Toplumlar yalnızca kanunlarla ve kurallarla ayakta kalmaz. Ortak hatıralar, inançlar, değerler ve kuşaktan kuşağa aktarılan alışkanlıklar da toplumsal hayatın şekillenmesinde rol oynar. Bu unsurlar insanlara nereden geldiklerini, hangi değerleri benimsediklerini ve birbirlerine karşı hangi sorumlulukları taşıdıklarını hatırlatır.
Kilis'te yaşadığımız cuma gecesi geleneği de ortak hafızamızın bir parçasıydı. O günleri hatırlarken yalnızca camilerde okunan duaları değil, insanların o dualar etrafında oluşturduğu birlikteliği de hatırlıyoruz.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Geçmişte yaşanan her uygulamayı sorgulamadan savunmak ne kadar doğru değilse, bugün artık yapılmıyor diye onu bütünüyle değersiz görmek de doğru değildir. Her geleneği kendi dinî hükmü, toplumsal işlevi ve insan hayatına katkısı bakımından ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Söz konusu merasimin herkes için zorunlu bir dinî hüküm olduğu söylenemez. Fakat geçmişte insanlara imanlarını hatırlama ve manevi bir birliktelik yaşama fırsatı sunmuş olması da göz ardı edilmemelidir.
Asıl üzerinde durmamız gereken, bir geleneğin biçiminin devam edip etmemesinden önce, onun hatırlattığı değerlerin hayatımızda yaşayıp yaşamadığıdır.
Geçmişi anmak, yalnızca eski günlere duyulan özlemden ibaret kalmamalıdır. Hatıralarımızın bize bugünü değerlendirme ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürüme imkânı sunması gerekir.
Kilis'in cuma gecelerini hatırlarken kendimize şu soruyu sorabiliriz: O günlerde topluca dile getirilen iman ikrarı, bugün bireysel hayatımızda hangi karşılığı buluyor?
İmanımızı sözlerimizle ifade ederken davranışlarımızda da yaşatabiliyor muyuz? İnancımızın gerektirdiği doğruluk, merhamet, adalet ve sorumluluk bilincini ailemize, işimize ve toplumsal ilişkilerimize taşıyabiliyor muyuz?
Bu soruların cevabı, yalnızca geçmişteki bir geleneğin değerlendirilmesi bakımından değil, bugünkü hayatımızın muhasebesi açısından da önemlidir.
Çünkü gelenekler zaman içinde değişebilir, bazı uygulamalar unutulabilir. Fakat insanın inancını yaşama, kendisini sorgulama ve sorumluluklarını yerine getirme ihtiyacı ortadan kalkmaz.
Geçmişten bugüne taşıyacağımız en önemli miras, belki de belirli bir merasimin biçimi değil, o merasimin bize hatırlattığı hakikatlerdir. İmanımızı hatırlamak, hayatımızı gözden geçirmek ve inandığımız değerleri davranışlarımızla doğrulamak…
Bir geleneğin gerçek değeri, hatırlattığı hakikatlerin insanların hayatında ne ölçüde yaşadığıyla anlaşılır.
(Devam edecek…)
Kilis'te yaşadığımız cuma gecesi geleneği de ortak hafızamızın bir parçasıydı. O günleri hatırlarken yalnızca camilerde okunan duaları değil, insanların o dualar etrafında oluşturduğu birlikteliği de hatırlıyoruz.
Gelenekleri nasıl değerlendirmeliyiz?
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Geçmişte yaşanan her uygulamayı sorgulamadan savunmak ne kadar doğru değilse, bugün artık yapılmıyor diye onu bütünüyle değersiz görmek de doğru değildir. Her geleneği kendi dinî hükmü, toplumsal işlevi ve insan hayatına katkısı bakımından ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Söz konusu merasimin herkes için zorunlu bir dinî hüküm olduğu söylenemez. Fakat geçmişte insanlara imanlarını hatırlama ve manevi bir birliktelik yaşama fırsatı sunmuş olması da göz ardı edilmemelidir.
Asıl üzerinde durmamız gereken, bir geleneğin biçiminin devam edip etmemesinden önce, onun hatırlattığı değerlerin hayatımızda yaşayıp yaşamadığıdır.
Bugün kendimize ne sormalıyız?
Geçmişi anmak, yalnızca eski günlere duyulan özlemden ibaret kalmamalıdır. Hatıralarımızın bize bugünü değerlendirme ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürüme imkânı sunması gerekir.
Kilis'in cuma gecelerini hatırlarken kendimize şu soruyu sorabiliriz: O günlerde topluca dile getirilen iman ikrarı, bugün bireysel hayatımızda hangi karşılığı buluyor?
İmanımızı sözlerimizle ifade ederken davranışlarımızda da yaşatabiliyor muyuz? İnancımızın gerektirdiği doğruluk, merhamet, adalet ve sorumluluk bilincini ailemize, işimize ve toplumsal ilişkilerimize taşıyabiliyor muyuz?
Bu soruların cevabı, yalnızca geçmişteki bir geleneğin değerlendirilmesi bakımından değil, bugünkü hayatımızın muhasebesi açısından da önemlidir.
Çünkü gelenekler zaman içinde değişebilir, bazı uygulamalar unutulabilir. Fakat insanın inancını yaşama, kendisini sorgulama ve sorumluluklarını yerine getirme ihtiyacı ortadan kalkmaz.
Geçmişten bugüne taşıyacağımız en önemli miras, belki de belirli bir merasimin biçimi değil, o merasimin bize hatırlattığı hakikatlerdir. İmanımızı hatırlamak, hayatımızı gözden geçirmek ve inandığımız değerleri davranışlarımızla doğrulamak…
Bir geleneğin gerçek değeri, hatırlattığı hakikatlerin insanların hayatında ne ölçüde yaşadığıyla anlaşılır.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -3- Geleneklerin hatırlattığı değerler / 30.10.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -2- İman, hatırlamak ve sorumluluk / 29.10.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -1- İman ve nikâh tazeleme geleneği üzerine / 28.10.2026
- Üç çocuk çağrısı yetmez, aileyi geçindirmek gerekir / 27.10.2026
- Doğum İkramiyesi: Yeni bir hayata başlarken ailenin yanında olmak / 26.10.2026
- Çocuk Maaşı: Her çocuk toplumun geleceğidir / 25.10.2026
- Ev Hanımı Maaşı: Evin içindeki emek görülmeli / 24.10.2026
- Vatandaşlık Maaşı: Her vatandaşın hakkı / 23.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -2- İman, hatırlamak ve sorumluluk / 29.10.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -1- İman ve nikâh tazeleme geleneği üzerine / 28.10.2026
- Üç çocuk çağrısı yetmez, aileyi geçindirmek gerekir / 27.10.2026
- Doğum İkramiyesi: Yeni bir hayata başlarken ailenin yanında olmak / 26.10.2026
- Çocuk Maaşı: Her çocuk toplumun geleceğidir / 25.10.2026
- Ev Hanımı Maaşı: Evin içindeki emek görülmeli / 24.10.2026
- Vatandaşlık Maaşı: Her vatandaşın hakkı / 23.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026



























































