Türk sanayisi çifte kıskaçta
Yüksek borçlanma maliyetleri, iç piyasadaki durgunluk ve küresel talep yetersizliğiyle mücadele eden Türk sanayi sektörü, yapısal dönüşüm ile ayakta kalma savaşı arasında kritik bir eşikte bulunuyor
Eyüp Kabil





Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan sıkı para politikası, finansmana erişimi zorlaştırırken; hem içeride azalan alım gücü hem de ana ihracat pazarı olan Avrupa'daki durgunluk, fabrikalarda çarkların yavaşlamasına neden oluyor.
Sanayiciler, yüksek girdi maliyetleri ve kur baskısı altında küresel rekabetçiliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Finansman maliyetleri bel büküyor
Sanayi sektörünün önündeki en büyük engel, rekor seviyelere ulaşan kredi faizleri ve bankaların sıkılaşan kredi muslukları. İşletme sermayesi ihtiyacını karşılamak veya yeni yatırım yapmak isteyen sanayici, yüksek borçlanma maliyetleri nedeniyle frene basmış durumda.Özellikle KOBİ ölçeğindeki üretim tesisleri, nakit akışını yönetmekte zorlanırken, konkordato ve iflas risklerinin sanayi havzalarında yayılmaya başladığı belirtiliyor.
İç ve dış talep aynı anda düştü
Sektör, "çifte talep şoku" ile karşı karşıya.Sıkılaşma adımları ve azalan hanehalkı harcamaları, iç pazara üretim yapan tekstil, mobilya ve beyaz eşya gibi sektörlerde siparişlerin bıçak gibi kesilmesine yol açtı.
Öte yandan Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, özellikle de Almanya'da yaşanan ekonomik durgunluk, dış siparişleri doğrudan vurdu. Otomotiv ve hazır giyim gibi ihracat odaklı ana sektörlerde kapasite kullanım oranları geriledi.
Maliyet-kur makası rekabet gücünü eritiyor
Enerji, işçilik ve ham madde maliyetlerindeki artışa rağmen döviz kurunun enflasyonun gerisinde seyretmesi, ihracatçı sanayiciyi fiyat belirleyemez hale getirdi.Çin, Hindistan ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelerle rekabet etmekte zorlanan Türk sanayicisi, pazar payını kaybetme endişesi taşıyor. Sektör temsilcileri, mevcut kur politikasının ihracatı desteklemekten uzak olduğunu vurguluyor.
Yapısal sorunlar kronikleşiyor
Ekonomik konjonktürün getirdiği bu zorlukların yanı sıra, Türk sanayisinin yıllardır çözülemeyen yapısal sorunları da kriz döneminde daha görünür hale geldi.Üretimde dışa bağımlı olunan enerji maliyetleri, küresel dalgalanmalara karşı sektörü kırılgan kılıyor.
Sanayide "ara eleman" değil, "aranan eleman" sıkıntısı büyüyor; mesleki eğitime verilen önemin yetersizliği üretimin verimliliğini düşürüyor.
Üretim yapısının ağırlıklı olarak düşük ve orta-düşük teknolojiye dayalı olması, küresel değer zincirinde daha yüksek kar marjı elde edilmesini engelliyor.
PMI verilerinde daralma eğilimi sürüyor
Ekonomik büyümenin en önemli öncü göstergelerinden biri kabul edilen İSO Türkiye İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) verileri, imalat sektöründeki faaliyet koşullarında yaşanan yavaşlamayı açıkça gözler önüne seriyor. 2,5 yıllık süreç boyunca aylık bazda bozulma kaydeden endeks, siparişlerdeki bıçak sırtı durumu ve üretim bandındaki daralma sinyallerini tescilliyor.Sanayicinin kârı finansman giderlerine gidiyor
Sektörün önündeki en büyük engel, rekor seviyelere ulaşan kredi faizleri ve bankaların sıkılaşan kredi muslukları. İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasının sonuçları bu durumu çarpıcı bir veriyle özetliyor: Sanayi şirketlerinin finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %86,7 gibi tarihi bir seviyeye yükselmiş durumda. Bu tablo, sanayicinin esas faaliyetinden elde ettiği neredeyse tüm kazancı faiz ve finansman maliyetlerine harcamak zorunda kaldığını gösteriyor.İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan bu yapısal tıkanıklığı şu sözlerle özetliyor:
"Geçici kredi paketleri sanayicimize sadece nefes aldırır; kalıcı çözüm, Türkiye'nin sanayi finansman mimarisini yeniden kurmaktır. Finansman zinciri kırılırsa üretim zinciri de durur."
Katma değer ve yeşil dönüşüm gerekiyor
Uzmanlara göre, sanayi sektörünün bu girdaptan çıkması sadece geçici teşviklerle mümkün değil.Türkiye'nin acilen yüksek teknoloji odaklı, katma değerli üretime geçmesi ve AB Yeşil Mutabakatı standartlarına uyum sağlayacak yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırması gerekiyor. Aksi takdirde, sadece maliyet odaklı rekabet eden sektörlerin küresel pazarda kalıcı hasar alması kaçınılmaz görünüyor.











































































