Malum aliniz, kısa sürede Silifke'ye yerleştik ve toplum ile kaynaşmaya çalışıyoruz. Daha doğrusu toplumsal alışkanlıklar, yaşamsal alışkanlıklar, alışveriş alışkanlıkları, komşuluk ilişkileri derken kendimizi sanki farklı bir ülkeye gelmiş te ortak davranış kodlarını çözmeye çalışıyor gibi bulduk.
Yaz sıcakları geride kaldı. Yağmurun veya yağmurların ne zaman yağacağı, ne kadar yağacağı gibi hava alışkanlıklarını meteorolojik raporlardan öğreniyoruz. Sabahtan kapalı ve yağışlı bir kış havası var iken öğleden sonra güneş çıkıp sizi terletebiliyor. En çok şikâyet ve sıkıntı alt yapı da… Taşucu gibi deniz kenarı olan bir bölgede bile sokakları su basıyor. Çiftçiler bahçelerinde, seralarında su ve çamur ile becelleşiyor.
Bir de trafik rejimi var ki şaşırmamak elde değil. Ambulansların en büyük sorunu kendilerine yol verilmemesi veya geç verilmesi… Bütün gün siren sesleri susmuyor. Özellikle sabah mesaiye gidenler, akşam mesaiden dönenler esnasında trafik felç oluyor. Birde sık sık çalışamaz hale gelen trafik ışıkları yollarda sıkıntıya sebep oluyor.
Araç sayısından çok kayıtlı motor var derlerse şaşırmayacağım. Bir avuç trafik polisi koca kasaba ile başa çıkmaya çalışıyor. Gün geçmiyor ki sürücü kusurlu bir trafik kazası yaşanmasın. Özellikle motorlardan herkes şikâyetçi. Kullanan da, kullanmayan da… Çoğu kanatlanıp uçmak için yola çıkıyor. Trafik akışının neresinde oldukları, nasıl geldikleri, nereden çıktıkları belli değil. İşin acı tarafı, arabalarında onlardan aşağı kalır yerleri yok. Hız tahdidi, kırmızı ışık, dönülmez veya tek yön gibi tabelalar adeta ihlal edilmek için konulmuş. Bir de yabancı plaka iseniz yandınız. Ambulansa yol veriyorsanız kırmızı ışıkta dönünce ceza makbuzu birkaç güne elinizde.
Silifke'nin tek suçu yollarının düzgün olması. Sürücüler, İzmir gibi cadde ve sokaklarda çukurlar olmadığı için fren yerine gaza basıyorlar. Nasıl bir çözüm üretilir bilmiyorum.
Ancak Silifke'nin içinden Taşucu'na dönen bir kavşak düzenlemesi var ki, bir aydır bitmedi. Sanırım para bitti.
En çok motor kazası geçirenlere üzülüyorum. Acele etmek neyse, ecele gitmek için en doğru yer gibi geliyor, motor cambazları gibi çılgınca sürüyorlar. Kış gelince sayıları azalır derken daha da çoğaldığını fark ettim. Okuldan çocuğunu kapan, karısını terkisine atıp küçücük motora üç kişi biniyorlar. Fakirlikten mi, yoksa cesaretten mi çözemedim.
Silifke'de ara sokaklara park edilmiş deniz teknelerine, sandal ve botlara rastlıyorsunuz. Yeterli bir marina veya balıkçı barınağı yok. Özellikle de küçük sandal ve motor yatlar sıkıntıda. Belediyenin önemli para kaynaklarından biri olabilecek iken kimse bu işe el atmamış. Sadece gezi tekneleri limanda yer bulabilmiş. Yelken, su sporları, sörf gibi aktivitelerin yapılacağı bir kulüpte yok. Oysa sahil, körfez zengini.
İki bayram kutladık. Ancak Silifke'nin geniş bir meydana ihtiyacı var. Silifke kalesinin ve Göksu çevresinin de bakıma.
Taşucu önemli bir yerleşim ve ticaret limanı. Kışın daha hareketli. Diğer tatil ve yazlıkçılar beldesi Susanoğlu ise bir zamanların Gemlik-Karacaali gibi yazlıkçılar gidince sessizliğe bürünen yerlerine benziyor.
Neyse ki çevrede araba ile gidilip gezilecek, denize girilecek pek çok ören yeri, koy ve plaj var. Ancak yaz sıcaklarında herkes Toroslara, yayla evlerine çıkmayı yeğliyor. Silifkeliler deniz kenarında değil, daha çok yaylalar da konuşlanıyor. Bağı bahçesi, meyce ağaçları daha çok yaylalarda. Biz de yazı merkezde geçirince sıcak nedeni ile milletin neden yaylada ev sahibi olduğunu daha iyi anladık.
Meyve ve sebze bol ve ucuz. Her yörenin kendine has bir damak zevki ve beslenme alışkanlığı var. Yeni yeni lezzetler ile tanışıyorsunuz. Biz de ayak uydurmaya çalışıyoruz. Özellikle çiğ köfte çok yaygın. Yanında marul ve ayranla ikram ediliyor. Ancak acısı benim gibi safrakesesini yolda bırakmışlara göre değil.
Arkadaşların çoğu İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara gibi illerde. Havaların soğuduğunu, sıkı giyindiklerini belirtip bizim ne durumda olduğumuzu soruyorlar.
Valla biz henüz kazak bile giymedik. Soba da yakmıyoruz. Sabahları serin, akşamları ılıman bir mevsime alıştık. Burada millet denize giriyor diyorum, inanmıyorlar. Oysa güney kıyılarının özelliği mutedil olması. Ancak yağmur yağdı mı da, ortalığı sel götürüyor. Önemli bir şeyi öğrendim. Burada acele etmeyeceksin. Her şeyi daha yavaş ve sakin halledeceksin. Yoksa güzellik bozuluyor, yaşamın sihri kayboluyor.
Şimdilik bizden haberler bu kadar. Umarım gelecek yazımda size farklı şeyler ve memleket meselelerini anlatırım.
- Cumhuriyete giden yol: Unutmayın! / 28.10.2026
- Sadakat / 25.10.2026
- Yeniden oyun kurmak / 20.10.2026
- Paris’in rezervuarları, Londra’nın bariyerleri / 18.10.2026
- Yazının acelesi var / 15.10.2026
- Oy emanet midir? / 10.10.2026
- Emanet / 03.10.2026
- Makarios, FETÖ ve din bezirgânlığı / 25.09.2026
- Savaş çığırtkanlığı mı? Karartma geceleri mi? / 23.09.2026

























































