logo
01 AĞUSTOS 2026

Körfez'de çok yönlü satranç ve vekalet savaşları

01.08.2026 00:00:00
 

Bölgesel gerilimlerin yükseldiği, küresel güçlerin doğrudan ya da vekilleri üzerinden nüfuz mücadelesi verdiği Orta Doğu sahası, tarihinin en karmaşık ve kırılgan dönemlerinden birini yaşıyor. 

Savaşın seyrini değiştirebilecek kritik hamlelerin ardı ardına geldiği bu denklemde; Suudi Arabistan'ın çatışma iklimine yavaş yavaş çekilmesi, Çin menşeili yeni mühimmat ve hava savunma sistemlerinin sahaya girişi ve bölgesel aktörlerin gizli diplomasi trafiği kartların yeniden dağıtılmasına yol açıyor. 

ABD ve İsrail ikilisinin stratejik hesapları karşısında İran'ın yürüttüğü direnç ve misilleme doktrini, gerilimin geçici durağanlıklardan hemen sonra çok daha şiddetli bir fırtınaya dönüşebileceğini gösteriyor.

İsrail'in denklem dışı tutulma hilesi ve Suudi Arabistan'ın savaşa itilmesi

Son dönemde yaşanan askeri çatışmalarda İsrail'in görünürde denklem dışı bırakılması, bölgedeki stratejik illüzyonun en dikkat çekici unsurlarından biridir. 

Ancak ABD'de gerçekleşen Netanyahu-Trump zirvesinin ana gündem maddesinin doğrudan İran olması, "İsrail'in hiçbir zaman bu denklemin dışında kalmadığını" açıkça ortaya koymaktadır. 

Washington yönetimi, belirli stratejik ve lojistik hassasiyetler sebebiyle İsrail'i ön planda tutmaktan kaçınmıştır.

Bu durumun arkasında yatan ilk temel neden, İsrail'in savunma kapasitesini ve yıpranan savaş gücünü toparlayabilmesi, aynı zamanda ülkeyi İran'ın balistik füze kapasitesinden koruyacak zamanı kazanmasıdır. 

İkinci ve belki de daha kritik gerekçe ise Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin bölgesel politikalarıyla ilgilidir. 

Riyad yönetimi, Tel Aviv ile yan yana durarak Tahran'a karşı bir çatışmaya girmekten, hem kendi kamuoyunun tepkisinden çekindiği hem de Arap dünyasındaki liderlik konumuna zarar getireceğini düşündüğü için imtina etmiştir.

Ne var ki, gelinen noktada Husiler ve Irak'taki Şii milisler gerekçe gösterilerek Suudi Arabistan adım adım çatışma çemberinin içine çekilmektedir. 

Bölgedeki krizin tırmanma noktası, sanılanın aksine Ensarullah (Husiler) hareketinin doğrudan ticaret yollarını kapatmasıyla başlamamış; ABD ve İsrail'in talepleri doğrultusunda Suudi Arabistan'ın Yemen'e abluka uygulamasıyla alevlenmiştir. 

Suudi Arabistan'ın Hudeyde'ye yönelik saldırıları, Irak'taki Şii milis grupların Aramco tesislerini hedef almasıyla zincirleme bir reaksiyona dönüşmüştür. 

Böylelikle Riyad, kendi özgün stratejik hedeflerinden ziyade, ABD-İsrail ikilisinin kurguladığı senaryoların bir parçası olarak savaşa itilmiştir.

İstihbarat savaşları, Çin faktörü ve olası bir kara operasyonunun hazırlığı

Saha mücadelesinin bir diğer hayati boyutunu ise istihbarat, hava savunma sistemleri ve lojistik tedarik hatları oluşturmaktadır. 

İran'ın bölgedeki ABD üslerini hedef alması, sadece Amerikan askeri varlığına yönelik bir hamle değildir. Bu üsler, aynı zamanda İsrail'in erken ihbar, radar ve hava savunma mimarisinin en kritik halkalarını barındırmaktadır. 

Tahran yönetiminin Ürdün, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerdeki lojistik ve askeri noktaları hedef almasındaki temel strateji; İsrail'in nokta atışı saldırılar yapmasını sağlayan gözlerini kör etmek ve savunma kalkanının belini kırmaktır.

Öte yandan, sahada zaman zaman yaşanan geçici durağanlık bir barış sinyali değil, tarafların daha geniş kapsamlı hamlelere hazırlandığı fırtına öncesi sessizliktir. 

Özellikle Çin'den tedarik edildiği belirtilen yaklaşık 400 adet MANPADS (omuzdan atılan yakın mesafe hava savunma füzesi) gibi sistemler, İran'ın konsept değişikliğine gittiğine işaret etmektedir. 

Deniz gücü, balistik füzeler ve İHA/SİHA kapasitesi bakımından bölgesel bir doygunluğa ulaşan Tahran, bu tür yakın hava savunma gereçleriyle olası bir kara savaşı senaryosuna hazırlık yapmaktadır.

Washington ve Tel Aviv hattında ise bir mezhep çatışması kurgulayarak bölgesel denklemde avantaj sağlama arayışı sürmektedir. 

Irak'taki Şii milis yapılanması Haşdi Şabi ile Lübnan'daki Hizbullah'ın hükümet ve ordular eliyle silahsızlandırılmaya çalışılması, İran'ın bölgedeki tüm vekil güçlerini etkisiz hale getirme planının bir parçasıdır. 

Süper güçler karşısında masaya oturma sanatı ve psikolojik harp

Küresel diplomaside masadaki kazanımlar, her zaman sahadaki somut başarıların ve askeri caydırıcılığın üzerinde yükselir. 

Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurtuluş Savaşı'nda elde ettiği askeri zaferlerin üzerine Lozan ve Montrö gibi tarihi diplomasi başarılarını inşa etmesi gibi, İran da bugün süper güçler karşısında masaya kendi şartlarını koyabilme gücünü sahada gösterdiği başarılı dirençten almaktadır.

ABD'nin ve İsrail'in tüm baskılarına, lider kadrolara yönelik suikastlara ve askeri müdahalelere rağmen İran'ın Hürmüz Boğazı geriliminde geri adım atmaması, bölgesel dinamikleri kökten değiştirmiştir.

Tahran, kendi söylemiyle "iki büyük askeri ve istihbari güce karşı" geliştirdiği caydırıcılık doktrinini, Hürmüz Boğazı ve çevresinde kurduğu yeni savunma kapasitesiyle taçlandırmıştır.

Bu süreçte Hazar Denizi'nde İran gemisini vuran Ukrayna'ya, "Gerekli cevap verilecektir" tehdidi yapılması ve Ukrayna'nın bu tehdit karşısında geri adım atması, özür mahiyetinde açıklamalar yapması, İran basınında Trump'ın ailesine yönelik mesaj içerikli videolar yayınlanması ve diğer psikolojik harp teknikleri, çatışmanın sadece fiziki sınırlarla kısıtlı kalmadığını göstermektedir. 

İran'ın askeri misilleme hakkını saklı tutarak diplomatik dilde sertleşmesi, karşı tarafta ciddi bir korku iklimi ve geri adım atma zorunluluğu yaratmaktadır. 

Şamarını sahada vurmuş bir aktörün masadaki uyarısı, muhatapları üzerinde doğrudan sonuç doğurmakta; asimetrik harp tekniklerinin küresel güç dengelerini nasıl sarsabileceğini kanıtlamaktadır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.