‘Atatürk olmasaydı ezanlar yasaklı kalacaktı’
Yunan işgali altındaki Anadolu’da yaşananlar, Millî Mücadele’nin yalnızca bir toprak savaşı olmadığını ortaya koyan tanıklıklarla yeniden gündeme geliyor
Haber Merkezi





1908 doğumlu Şefika Gülöksüz, Eskişehir'in işgal dönemini anlatırken, "Bir buçuk sene hiç ezan okunmadı Eskişehir'de" dedi. Türk ordusunun şehre dönmesiyle ezan seslerinin yeniden duyulduğunu belirten Gülöksüz, o anları şöyle anlattı: "Ezan okunmaya başlandı. Halamlar ve biz sokaklara fırladık."
Gülöksüz, Türk askerinin gelişini ise şu sözlerle aktardı: "Türk askeri geliyor. Şimdi geldi gelecek diyerek, kurbanlar kestiler."
Ve ezan sesinin kendilerinde oluşturduğu duyguyu şu ifadeyle özetledi: "Ezan sesleri o kadar dokundu ki bize..."
TBMM TUTANAKLARI: CAMİLER DE HEDEF ALINDI
Bu tanıklık, dönemin TBMM kayıtlarındaki anlatımlarla birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir tarihsel tablo ortaya çıkıyor.
18 Haziran 1922 tarihli TBMM tutanaklarında Yunan işgali altındaki Balıkesir, Aydın, Bursa, İzmir, Manisa, Kütahya ve Eskişehir gibi bölgelerde Müslüman halka yönelik saldırılar anlatılıyor. Tutanakta, insanların mescitlere doldurularak yakıldığı, ibadethanelerin yağmalandığı ve köylerdeki mescitlerin yakıldığı yönünde ifadeler yer alıyor.
Aynı Meclis belgesinde bazı bölgelerde imamların ve din görevlilerinin aşağılayıcı muamelelere maruz bırakıldığı da aktarılıyor.
Dolayısıyla Gülöksüz'ün "bir buçuk sene ezan okunmadı" şeklindeki anlatımı, bir görgü tanığının Eskişehir'e ilişkin kişisel hafızası olarak ele alınmalı; TBMM kayıtları ise işgal bölgelerinde cami ve dinî hayatın ciddi saldırılara maruz kaldığını gösteren dönemin resmî belgeleri olarak değerlendirilmelidir.
"ATATÜRK OLMASAYDI..."
İşte bu noktada Mustafa Kemal Atatürk'ün Millî Mücadele'deki rolü tarihsel olarak öne çıkıyor.
İşgal altındaki Anadolu'nun kaderinin değişmesinde, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde yürütülen Millî Mücadele belirleyici oldu. Büyük Taarruz ve ardından gelen askerî zaferle Anadolu'nun işgalden kurtarılması, şehirlerin yeniden Türkiye'nin egemenliği altına girmesini sağladı.
Bu nedenle Eskişehirli tanığın yıllar sonra söylediği söz, yalnızca bir ezan hikâyesi olarak değil, işgalden kurtuluşun halk hafızasındaki karşılığı olarak okunuyor.
Bir şehir düşünün...
Minareler susuyor.
İnsanlar işgal altında yaşıyor.
Sonra Türk ordusu geliyor.
Ve minarelerden yeniden ezan yükseliyor.
O ezan sesi, Şefika Gülöksüz'ün anlatımında sadece bir ibadet çağrısı değil, özgürlüğün sesi olarak hafızaya kazınıyor.











































































