar boşa çıkarılabilir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.