logo
09 TEMMUZ 2026

Ankara’da NATO Zirvesi: Gerçekler ve tuzaklar

09.07.2026 00:00:00
 

Ankara, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde küresel diplomasinin en kritik virajlarından birine ev sahipliği yaparak 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni ağırladı. 

40'tan fazla ülkenin en üst düzey liderlerini bir araya getiren bu devasa organizasyon, küresel askeri ittifakın geleceğini şekillendiren kararlara sahne olurken, madalyonun diğer yüzünde ev sahibi Türkiye için hem iç sahada hem de dış politikada çok ciddi soru işaretleri ve krizler doğurdu. 

Başkent Ankara, zirve gerekçesiyle adeta ilan edilmemiş bir olağanüstü hal (OHAL) rejimine teslim edildi. 

Kentin bariyerlerle abluka altına alınması, anayasal bir hak olan demokratik protestoların sert müdahalelerle bastırılması ve 225 yurttaşın gözaltına alınması, zirvenin meşruiyetini gölgeleyen en büyük iç siyasi kriz oldu. 

Güvenlik bahanesiyle temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması, halkın iradesini temsil eden milletvekillerinin dahi fiziki şiddete maruz kalması, demokrasinin evrensel ilkeleriyle açıkça çelişti. 

Türkiye'nin uluslararası arenadaki gerçek itibarının, yolları kapatmakla, duvarları boyamakla ya da itiraz eden sesleri susturmakla değil; hukukun üstünlüğü, kurumların ciddiyeti ve dış politikanın tutarlılığıyla ölçülebileceği gerçeği başkent sokaklarında bir kez daha test edildi.

İtibar vitrini: Brandalanan fakirlik ve ekonomik enkaz

Zirve öncesinde Ankara sokaklarında yürütülen lojistik ve görsel hazırlıklar, muhalefetin sert eleştirilerine hedef olan bir diğer önemli kırılma noktasıydı. 

Yabancı devlet başkanlarının ve diplomatik heyetlerin geçiş güzergâhında bulunan gecekonduların ve yoksul mahallelerin panellerle, dev brandalarla kapatılması, iktidarın derinleşen ekonomik krizi örtbas etme çabası olarak yorumlandı. 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği gibi, "Gerçekleri brandalarla kapatamazsınız." 

Kendi vatandaşı için yıllardır adım atmayan bir anlayışın, yabancı misafirlerin göz zevki bozulmasın diye bir gecede gösterdiği bu yapay çaba, halk nezdinde haklı bir isyana dönüştü. 

Türkiye bugün, etrafında sıcak savaşların yaşandığı komşu ülkelerden bile kat kat yüksek bir enflasyonla mücadele etmektedir. 

Vatandaşın üzerine fiziki bombalar düşmese de her gün çarşıda, pazarda patlayan zam bombaları halkı derin bir sefalete mahkûm etmiştir. 

Dünyada enflasyon ve faiz oranlarında ilk beş sırada yer almamız yapısal bir kader değil, bilinçli ve yanlış ekonomi politikalarının doğrudan bir sonucudur. 

Gerçek bir devlet vizyonu, fakirliğin üstüne branda çekip misafiri eğlemekle değil; o brandalara hiç ihtiyaç duyulmayacak müreffeh bir ülke inşa etmekle ölçülür. 

Panel arkalarına gizlenmeye çalışılan bu acı ekonomik gerçekler, Türkiye'nin eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalacağı en büyük iç tehdittir.

Ankara bildirisi ve Türkiye'yi bekleyen jeopolitik tuzaklar

Zirvenin askeri ve diplomatik boyutuna bakıldığında ise küresel güç dengelerini sarsacak cinsten kararlar alındığı görülmektedir. 

Yayımlanan NATO Ankara Zirvesi Sonuç Bildirgesi'nde, müttefiklerin savunma sanayisi ve ortak üretim kapasitelerini genişletmek adına 50 milyar doları aşan devasa bir ek finansman paketi sağladığı duyuruldu. 

Washington Antlaşması'nın, "bir müttefike yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı" ilkesini barındıran meşhur 5. maddesine olan tam bağlılık güçlü bir şekilde yinelendi. 

Ancak bildirgede yer alan tehdit tanımlamaları, Türkiye'nin dış politikadaki geleceği açısından son derece endişe vericidir. 

Rusya, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği için "uzun vadeli ve birincil tehdit" olarak tescil edilirken, İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulandı ve Tahran yönetimi Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne uymaya çağrıldı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açılış konuşmasında, Avrupa'nın en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak tüm askeri yetenekleri ittifakın hizmetine sunmaya hazır olduklarını belirtmesi ve Ukrayna savaşında ABD Başkanı Trump'ın barış vizyonunu paylaştığını beyan etmesi, Türkiye'nin NATO içindeki riskli rolünü en ön safa taşımıştır.

Tehlikeli övgüler ve ön cephe olma riski

Trump'ın zirve boyunca sergilediği agresif ve tek taraflı tutum, ittifak içi çatlakları derinleştirirken Türkiye'ye biçilen rolün tehlikesini de gözler önüne serdi. 

Trump, İspanya'yı "berbat bir ortak" ve "umutsuz vaka" olarak nitelendirip ticari ilişkileri kesme tehdidinde bulunurken, İran'ı bu akşam bile çok ağır bir şekilde vurabileceklerini ilan ederek küresel bir savaşın fitilini yeniden ateşlemekten çekinmeyeceğini gösterdi. 

Böylesi bir gerilim atmosferinde Trump'ın, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı seviyorum. Ben olmasam Türkiye de savaşa girebilirdi" şeklindeki hamasi övgüleri, Türk kamuoyunda büyük bir kaygı ve kuşkuyla karşılanmalıdır. 

Zira bu övgüler, masum bir diplomatik nezaketten ziyade, Türkiye'yi Rusya ve İran karşısında NATO'nun ileri karakolu ve ön cephesi haline getirme planının kurnazca bir parçasıdır. 

Tüm bu sert mesajların, yaptırımların ve savaş tehditlerinin Ankara'dan verilmesi tesadüf değildir. 

Türkiye, Batı'nın kirli jeopolitik hesapları uğruna komşularıyla kalıcı bir düşmanlığa sürüklenmekte ve potansiyel çatışmaların tam merkezine konuşlandırılmaktadır. 

36. NATO Zirvesi, müttefikler arasında bir birlik tablosu gibi sunulsa da Türkiye için içeride antidemokratik uygulamaların ve ekonomik fiyaskoların gizlendiği, dışarıda ise ülkeyi büyük bir ateş çemberinin ortasına atan tehlikeli bir dönüm noktası olmuştur.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.