logo
24 HAZİRAN 2026

Gelin, millet olarak bir öz eleştiri yapalım

25.12.2008 00:00:00
Bugün okyanusun ötesinden bir irade kalkıp da bizim coğrafyamızda talana kalkışıyorsa, her şeyden önemlisi buna cesaret edebiliyorsa bunun faturasını kendimize de kesmek zorundayız.Burada hırsızın ve katilin suçu olduğu kadar, evinin kapılarını sonuna kadar açanların, komşusuna giren hırsız ve katile aldırış etmeyenlerin, hatta bu katille işbirliği yapanların ve bu işbirliğini yapanları destekleyenlerin de bu suçta büyük payı vardır. Genelde İslam ülkelerinde, özelde ise Türkiye'de büyük bir vurdumduymazlık hakim. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığı iliklerimize kadar işlemiş.Artık dindaşlarımızın, soydaşlarımızın birer birer değil, onar onar değil, milyonlarcasının katledilişi bile bizi kendimize getirmiyor.Halbuki Müslümanlar bir bünyenin uzuvları gibi değil miydi? Birinde zuhur eden rahatsızlık tamamını etkilemez miydi? Peygamber Efendimiz (SAV) ümmetini tanımlarken böyle tanımlamıyor muydu?  Genelde ve özelde bu ümmet tanımına uymadığımıza göre, kendimizi ciddi bir sorgudan geçirmemiz gerekmez mi?Şu halimize bakın?Komşumuz aç, biz tok olarak rahatlıkla yatabiliyoruz.Aç komşumuzun, dostumuzun, arkadaşımızın gözünün içine baka baka karşısında yemek yiyebiliyoruz.Komşumuz kazanmasın diye elimizden geleni yapıyoruz. Komşumuz konuşmasın diye elimizden geleni yapıyoruz. Komşumuz kazanırsa kıskanıp dedikodu yapmaktan çekinmiyoruz. Başarı bizde, başarısızlık komşumuzda olsun diye elimizden geleni yapıyoruz. Birisi başardı mı ayağından aşağıya çekmeye çalışıyoruz. O başarıyı çekemiyoruz, gizlemeye çalışıyoruz, hatta iftira ve dedikoduyla o başarıyı gölgeliyoruz.Kendimizi üstün, komşumuzu, arkadaşımızı ise hep altımızda görüyoruz.Yalan bizde, sözünü tutmama bizde, duyarsızlık bizde?Malayani işlerle meşgul oluyoruz, birisi bize faydalı bir bilgi getirdi mi rahatsız oluyoruz. Doğruyu söyleyeni kırk kapıdan kovuyoruz, alay ediyoruz, arkasından konuşuyoruz. Dedikodu, gıybet, kibir, haset, çekememezlik, iftira, yalan ve benzeri bütün ferdi hastalıklar artık toplumsal bir hal almış.Bunlara sahip olanlar toplumda makbul oluyor, olmayanlar dışlanıyor.Irak, Afganistan, Somali, Bosna diyorsunuz, sizi susturup daha fazlasını size anlatıyorlar, ama bu katliamların arkasında olan ABD'ye, AB'ye, İsrail'e ve de bunların yerli işbirlikçilerine laf söyletmiyorlar. Vatandaş aç, çiftçi perişan, sanayici iflasta, gençlik bunalımda, boşanmalar had safhada diyorsunuz, o sizden daha fazla ağlıyor, ama iş çözüme geldiğinde bu sorunlara yol açan taşeronlara toz kondurmuyor.Mü'min, Müslüman olabiliriz ama bu halimizle hiç de Peygamber Efendimizin tarif ettiğine, Ehli Beytine benzemiyoruz. Acaba bu hal inandığımız gibi yaşamamamızın neticesi olarak yaşadığımız gibi inanmanın bir tezahürü mü?Türk milletinin bir ferdi olabiliriz ama, tarihte destanlar yazan Fatih'lerle bir alakamız yok. O nebinin varisleri, Ehli Beyt sevdalıları içimizde, bizleri ayıktırmak için büyük fedakarlıklarla ellerinden geleni yapıyor, ama görmüyoruz, duymuyoruz, duysak da umursamıyoruz. Bu halimizi değiştirmeden üzerimize bereket yağmasını mı bekliyoruz?Bir şeyler yağar ama bu asla bereket değildir. Lütfen ah edenlerin tükürüğünü de bereket zannetmeyelim.
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.