Çelik sektörü yatırımda zorlanıyor
ÇİB Başkanı Uğur Dalbeler, çelik üretiminin yüksek sermaye gerektiren ve ağır çalışma koşullarına sahip stratejik bir sektör olduğunu belirterek, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilenmesi gerektiğine dikkat çekti. "Şu anda şartlar zor… Oldukça zor bir dönemden geçiyoruz" diyen Dalbeler, ancak sektörün yeterli kârlılığı yaratamaması halinde bu yatırımların ertelenmek zorunda kaldığını vurguladı.
Hasan Gündoğdu





FOTO: Uğur Dalbeler (soldan ikinci), Adnan Aslan (ortada), Ahmet Erciyas (sağdan ikinci)
Türkiye'nin çelik sektörü, yüksek üretim kapasitesi ve güçlü ihracat kabiliyetine rağmen artan ithalat baskısı, yükselen maliyetler ve yatırımların sürdürülebilirliği açısından kritik bir dönemden geçiyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, ÇİB Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında, sektörün özellikle son yıllarda değişen küresel rekabet koşulları nedeniyle ciddi bir maliyet baskısı altında olduğunu belirtti. Dalbeler, "Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz.
Şu anda şartlar zor… Oldukça zor bir dönemden geçiyoruz" dedi. Çelik sektöründeki problemleri aşmak noktasında ciddi çaba sarf ettiklerini ve bu anlamda uluslararası iş birliklerinin de büyük önem taşıdığını belirten Dalbeler, 25-27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilecek Steel Networking Summits (Çelik Zirvesi) 2026'nın sektöre damga vuracak çok önemli bir platform olacağını söyledi.
Çelikte ithalat ciddi sorun
Türkiye'nin geçen yıl 38.1 milyon ton çelik üreterek Avrupa'da Almanya'yı geride bırakıp birinci, dünyada ise 7. sıraya yerleştiğine dikkat çeken Dalbeler, buna karşın dış ticarette çelik ithalatının giderek daha önemli bir sorun haline geldiğini ifade etti. Belirli ürün grupları dikkate alındığında Türkiye'nin geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ederken, toplam ithalatının 23 milyon ton civarında gerçekleştiğini belirten Dalbeler, "Bir süredir aslında ticarette açık veriyoruz. Altı aylık rakamlara baktığımızda 9.8 milyon ton ithalat, yedi aylık ihracatta ise 11.3 milyon ton seviyesindeyiz" diye konuştu.
Rekabet koşulları eşit değil
Türkiye'de çelik tüketimi içerisinde ithalatın payının birçok ülkeye kıyasla oldukça yüksek olduğuna işaret eden Dalbeler, sektörün ithalata karşı olmadığına, asıl meselenin eşit rekabet koşullarının oluşturulması olduğuna dikkat çekti. Birçok ülkede ithalatın toplam tüketimin yüzde 10-20'si seviyesinde kaldığını belirten Dalbeler, Türkiye'de ise bu oranın yüzde 50'ye yaklaştığını söyledi. Özellikle devlet destekleri ve farklı maliyet avantajlarına sahip ülkelerden gelen ürünlerin yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Dalbeler, "Serbest olması noktasında bir sıkıntımız yok. Mesele rekabet ederken, bizde olmayan imkanların karşı tarafta olması ve onların maliyet endişesi taşımadan piyasaya göre istedikleri fiyatı verebilmeleri" dedi.
Avrupa kota uyguluyor
Dalbeler, Çin'den gelen düşük fiyatlı ürünlerin yarattığı baskıya da dikkat çekerek, Avrupa'da ithalat kotaları sonrasında çelik fiyatlarının 600 dolardan 800-850 dolarlar seviyelerine çıktığını, ABD'de ise yüzde 50'lik vergi nedeniyle fiyatların yaklaşık 1200 dolara ulaştığını belirtti. Buna karşılık Çin'in hâlâ yaklaşık 550 dolar seviyesinde teklif verebildiğini ifade eden Dalbeler, "Siz 650 dolara mal ettiğiniz ürünü Çinli gelip 550 dolara teklif ettiği zaman yaşama şansınız kalmaz" değerlendirmesinde bulundu. Dalbeler, Çin'in yılda bir milyar tona yakın çelik ürettiğini, üretimin 3'te ikisinin devlet tarafından gerçekleştirildiğini kaydetti.
Çelik stratejik ürün
Çeliğin yalnızca bir ham madde değil, sanayinin devamlılığı açısından stratejik bir ürün olduğunun altını çizen Dalbeler, "Sen oradan malzemeyi alarak ürettiğin ürünün aynısını Çinli de üretiyor. Bizim bir fark yaratmamız lazım. O yarattığımız farkın içerisinde çeliğin girdi maliyeti minimal. Ama sen malzemen var olduğu sürece buradaki sanayiyi ayakta tutma şansına sahipsin. Taşıma suyuyla da değirmen dönmez" ifadelerini kullandı.
Küresel ticarette yaşanan gelişmelerin bu yaklaşımın önemini daha da ortaya koyduğunu belirten Dalbeler, otomotivden beyaz eşyaya kadar pek çok sektörde Çin kaynaklı rekabetin artık üreticileri ve kullanıcıları aynı noktada buluşturduğunu söyledi. Dünya genelinde çelikte kapasite fazlası bulunmasına rağmen ülkelerin üretimden vazgeçmediğine dikkat çeken Dalbeler, bunun temel nedeninin çeliğin stratejik niteliği olduğunu söyledi. "Çeliğiniz olmazsa güçsüz, sanayileşmemiş, sanayisini geliştirme ihtimali olmayan bir ülke olursunuz" diyen Dalbeler, 2018'den bu yana ticaret savaşları, pandemi ve tedarik zinciri sorunlarının ülkelerin çelik sektörlerine bakışını değiştirdiğini belirtti. Ülkelerin artık kendi çelik üretimlerini korumayı stratejik bir zorunluluk olarak gördüğünü ifade eden Dalbeler, Türkiye'nin de güçlü üretim altyapısıyla bu açıdan önemli bir avantaja sahip olduğunu kaydetti.
Maliyetler artıyor
Sektörün son dönemde karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin maliyet artışları olduğunu belirten Dalbeler, enerji maliyetlerindeki gelişmelerin ardından işçilik maliyetlerinin de önemli ölçüde yükseldiğini ifade etti. Ukrayna Savaşı sonrasında enerji maliyetlerinin ciddi biçimde arttığını, İran'daki gelişmelerle birlikte yeni bir maliyet baskısı oluştuğunu belirten Dalbeler, hidroelektrik üretiminin artmasının elektrik fiyatlarında bir miktar rahatlama sağladığını söyledi. Buna karşın işçilik maliyetlerinin son beş yılda dolar bazında yaklaşık üç katına çıktığını belirten Dalbeler, "Toplamda işçilik maliyeti yüzde 15-20 arasında değişiyor. Geçmişte yüzde 5'in altındaydı. Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda hâlâ görece düşük işçiliğimiz var. Ama bizim rakiplerimiz artık onlar değil. Hintlilerle, Mısırlılarla, Pakistanlılarla, Vietnamlılarla, Endonezyalılarla ve Çinlilerle rekabet ediyoruz. Böyle olunca pahalı kalmaya başladık. Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz" dedi.
Fabrikaları yenileyemiyoruz
Çelik üretiminin yüksek sermaye gerektiren ve ağır çalışma koşullarına sahip bir sektör olduğunu belirten Dalbeler, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yaklaşık 1600 derece sıcaklıkta sıvı metalle çalışan makinelerin yoğun şekilde yıprandığını belirten Dalbeler, tesislerin her yıl yenileme yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ancak sektörün yeterli kârlılığı yaratamaması halinde bu yatırımların ertelenmek zorunda kaldığını ifade eden Dalbeler, "Harcanacak parayı kazanamadığınız zaman tesisler yıprandıkça eskiyor. Eskidikçe rekabet gücünü yitirmeye başlıyor. Yurt dışında adam her yeniliği her sene uyguluyor, verimini artırıyor, maliyetini düşürüyor. Biz onu yapamaz hale geliyoruz" dedi.
Sektör baskı altında
ÇİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Kamil Erciyas da çelik sektörü olarak hem içeriden hem de dışarıdan baskı altında olduklarına işaret ederek, "İçeride dövizin baskılanması işçilik maliyetlerini artırdı. Dışarıda artan gümrük vergileri belimizi büküyor. Döviz kuru ihracatın önünde engel… İşçilik dolar bazında 5 yıl öncesine göre 3 kat arttı. Ancak en önemli sorunumuz ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere çok sayıda ülkenin ihracatımızın önüne koyduğu duvarlar oluşturuyor" dedi.
ÇİB Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Aslan da Gümrük Birliği'ne rağmen Avrupa Birliği'nin, Serbest Ticaret Anlaşması'na rağmen Fas ve Mısır'ın Türk çeliğine karşı gümrük duvarlarını yükselttiğine işaret ederek, şunları söyledi: "Avrupa'da biz pazar, onlar ortak olmuş… Bizim sektörde konkordato olmaz, mali yapısı kuvvetli… Çin'in iç piyasası düzelirse ihracatı 140 milyon tondan 50 milyon tona düşer. Bu da fiyatları yükseltecektir. O zaman sektörümüzde kârlılık başlar… AB, 2.8 milyon tondan sonraki ihracatımıza gümrük uyguluyor Avrupa'da tesisler de eskidi, üretim yıllık 40 milyon tona geriledi. Çelik üretiminde kullanılan makineler İtalyan ancak Çin'de üretiliyor. Türkiye'de de makine üretimi de yapılıyor, yüzde 30 oranına ulaştık."

















































































