Ortadoğu hakkında konuşan çok. Haritalar çiziliyor, senaryolar hazırlanıyor, hangi ülkenin kiminle mücadele edeceği üzerine hesaplar yapılıyor. Fakat bütün bu hesapların içinde, bu topraklarda yaşayan insanların huzuru, güvenliği ve geleceği ne kadar yer buluyor? Asıl üzerinde durmamız gereken mesele budur. Çünkü savaşın kararını verenlerle bedelini ödeyenler çoğu zaman aynı insanlar olmuyor. ABD ve İsrail'in bölge politikalarını değerlendirirken yalnızca yapılan açıklamalara bakarsak meselenin özünü kaçırırız. Güvenlik söylemlerinin arkasındaki çıkarları, askerî müdahalelerin ardından oluşan ekonomik ve siyasi tabloyu da görmek zorundayız. Bu coğrafyada kimin zayıfladığına, kimin kazandığına, kaynaklar üzerinde kimin söz sahibi olduğuna bakmadan sağlıklı bir değerlendirme yapamayız. Ortadoğu, enerji kaynaklarının ve önemli ticaret yollarının bulunduğu bir bölgedir. Dolayısıyla buraya yönelen ilginin arkasında petrolü, doğal gazı, limanları ve geçiş güzergâhlarını hesaba katmak gerekir. Emperyalizmin hesabında bölge halklarının refahının öncelikli olduğunu düşünmek, yaşananlardan hiçbir ders çıkarmamak demektir.
Geçtiğimiz günlerde Güney Afrika'da görev yapan bir arkadaşımla sohbet ettim. Bana, bulunduğu çevredeki çatışmalardan ve yeraltı zenginlikleri üzerindeki hesaplardan söz etti. Anlattıkları üzerinde düşünürken şu soruya takıldım: İnsanlar birbirleriyle mücadele ederken, üzerinde yaşadıkları toprakların zenginliklerinden kim faydalanıyor? Elbette her ülkenin şartları farklıdır. Ancak bu soru, Ortadoğu'ya bakarken de önümüzde durmalıdır. Bölge halkları birbirine düşman olduğunda, şehirler yıkıldığında, üretim durduğunda kim kaybediyor? Evini terk eden anne, eğitimden kopan çocuk, tarlasını ekemeyen çiftçi kaybediyor. Buna karşılık çatışmanın açtığı boşluklardan yararlanmak isteyenler yeni hesaplar yapıyor. Bu sebeple komşularımızla ilişkilerimizi başkalarının çizdiği düşmanlık haritalarına göre düzenleyemeyiz. Aramızda sorunlar bulunabilir. Görüş ayrılıklarımız, farklı güvenlik kaygılarımız olabilir. Devlet olmanın sorumluluğu, bütün bunları konuşabilmek ve çözüm yollarını açık tutabilmektir. Her anlaşmazlığı çatışmaya dönüştürmek, dış müdahalelere yeni kapılar açar.
Türkiye'nin bu noktada çok dikkatli olması gerekiyor. İran'la karşı karşıya gelmenin, Yemen üzerinden yeni bir gerilimin içine çekilmenin milletimize ne kazandıracağını soğukkanlılıkla düşünmeliyiz. Önümüze getirilen her iş birliği teklifini, her savunma düzenlemesini kendi millî menfaatlerimiz açısından değerlendirmek zorundayız. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu dikkatle ele alınmalıdır. Anlaşmanın adı kadar, içeriği ve getirdiği yükümlülükler de önemlidir. Hangi şartlarda devreye girecek? Türkiye'den ne beklenecek? Bizim dışımızda alınan bir karar, askerimizi ve milletimizi hangi sorumluluklarla karşı karşıya bırakacak? Bunlar açıkça konuşulmalıdır. Dış politikada iyi niyet, dikkatli hesabın yerini tutmaz. Üstelik savaşın faturası yalnızca cephede ödenmiyor. Hürmüz'deki gerilim ve enerji sevkiyatının aksaması ihtimali, vatandaşın gündelik hayatını da ilgilendiriyor. Petrolün taşınmasının zorlaşması, maliyetlerin yükselmesi ihtimali bile ekonomiler üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu yüzden uzak sandığımız bir çatışmanın etkisini mahallemizdeki pazarda hissedebiliyoruz.
Vatandaşımız bazen, "Benim arabam yok, akaryakıt zammından bana ne?" diye düşünebiliyor. Bak kardeşim, senin otomobilinin olup olmaması meseleyi değiştirmiyor. Sofrana gelen ekmek, pazardan aldığın domates, çocuğuna içirdiğin süt bir üretim ve taşıma zincirinden geçiyor. O zincirin birçok halkasında enerji kullanılıyor. Çiftçi traktörüne mazot koyuyor. Ürün kamyonla taşınıyor. Fabrika enerjiyle çalışıyor. Esnafın dükkânına mal ulaştırılıyor. Maliyetlerdeki artışlar, farklı ölçülerde fiyatlara yansıyor. Sonunda aynı maaşla daha az alışveriş yapabilen vatandaş ortaya çıkıyor. Savaşın gündelik hayattaki karşılığını anlamak için bazen mutfak hesabına bakmak yeterlidir. Elbette hayat pahalılığının bütün sebeplerini dış gelişmelere bağlayamayız. Üretimden para politikasına, vergilerden gelir dağılımına kadar kendi tercihlerimizin de sonuçları vardır. Fakat dışarıdaki yangının içerideki geçim sıkıntısını ağırlaştırabileceğini görmezden gelemeyiz. Barışı savunmak, milletimizin ekmeğini ve alın terini koruma sorumluluğunun da bir parçasıdır.
O hâlde bölge devletlerinin ortak menfaatlerini daha fazla konuşması gerekiyor. Ticaretimizi nasıl geliştirebiliriz? Üretimde hangi alanlarda birlikte çalışabiliriz? Sınırlarımızı ve ulaşım yollarımızı nasıl güvenli tutabiliriz? Gençlerimize kendi ülkelerinde yaşayabilecekleri bir gelecek nasıl hazırlayabiliriz? Siyasetin enerjisini bu sorulara yöneltmek zorundayız. Bölgesel iş birliğinin zemini, birbirinin egemenliğine saygıdır. Hiçbir devlet komşusunun iç düzenini kendi arzusuna göre şekillendirmeye kalkmamalıdır. Birlikte yaşamanın şartı, herkesin aynı düşünmesi değildir. Farklılıklar sürerken de ortak çıkarlar korunabilir, karşılıklı güven geliştirilebilir. Bunun için samimiyet ve devamlılık gerekir.
Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın bağımsızlık üzerinde ısrarla durmasının anlamını burada da düşünmeliyiz. Kendi kararını veremeyen, kaynaklarını milletinin yararına değerlendiremeyen bir ülke, dış baskılara açık hâle gelir. Siyasi iradenin arkasında üretim gücü, ekonomik bağımsızlık ve milletin desteği bulunmalıdır. Artık çocuklarımızın geleceğini başkalarının savaş hesaplarına teslim etmeme iradesini göstermeliyiz. Bu topraklarda yaşayacak olan biziz. Acısını da sevincini de paylaşacak olan bölge halklarıdır. Öyleyse Ortadoğu'nun kaderini belirleyecek söz de irade de bu coğrafyanın insanlarına ait olmalıdır.
- Millî İktisattan Millî Ekonomi Modeline -3- Üretim var, servet var; peki insan neden hâlâ geçim sıkıntısı çekiyor? / 03.10.2026
- Millî İktisattan Millî Ekonomi Modeline -2- Atatürk: Siyasi bağımsızlıktan iktisadi bağımsızlığa / 02.10.2026
- Millî İktisattan Millî Ekonomi Modeline -1- Bir millet ekonomik bağımsızlığını nasıl kazanır? / 01.10.2026
- 25 yıllık bir yürüyüş: Bağımsız Türkiye / 30.09.2026
- İlk istifa geldi, asıl soru duruyor: Vatandaş kime güvenecek? / 29.09.2026
- Dünya yanıyor, Birleşmiş Milletler seyrediyor / 28.09.2026
- Hürmüz’deki savaş Anadolu’daki tarlaya nasıl ulaşıyor? / 22.09.2026
- Hürmüz’den Babülmendep’e: Bölgeyi mezhep savaşına kim sürüklüyor? / 21.09.2026
- Siyaset kendi bindiği dalı kesiyor / 13.09.2026


























































