Alevilik; Hak Muhammed Ali yolu ve On İki İmam inancı üzerine kurulmuş, ilimle, irfanla ve insan sevgisiyle yoğrulmuş kadim bir inanç yoludur.
Bu yolda esas olan rızalıktır, adalettir, kul hakkına girmemektir.
Alevi için ibadet yalnızca sözle değil, davranışla, ahlakla ve insanlığa karşı sorumlulukla yaşanır.
Bu anlayışın toplandığı, yaşatıldığı mekanların adı cemevidir.
Alevi inancında ibadetin adı cem erkanıdır.
Cem; canların bir araya geldiği, küslerin barıştığı, dargınlıkların giderildiği, herkesin birbirine rızalık verdiği kutsal bir buluşmadır.
Bu yolda insana önce kendisiyle yüzleşmesi öğretilir.
Ölmeden önce ölmek, hesaba çekilmeden önce hesabını vermek, Ulu Divan'a alnı açık, yüzü ak varabilmek ve kul hakkı ile bu dünyadan göçmemektir.
Çünkü bu yolun özü şudur, kul kuldan razıysa, Hak da kuldan razıdır.
1970'li yıllardan sonra Anadolu'dan büyükşehirlere yönelen göç, Aleviler için yalnızca geçim mücadelesi değil, inancını, yolunu ve kimliğini koruma sınavı olmuştur.
Köylerinden, ocaklarından kopup İstanbul'a gelen Aleviler, deyişlerini, cemlerini, örf ve adetlerini de beraberinde getirmiştir. Ancak büyükşehirde bu inancı yaşayacak mekanların olmayışı, ciddi bir boşluk yaratmıştır.
Özellikle 1985 yılından sonra İstanbul'a göç eden Aleviler, cem erkanlarını evlerde, mahalle aralarında, düğün salonlarında, kimi zaman gizlenerek ve büyük zorluklar içinde yürütmek zorunda kalmıştır.
Alevi olduğunu açıkça ifade edememenin, kimliğini saklayarak yaşamanın acısı uzun yıllar toplumun hafızasında iz bırakmıştır. Buna rağmen yol terk edilmemiş, inanç yaşatılmaya devam edilmiştir.
Mahallelerde verilen bu var olma mücadelesi zamanla örgütlü bir dayanışmaya dönüşmüş, dernekler kurulmuş, insanlar bir araya gelmiş, cemevleri için arsalar alınmıştır.
Bu süreç kolay olmamış; pek çok engelleme, zorluk ve yoklukla ilerlemiştir. Kağıthane Cemevi'nin yapım süreci bu mücadelenin en somut örneklerinden biridir. O günleri anlatan Vakıf Başkanı Zeynel Şahan Dede'nin sözleri hafızalara kazınmıştır:
"Cemevi yapacağımız arsanın civarını çevirdik, her gece insanlarımız nöbet beklediler."
Tutulan bu nöbetler yalnızca bir binayı değil; bir inancı, bir kimliği ve geleceği korumak içindi.
Büyükşehir hayatı Aleviler için ne yazık ki acılar ve kayıplar da beraberinde getirmiştir.
Ancak yılmadan, bir olarak ve inancını yitirmeden karşı durmak, Alevi toplumunun yol üzerinde kalmasını sağlamıştır.
Bu yolun özü şu cümlede karşılığını bulur:
"Bizim yolumuz ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur."
Alevilik; dili, dini, kimliği ne olursa olsun tüm yaratılmışları kucaklar.
Döktüğün varsa doldur,
Ağlattığın varsa güldür,
Yıktığın varsa doğrult.
Hak'tan, hukuktan ve adaletten ayrılmamayı esas alır. Yüce Yaradanın, Hz. Ali'nin adaletinden ayırmaması bu yolun en temel duasıdır.
Bu yolun yarınlara taşınmasında en büyük sorumluluk gençlerdedir. İçinde bulunduğumuz zor ve karmaşık zamanlara rağmen gençlerin cemevleriyle bağ kurması, yol erkanını öğrenmesi ve sahip çıkması hayati önem taşır.
Ancak bu sorumluluk yalnızca gençlere yüklenemez.
Cemevi idarecilerine düşen görev, kapıları gençlere açık tutmak, onları dinlemek, anlayan ve yol gösteren bir dil kurmaktır.
Bilgili, donanımlı ve yol erkanını bilen idarecilerle gençler arasında gönül bağı kurulmadıkça bu yol sağlıklı biçimde aktarılamaz. Cemevleri yalnızca ibadet edilen değil, öğrenilen, paylaşılan ve dayanışılan mekanlar olmalıdır.
Ailelere düşen görev ise çocuklarını inancından uzaklaştırmak değil, sevdirerek tanıştırmaktır.
Yol korkuyla değil, muhabbetle öğretilir. Evde başlayan bu bilinç, cemevinde kök salar. Gençlerin örf, adet ve yol ahlakını öğrenmesi, ailelerin bu değerlere sahip çıkmasıyla mümkündür.
Ehl-i Beyt'in doğru tanınması ve Alevi yolunun sahih biçimde aktarılması da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bu alanda yapılan ilmi çalışmalar, yazılan kitaplar, programlar, toplantılar ve sempozyumlar, yolun bilgiyle desteklenmesini sağlar. Rahmetli Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın Ehl-i Beyt merkezli çalışmaları, yazdığı kitaplar ve yol uğruna kazandırdığı eserler, Alevi inancının doğru anlaşılması ve kuşaktan kuşağa aktarılması açısından önemli bir katkı olarak değerlendirilmektedir.
Cemevlerinin ibadethane olduğu gerçeğinin açıkça ifade edilmesi, Alevi toplumunun uzun yıllar boyunca verdiği inanç ve kimlik mücadelesinin doğal bir sonucudur.
Bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın, cemevlerinin ibadethane olduğunu açık ve net bir şekilde dile getirmesi Alevi toplumu açısından ayrı bir önem taşımaktadır.
Bu duruş, Alevi-Bektaşi inancının bir lütuf ya da talep değil, hak olarak görülmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yapılan bu açıklamalar, yıllardır süren mücadelenin kamusal alanda karşılık bulmasına katkı sunmuştur.
Aleviler bu toprakların harcıdır.
Yapıdan bir tuğla çekilirse, bütün yapı zarar görür.
Bu bilinçle Aleviler olarak her zaman haktan, hukuktan ve adaletten yana durmaya, yolumuzu, erkanımızı ve kimliğimizi yaşatmaya devam edeceğiz.
Can cana, medet mürvet,
Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali.
'La feta illa Ali illa seyfa illa zülfikar.'
- Türkiye'de üniversite diploması ve işsizlik / 22.01.2026
- Yurt dışına giden konut yatırımı 100 milyar Türk Lirası / 21.01.2026
- Susuzluk kader mi, yoksa tercih mi? / 20.01.2026
- Eshab-ı Kehf / 19.01.2026
- Miraç Kandili ve Miraçlama / 18.01.2026
- Metrobüsten tramvaya dönüş / 17.01.2026
- Yüzde 10 / 16.01.2026
- Gebze’de Geleceği Savunmak / 15.01.2026
- Yenilenebilir enerji / 13.01.2026





























































