Ülkemizde iliklerimize kadar yaşanan ekonomik kriz daha da derinleşirken, hükümet yetkilileri hala tozpembe tablolar çizmeye devam ediyor.
İstanbul Finans Merkezi'nin (İFM) bankalar etabının açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ekonomide sıkıntı varmış, yoo… Biz gayet iyi yolumuza devam ediyoruz. MB'nin de döviz rezervi 22.5 milyar dolardı. Başbakanlık dönemimde 135 milyar dolara çıkardık. 2013'te IMF ile ilişiği kestik, merkezin döviz rezervi arttı, şu anda da ihtiyacımız yok" ifadelerini kullandı.
Halbuki brüt rezervleri swaplarla şişirilen MB'nin net rezervi eksi 60 milyar dolara yaklaşmış durumda… Ayrıca Türkiye'nin kısa vadeli borç miktarı Şubat itibarıyla 153.1 milyar dolar, toplam borcu da 450 milyar doları aşmış vaziyette… Yani IMF ile ilişiği kesmiş olmak, borcumuz olmadığı anlamına gelmiyor.
Törende konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Nebati ise her zaman olduğu gibi hayal vaat etti: "2036 yılı itibarıyla, İFM'nin ülkemizin toplam finansal hizmet ihracatını yaklaşık 3 kat arttıracağını ve 15 yıl içerisinde Gayri Safı Yurt İçi Hasılaya yapacağı toplam katkının da yaklaşık 130 milyar dolar olacağını öngörüyoruz."
Hiçbir ekonomik hamle yapmadan sadece finans binalarını İstanbul'a taşıyarak mı bu hedeflere ulaşılacak? Hükümet yetkilileri, "Biz gayet iyi yolumuza devam ediyoruz" deseler de, küresel finans çevrelerinin akıl hocalığını yapan kuruluşların Türkiye ekonomisi hakkında notları hiç de öyle olmadığını gösteriyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's (S&P), dış finansman maliyetlerindeki artış nedeniyle baskı altında olan gelişen ülkelerin bankacılık sektörlerine ilişkin bir analiz yayımladı. Raporda, küresel likiditedeki değişimlere karşı bankacılık sistemlerinin potansiyel olarak kırılgan oldukları düşünülen beş ülke arasında Tunus ve Türkiye, en riskli iki ülke olarak sıralandı.
Siyasilerimizin ekonomi gayet iyi gidiyor dediği bir atmosferde, uluslararası kuruluşlar Türkiye'yi finansal olarak 'en kırılgan iki ülkeden biri' olarak ifade ediyor.
S&P'nin analizinde, 2022 sonu itibarıyla Türk bankalarının tahminen 144.2 milyar dolarlık "yüksek" dış borcu olduğunu belirten analistler, bu yüksek dış borç nedeniyle Türk bankalarının, özellikle olumsuz piyasa algısına, artan riskten kaçınmaya, küresel likiditedeki düşüşlere ve yüksek finansman maliyetlerine karşı 'savunmasız' olduğu vurgulandı.
Hükümetin yeni finansal uygulamaları da S&P analistlerinin doğrular mahiyette… Malum, Merkez Bankası (TCMB), döviz işlemlerine dönük kısıtlamalara bir yenisini daha ekledi. Bankaların günlük döviz alımlarına sınırlama geldi.
TL üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla TCMB, bankaların, bankalararası piyasada yaptıkları döviz alımlarına günlük miktar sınırlaması getirdi. Karar, bazı bankalara geçen hafta sözlü olarak iletildi. Günlük limitler, banka bazlı olarak belirlendi. Bankaların bu nedenle döviz alış-satış kur farkını giderek açtığı belirtildi. Önceki gün bankaların dolar satış kurları 20 lira seviyesine yükselmişti.
Seçim öncesinde döviz kurlarında yükselişi önlemek için TCMB, döviz işlemlerinde birçok fiili ve resmi kısıtlama uyguluyor. Döviz fazlası olarak şirketlerin krediye erişimi zorlaştırılırken, şirketlerin döviz alımlarında da sınırlamalar ve sıkı kontrol mekanizmaları uygulanıyor. Döviz işlemleriyle ilgili saat sınırlamaları da uygulanırken, alım-satım marjı açılarak döviz talebi soğutulmak isteniyor.
Günlük limitler ve genişleyen alış-satış farklarının daha fazla şirketi ve bireysel yatırımcıyı İstanbul'da tarihi Kapalıçarşı'daki döviz bürolarına itiyor.
Bütün bu kısıtlamalar, önlemler, elbette ki sadece seçime kadar dolar kuru artmasın diye; sonrası belirsiz…
Paramızın doların tercümesi olarak değil de emek ve üretim karşılığı basılması, üretim ve tüketimin bu milli para ile yapılması konusunda bir adım yok.
3 katrilyon dolar değerinde madenlerimizin ve yerli enerji kaynaklarımızın devlet-millet ortaklığıyla işletilerek hammadde ve enerji ihtiyacımızı yerli kaynaklardan karşılama diye bir adım yok. Bu noktada ithalat tam gaz devam…
Paramızın dünyada kabul görülmesini sağlayacak ve dünya parası haline dönüştürecek şekilde finansal bir adım yok. Yok yok yok…
Sadece süslü sözlerle, tozpembe tablolarla, finans merkezi oluşturmayla bu işin olacağını zannediyor hükümet… Bunlar da seçimlik, dostlar alışverişte görsün misali adımlar. Bahsettiğimiz milli hamleleri yapmadığınız müddetçe, bu tür seçimlik adımlar ülkemizin var olan son hayat damarlarını da kurutmaya yönelik olur.
Haa, yukarıdaki adımları nasıl atabiliriz diye merak ediyorsanız, açın Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni, bakın, Bağımsız Türkiye Partisi'nin ekonomi programına bunun yöntemlerini, metotlarını görürsünüz.
Ama şimdiden uyaralım, bu yol haritasını devreye koymak için mutlaka bir kılavuza ihtiyacınız var, o da modelin sahibi Prof. Dr. Baş'ın özenle yetiştirdiği Bağımsız Türkiye Partisi kadrosu ve genç lideri Hüseyin Baş'tır.
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Daha yeni yıl başlamadan asgari ücret açlık sınırı altında / 31.12.2025
- İsrail'in hedefi sadece Filistin toprakları değil! / 30.12.2025
- Dar gelirlinin talebini baskılamak, gelir adaletsizliğini körüklüyor / 27.12.2025





























































































