Görme kaybının nedeni gözler değil beyin olabilir!
Görme kaybı denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak göz hastalıkları geliyor. Ancak uzmanlara göre görme sorunlarının nedeni her zaman gözlerdeki bir rahatsızlık olmayabiliyor. Beyinde meydana gelen hasarlar da kişinin görme yetisini ciddi şekilde etkileyebiliyor
Ahmet Turan Yiğit





Özellikle inme sonrasında ortaya çıkan görme alanı kayıpları, hastaların günlük yaşamını önemli ölçüde zorlaştırıyor. Kişi bazen görüşünün bir bölümünü kaybettiğinin farkına bile varamıyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca görme sorununa yol açmadığını, aynı zamanda hareket kabiliyetini, çevreyle iletişimi ve kişinin bağımsız yaşamını da olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor.
Gözler sağlam olsa bile görme kaybı yaşanabilir
Görme işlemi yalnızca gözlerin görevini yerine getirmesiyle tamamlanmıyor. Gözler çevredeki ışığı ve görüntüleri algılayarak bunları sinirler aracılığıyla beyne iletiyor. Asıl değerlendirme ve anlamlandırma ise beynin arka bölümünde bulunan görme merkezlerinde gerçekleşiyor.
Bu nedenle gözlerde herhangi bir hastalık bulunmasa bile beynin görmeyle ilgili bölgelerinde oluşan hasarlar ciddi sorunlara neden olabiliyor. Beyin, gözlerden gelen görüntüleri doğru şekilde işleyemediğinde kişi baktığı nesneleri seçmekte, çevresini algılamakta veya gördüklerini anlamlandırmakta güçlük çekebiliyor.
Uzmanlar, özellikle beyin damarlarında meydana gelen tıkanıklıkların ve inme gibi nörolojik olayların görme yollarını etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla görme kaybı yaşayan her hastada sorunun yalnızca gözlerden kaynaklandığını düşünmek doğru olmayabiliyor.
İnme sonrasında görüşün bir bölümü tamamen kaybolabiliyor
İnme geçiren kişilerde karşılaşılan önemli sorunlardan biri de görme alanının belirli bir bölümünün kaybedilmesi. Beynin görüntüleri işleyen merkezlerine veya bu merkezlere bilgi taşıyan sinir yollarına zarar gelmesi, kişinin sağ ya da sol tarafındaki görüntüleri algılayamamasına neden olabiliyor.
Bu kişiler bazen karşılarında duran bir nesnenin yalnızca bir bölümünü görebiliyor, bazen de görüş alanlarının bir tarafı tamamen karanlık kalabiliyor. İlginç olan ise göz muayenesinde ciddi bir problem görülmemesine rağmen kişinin çevresindeki bazı şeyleri fark edememesi.
Örneğin karşıdan gelen bir insanı göremeyebilir, yürürken kapının kenarına çarpabilir veya masanın üzerinde bulunan eşyaları fark etmeyebilir. Bu durum özellikle ev içerisinde ve dışarıda hareket ederken ciddi güvenlik sorunlarına yol açabiliyor.
Hastalar görmedikleri alanın farkında bile olmayabiliyor
İnme sonrasında ortaya çıkan görme kayıplarının en dikkat çekici yönlerinden biri, bazı hastaların görüş alanlarının bir bölümünü kaybettiklerini fark etmemeleri. Kişi, göremediği tarafın varlığını adeta unutabiliyor ve günlük yaşamını bu eksikliğin farkında olmadan sürdürebiliyor.
Örneğin yemek yerken tabağın yalnızca görebildiği tarafındaki yiyecekleri tüketebiliyor. Tabağın diğer yarısında yemek bulunduğunu fark etmeyebiliyor. Benzer şekilde odanın bir tarafındaki eşyaları görmediği için onlara çarpabiliyor.
Uzmanların dikkat çektiği daha ileri tablolardan biri ise Anton sendromu olarak biliniyor. Bu durumda kişi, görme yetisini büyük ölçüde veya tamamen kaybetmiş olmasına rağmen kör olduğunu kabul etmeyebiliyor. Hatta görmediği halde gördüğünü söyleyebiliyor.
Beynin yaşanan görme kaybını fark edememesi ve eksik bilgileri farklı şekillerde açıklamaya çalışması, bu tablonun oldukça şaşırtıcı sonuçlar doğurmasına neden oluyor.
Beyin, gerçekte olmayan görüntüler oluşturabiliyor
Beyindeki görme merkezlerinin zarar görmesi yalnızca görme kaybına yol açmıyor. Bazı hastalarda gerçekte bulunmayan nesnelerin, insanların, hayvanların veya geometrik şekillerin görülmesi gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor.
Görsel halüsinasyon olarak adlandırılan bu durum, özellikle görme alanının bir bölümünün kaybedildiği hastalarda görülebiliyor. Beyin, dış dünyadan yeterli görsel bilgi alamadığında geçmişteki anılardan ve hafızasında bulunan görüntülerden yararlanarak eksik kalan alanı tamamlamaya çalışabiliyor.
Bunun sonucunda kişi, odasında bulunmayan bir insanı, duvarda olmayan şekilleri veya çevresinde gerçekte yer almayan nesneleri görebiliyor. Üstelik bu görüntüler bazen oldukça gerçekçi ve canlı olabiliyor.
Bazı hastalar gördüklerinin gerçek olmadığını anlayabilirken bazıları yaşadıkları durum karşısında şaşkınlık ve korku duyabiliyor. Özellikle ilk kez ortaya çıktığında bu tür görüntüler kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebiliyor.
Her görsel halüsinasyon psikolojik hastalık anlamına gelmiyor
Toplumda gerçekte olmayan görüntüler gören kişilerin psikolojik bir rahatsızlığı olduğu yönünde yaygın bir düşünce bulunuyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın her zaman doğru olmadığını vurguluyor.
İnme, Parkinson hastalığı, Alzheimer ve bazı şiddetli migren türleri de görsel algıda değişikliklere ve halüsinasyonlara neden olabiliyor. Yani kişinin olmayan görüntüler görmesi, mutlaka psikiyatrik bir hastalığı olduğu anlamına gelmiyor.
Özellikle görme yetisinin azalmasıyla birlikte ortaya çıkabilen Charles Bonnet sendromu bu konuda dikkat çeken örneklerden biri. Bu sendromda kişi, görme kaybına bağlı olarak gerçekte bulunmayan görüntüler algılayabiliyor. Ancak çoğu zaman gördüklerinin gerçek olmadığının farkında olabiliyor ve zihinsel işlevleri korunmuş olabiliyor.
Bu nedenle görsel halüsinasyon yaşayan kişilerin doğrudan psikolojik bir hastalıkla ilişkilendirilmesi yerine, öncelikle altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor. Ayrıntılı nörolojik değerlendirme, sorunun kaynağının belirlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Erken rehabilitasyon günlük yaşamı yeniden kolaylaştırabilir
İnme sonrasında meydana gelen görme kayıplarında erken değerlendirme ve rehabilitasyon süreci önemli bir yer tutuyor. Beynin hasar gören bölgelerinin ardından sağlam kalan sinir ağlarının daha etkin kullanılmasını amaçlayan çalışmalar, hastaların günlük yaşam becerilerini yeniden kazanmasına yardımcı olabiliyor.
Bu süreçte uygulanan özel görsel tarama egzersizleri ve rehabilitasyon programları, hastaların görebildikleri alanı daha etkili kullanmalarını sağlayabiliyor. Özellikle görüş alanının bir bölümünü kaybeden kişilere çevrelerini sistemli biçimde taramaları ve göremedikleri taraftaki nesneleri fark etmek için belirli hareket alışkanlıkları geliştirmeleri öğretiliyor.
Böylece yürürken eşyalara çarpma, merdivenlerde düşme ve ev içerisinde yaşanabilecek kazaların önüne geçilmesi hedefleniyor. Rehabilitasyonun amacı yalnızca görme kaybını ortadan kaldırmak değil, kişinin mevcut görme kapasitesini en iyi şekilde kullanarak günlük yaşamını daha güvenli sürdürebilmesini sağlamak.
Uzmanlar, özellikle ani başlayan görme kayıplarının, görüş alanında kararma veya bir tarafı görememe gibi belirtilerin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu tür şikayetler inmenin habercisi olabileceğinden acil tıbbi değerlendirme gerekiyor. Çünkü erken müdahale, hem nörolojik hasarın etkilerini azaltmak hem de hastanın yaşam kalitesini korumak açısından büyük önem taşıyor.





















































































