Yaşanan gelişmeler ve de üst üste gelen açıklamalar AKP hükümetinin özelde Suriye politikasının genelde ise tüm dış politikasının tamamen iflas ettiğini gösteriyor.Birinci gelişme, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Türkiye Büyükelçisi Tacan İldem'in Ermenistan Büyükelçisi'nin suçlamalarına cevap verirken söyledikleri? Ermenistan AGİT Büyükelçisi Arman Kirakosyan, El Kaideli teröristlerin Keseb kasabasında Ermenilere yaptıkları saldırılardan Ankara'yı sorumlu tuttu; terörist grupların Türkiye topraklarını kullanarak bu saldırıları yaptığını belirtti ve Türkiye'yi acil önlem almaya çağırdı.Bu suçlamaya cevap niteliğinde konuşmaya başlayan AGİT Türkiye Büyükelçisi İldem, AKP'nin Dışişleri Bakanlığı'nı telaşa düşüren şu açıklamayı yaptı:"Reyhanlı'da 52 kişinin yaşamını yitirmesine ve 146 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırılar, El Kaide unsurları tarafından yapıldı ve bu gelişme El Kaide unsurlarının Suriye dışındaki operasyonudur. Türkiye, El Kaide'nin üssü değil, hedefidir. Dört büyük El Kaide saldırısının İstanbul'da yaşandığını unutmayalım."Hatırlarsanız, Reyhanlı'daki saldırıyı zaten El Kaide üstlenmişti. Bütün bu gerçeklere rağmen Dışişleri Bakanlığı'ndan İldem'in açıklamasına jet yalanlama geldi.İşin faili diyor ki "bunu ben yaptım", Türkiye'nin AGİT temsilcisi diyor ki, "bunu El Kaide yaptı", batılı birçok basın yayın organı diyor ki, "Bu El Kaide'nin işidir" ama ne hikmetse AKP'nin Dışişleri Bakanlığı "Hayır bunu El Kaide yapmadı" diyor. Anlamak mümkün değil?Biraz tahminde bulunursak, AKP hükümeti "Bunu El kaide yaptı" deyip kabul ederse, daha önce bu konuda Suriye rejimine yaptığı bütün suçlamaları yalanlamış olacak.Suriye rejimine karşı desteklediği terör gruplarının Türkiye'de de terör estirdiğini kabul ettiğinde Türk milletine bunu nasıl izah edecek?Eğer bu ve benzeri bahanelerle Türkiye'yi ABD ve İsrail adına Suriye ile kapıştırma senaryosu varsa, böyle bir savaşa Türk milletini nasıl ikna edecek?Bu sebeplerle Büyükelçiyi yalanlıyorlar, "Bunu ben yaptım" diyen El Kaide'ye "Hayır bunu sen yapmadın" diyerek komik duruma düşüyorlar.Büyükelçi İldem'in "Türkiye, El Kaide'nin üssü değil, hedefidir" ifadesi ve bunu İstanbul'da yapılan terör eylemiyle misallendirmesi oldukça dikkat çekici?Türkiye'yi ve Türk milletini de hedef tahtasına koyan bir ABD ürünü terör örgütünün suçunu, siyasilerimiz neden kabullenmek ve ilan etmek istemezler, merak konusu?El Kaide'ye her türlü desteği veren Batılı ülkeler bile bu terörün kendi ülkelerine sıçrayacağı endişesi yaşarken ve bu sadece endişe boyutundayken, Türkiye daha şimdiden bu terörün zararlarını görmeye başladı bile?Reyhanlı dışında 20 Mart'ta Niğde'nin Ulukışla İlçesinde yaşanan katliam da bunun örneklerindendir. El Kaide teröristleri bir askerimizi, bir polisimizi ve bir kamyon şoförünü öldürmüş ve bunu sevap işlemek için yaptıklarını belirtmişlerdi. Siyasilerimiz konuyu kapattılar, bu konuda hala hiçbir açıklama yapılmıyor.Eee, Suriye'de onbinlerce masum sivili katleden, tekbir getirerek kafa kesen, tecavüz eden bu teröristlere sırf Esad'ı devirsin diye her türlü silah ve mühimmat desteğini verirsen, yangına körükle gidersen, bu yangın seni de içine alacaktır ve almaya başladı da?Bir ülkenin siyasileri, kendisini de hedef tahtasına oturtan teröristlere neden bu kadar sahip çıkar yine merak konusu?Ve ABD'li gazeteci Seymour Hersh'ün makalesinde yazdıkları?London Review of Books Dergisinde yazdığı makalede, 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam kırsalı Guta bölgesinde gerçekleşen kimyasal saldırıda Erdoğan hükümetinin parmağı olduğunu, 2013 Eylül ayında da ABD'nin bunu Suriye'ye askeri operasyon için gerekçe olarak gösterdiğini belirtti. Hersh, kimyasal saldırının Erdoğan'ın adamları tarafından Obama'yı kırmızıçizgiye çekmek için yapıldığı iddiasında bulundu. Bu kadar gerçek ve bu kadar iddiadan sonra AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan hala Suriye ile savaş ve El Kaide'ye destek konusunda ısrarcı olurlarsa, başlarına çok büyük bir dert alacaklardır ve neticesinde dünya kendilerine dar gelecektir.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Yeni anayasa, meşruiyet arayışı ve muhalefetin dizaynı / 24.06.2026
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































