2025 yılında iktidarın ve ittifak ortağının en önemli gündem maddesi, "Terörsüz Türkiye" adı verilen ama PKK terörünün başı Öcalan'la yürütülen süreçti.
Ana muhalefet partisi CHP'nin gündeminde ise ağırlıklı olarak CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar, süregelen soruşturma ve davalar vardı, ayrıca Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili Meclis çatısı altında oluşturulan komisyona katılarak bu sürece meşruiyet kazandırmış oldular.
Vatandaşların gündeminde ise, geçim darlığı, pahalılık, borçlar, icralar, faturalar, yüksek kiralar, hukuka, sağlığa, sağlıklı bir eğitime ulaşamama, sokaklarda güvensizlik, şiddet gibi sorunlar vardı.
Ne iktidar vatandaşlarla empati kurabildi, ne de Meclis içindeki muhalefet.
2025 yılı; derdi olup da derdini duyuramayanlarla, vatandaşlarından kopuk, küresel taleplerle kendi şahsi menfaatleri arasında sıkışıp kalan siyasetin iletişimsizliğiyle geçti.
Yapılan açıklamalardan ve siyasilerimizin duruşundan anladığımız kadarıyla, 2026 yılında iktidar ve meclis içi muhalefet için ana gündem yine Terörsüz Türkiye süreci olacak.
Yılbaşı akşamı Meltem TV'deki 2026'ya Bakış programına konuk olan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın, bu süreçle alakalı yaptığı şu tespitleri mutlaka not almalıyız:
"Teröristbaşı Öcalan'a özgürlük mitingi yapılıyor. Bence APO mevcut koşullarda fazlasıyla özgür. Öncelikle bu kişinin bir terörist olduğunu, masum insanları katlettiğini kabul etmemiz gerekir. Hangi etnik kökenden gelirsek gelelim, hangi ideolojiye sahip olursak olalım bu bir insanlık meselesidir. Bunu başka bir noktaya taşımaya çalışmak insani değildir."
"PKK silah bırakacak deniliyor, peki FETÖ ne olacak, IŞİD ne olacak, DHKP-C ne olacak? Türkiye'de tek terör yapılanması PKK değildi. Sürece bilerek 'Terörsüz Türkiye' adı veriliyor. Kim terörsüz Türkiye'ye karşı olabilir? Ancak gelinen noktada Güneydoğu'daki yurttaşlarımızın önderi sanki İmralı'daki caniymiş gibi bir algı oluşturuluyor."
"O caninin açıklamaları meydanlarda yayınlandı. Kime izletiliyor bunlar? O meydanlarda bulunan insanlar terörist mi? Hayır. Kürt vatandaşlarımız APO'nun arkasından gitmedi, gitmiyor. PKK'nın katlettiği bebekler Kürt vatandaşlarımızın bebekleriydi. Bu mücadeleyi asıl veren Güneydoğu'daki yurttaşlarımızdı. Buna rağmen herkes sanki onun sözünü dinliyormuş gibi bir tablo çiziliyor. Bunu kabul etmiyorum."
Evet, öyle bir süreç yürütülüyor ki, sanki terör örgütü bir zafer kazanmış ve bunun akabinde ateşkes anlaşmasıyla bizden taviz koparmaya çalışıyor. Esasen "sanki" ifadesi fazla, çünkü teröristbaşı Öcalan'ın ve Kandil'deki PKK elebaşılarının ifadelerinde bir zafer kazanılmış gibi söylemler var. Ve yine kendi ifadelerince, bunu "demokratik siyaset" adını verdikleri bir süreçle taçlandırmak istiyorlar. Teröristlerin böyle tanımladığı bir süreçle doğru bir sonuca ulaşmak ne kadar mümkün olabilir?
Süreçte İmralı ile diyaloğu sağlayan DEM Parti'nin yetkililerinden ilginç açıklamalar gelmeye devam ediyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iktidarla birlikte yürüttükleri 'süreç'le ilgili CHP'nin tutumuna ilişkin "CHP, iktidar karşıtlığının süreç karşıtlığına dönüşmemesine dikkat etmeli" dedi.
Bakırhan "Birileri CHP'yi süreç dışına itmeye çalışıyorsa, demek ki ortada bir oyun var. CHP bu oyunu görmeli ve daha çok dahil olarak ve inisiyatif alarak boşa çıkarabilir" ifadelerini kullandı.
Bu açıklamalarda, bu millet ve devlet menfaatine olmayan sürecin millete mal edilmesi için gayret sarf edildiğini görüyoruz. Meclis bünyesinde bir komisyon kurulması sürecin meşruiyeti içinde gerekliydi, CHP'nin komisyona girmesi de bu meşruiyet içindi ve şimdi CHP'den sürecin içine daha da girmesi talep ediliyor.
Çünkü PKK'lıların affıyla ve Öcalan'a umut hakkıyla sonuçlanacak hukuki düzenlemeler, ardından ademi merkeziyetçi bir yapıyı temin edecek bir takım anayasal düzenlemeler için bu meşruiyet gerekiyor.
DEM Partili Bakırhan, süreç kapsamında Meclis'te kurulan komisyondan çıkacak rapora ilişkinse "Eğer rapor yalnızca AKP-MHP güvenlik perspektifine sıkışırsa, iki şey olur; süreç kısa vadede yönetilir ama uzun vadede meşruiyet kaybeder. İkincisi de Kürt toplumunda 'eşitlik' beklentisi karşılanmadığı için toplumsal enerji yeniden gerilim üretir" ifadelerini kullandı.
Şu cümlenin altını bir daha çizelim: "Kürt toplumunda 'eşitlik' beklentisi karşılanmadığı için toplumsal enerji yeniden gerilim üretir." Bu ne demek? Süreç İmralı'nın taleplerine göre şekillenmezse, istekler karşılanmazsa, ortalık karışır demek. Tehditvari bir ifade…
Özetle şunu ifade edebiliriz; İmralı ile yürütülen terörsüz Türkiye süreci ve bu çerçevede talep edilenler, Türkiye'yi aynen Irak ve Suriye gibi parçalanma sürecine taşıyacak tehlikeler içeriyor. Bu ülkelerde savaşla, işgalle, çatışmalarla gelinen sürece Türkiye'nin "demokratik siyaset", "eşit yurttaşlık" gibi süslü ifadelerle gelmesi isteniyor.
Maalesef 2026 yılı, bu süreç çerçevesinde birtakım pratik adımların atıldığı bir yıl olacak. Siyasilerimiz kendi bekaları için, bu tehlikeli adımlara kapı açıyorlar.
Nasıl, 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle hukuk ciddi yara aldıysa, sistem değişikliğiyle demokrasi ciddi yara aldıysa, bu süreç de çok daha ciddi yaralar açacak.
Millet ve vatan bütünlüğümüzü, üniter yapımızı bir kez kaybedersek, bunun asla bir telafisi olmaz. Biz yaklaşan tehlikelere karşı uyarmakla mükellefiz.
- Trump, mağlubiyeti zafer olarak mı ilan edecek? / 02.04.2026
- ABD savaştan çekilmenin yollarını arıyor / 01.04.2026
- ‘Bu gidişle rejim değişikliği ABD'de yaşanacak’ / 31.03.2026
- ‘Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz’ / 28.03.2026
- ABD, İran’la kara savaşı yapabilir mi? / 27.03.2026
- BBC muhabiri: ‘Kimse ABD ve İsrail’e güvenmiyor’ / 25.03.2026
- Trump yönetimi bu yılın sonunu göremez! / 24.03.2026
- Riyad’da toplandılar; ABD ve İsrail’i değil, İran’ı kınadılar! / 20.03.2026
- İran cephesi, savaşa nasıl bakıyor? / 19.03.2026

























































