logo
04 KASIM 2026

Vatandaşın alım gücü azaldıkça üretim çarkları da duruyor

04.11.2026 00:00:00
 

Vatandaşın alım gücünün sürekli düşmesi ve halkın enflasyon karşısında ezilmesi, yalnızca tüketiciyi değil, doğrudan üretime ve reel sektöre de darbe vurmaktadır. 

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ekim ayı sonuçları üretimin içinde bulunduğu vahim tabloyu kanıtlamaktadır.

50'nin üzerindeki değerlerin büyüme ve iyileşmeye işaret ettiği PMI endeksi, ekim ayında 47,3 seviyesine gerilemiştir (eylül ayında 47,9 idi). 

Bu değer, imalat sektöründeki faaliyet koşullarında belirgin bir bozulmanın sürdüğünü göstermekte olup, haziran ayından bu yana kaydedilen en düşük seviyedir. 

Böylece Türkiye sanayisindeki daralma ve zayıflama eğilimi 31'inci ayına ulaşmıştır.

Zorlu piyasa koşulları ve maliyet baskıları nedeniyle yeni siparişlerdeki gerileme son 3 ayın en yüksek düzeyine çıkmıştır. İmalatçılar üretimlerini kısmış ve stoklarını asgari seviyede tutmaya çalışmıştır.

Yeni iş yüklerindeki düşüş ve maliyet baskıları nedeniyle sanayide istihdam daralmaya devam etmektedir.

Yükselen petrol fiyatları, hammadde maliyetleri ve döviz kuru basısı Türk imalat sektörünün girdi maliyetlerini sürekli artırmaktadır.

Ekim ayında incelenen 10 imalat sektöründen yalnızca 1'i (giyim ve deri ürünleri) üretimini artırabilmiş, gıda dahil diğer sektörlerde yavaşlama ve daralma devam etmiştir.

Hükümetin enflasyonla mücadele kılıfı altında uyguladığı talebi baskılama ve piyasayı soğutma politikaları doğrudan üreticiyi de vurmaktadır. 

Her fırsatta "üretime öncelik veriyoruz" diyen yöneticiler, iç pazarı tamamen daraltarak ve dış pazarda da rekabet gücünü ortadan kaldıran kararlara imza atarak aslında Türkiye'de üretime en büyük darbeyi vurmaktadırlar.

Hazine'nin faiz kısır döngüsü ve geleceğin ipotek altına alınması

Hükümetin vergiye ve borca dayalı sürdürülemez ekonomi politikaları, ülkeyi tam bir kısır döngünün içine hapsetmiştir. 

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Hazine Finansman Programı, 2026 yılı gelişmeleri ile 2027 yılı öngörülerini ortaya koymaktadır.

Finansman programına göre:

Gelecek yıl toplam 7 trilyon 921,9 milyar TL tutarında devasa bir borç servisi (ödemesi) gerçekleştirilecektir.

Bu borç servisinin 3 trilyon 948,5 milyar TL'sini anapara ödemeleri oluştururken, tam 3 trilyon 973,3 milyar TL'sini ise sadece faiz ödemeleri oluşturacaktır. 

İlk kez faiz ödemeleri anapara ödemelerini geride bırakmıştır.

2027 yılında toplam 6 trilyon 761,7 milyar TL tutarında yeni iç borçlanma yapılması hedeflenmektedir.

Bu rakamlar, devletin topladığı vergilerin ve kaynağın üretime, istihdama ya da vatandaşa değil; doğrudan faiz lobilerine aktarılacağının acı bir beyanıdır.

Çözüm, Milli Ekonomi Modeli ile üretim ve Sosyal Devlet

Türkiye'yi içine sürüklendiği bu ekonomik felaketten, yüksek enflasyondan, vatandaşın gelir azlığından ve borç-faiz sarmalından çıkaracak yegâne çözüm, Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) parti programında da yer alan Milli Ekonomi Modeli'dir.

Milli Ekonomi Modeli, kapitalist ve IMF patentli politikaların aksine teşhisi doğru koymakta ve somut çözümler sunmaktadır.

Milli Ekonomi Modeli'ne göre çözüm; bir taraftan üretim maliyetlerini aşağıya çekecek etkin bir maliye politikasının, diğer yandan da halkın tüketim kabiliyetini ve alım gücünü tetikleyecek bir para politikasının aynı anda devreye konmasıdır. Gelir dağılımındaki dengesizlik ise doğrudan Sosyal Devlet projeleri ile aşılmalıdır.

Talep değil, maliyet enflasyonu

Yıllardır ülkemizde IMF'nin yanlış tespit ve yönlendirmeleri doğrultusunda uygulanan "talebi kısma" tedbirleriyle enflasyon düşürülememiştir ve düşürülemez. 

Türkiye'de sanki talep enflasyonu varmış gibi piyasadan para çekilerek halkın ve üreticinin likiditesi kısılamaz. 

Yüksek faizle piyasadan para çekilmiş, faiz ödemelerini karşılamak için vergi oranları artırılmış ve bu durum bizzat maliyetlerin yükselmesine sebep olmuştur. 

Talebi daraltan bu maliye ve para politikaları Türkiye'yi resesyon (durgunluk) ve üretim çöküşü sürecine itmiştir.

Türkiye'de yaşanan enflasyon bir maliyet enflasyonudur. 

Yani hammadde fiyatları, yüksek kredi faizleri, enerji giderleri, sigorta primleri ve ağır vergilerden kaynaklanmaktadır. 

Örneğin yüzde 50 faizle kredi kullanan bir üretici, bu faiz maliyetini ürettiği malın fiyatına yansıtmak zorundadır. 

Borçlanan hükümetler de faiz ödemek için Kurumlar Vergisi ve istihdam vergilerini artırmakta, bu da nihai ürün fiyatlarını yukarı çekmektedir.

Milli Ekonomi Modeli; maliyet enflasyonunun asıl sebebinin ülkelerin kendi milli emisyonlarını devreye koymak yerine faizli yabancı paraları veya maliyetli borç paraları tercih etmeleri olduğunu açıkça ortaya koyar. 

Maliyet enflasyonunun ve sefaletin önüne geçilebilmesi için;

Faizle borç alınması derhal terk edilmelidir. 

Devletin emek ve üretim karşılığı senyoraj hakkı kullanılarak milli emisyon maliyetsiz para ile genişletilmelidir.

Maliyetsiz iç kaynaklar üretime yönlendirilmeli, tüketici Sosyal Devlet projeleriyle desteklenerek iç pazar canlandırılmalıdır.

Türkiye, ancak kendi kaynaklarına dönerek ve Milli Ekonomi Modeli'nin sunduğu çözümleri uygulayarak açlık ve yoksulluk sınırının altındaki bu sefalet düzeninden kurtulabilir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.