Ülkemizde, son günlerde ortaya çıkan sokak gösterileriyle birlikte ‘katılımcı demokrasi’ de tartışılmaya başlandı. Bazı sosyal bilimciler, “gerçek ve ideal bir demokrasi için katılım şarttır” diyorlar. Diyorlar ama hiçbir yerde bunun örneğini gösteremiyorlar. Bir başka deyişle, halkın kararlara doğrudan katılımını ifade eden katılımcı demokrasinin, teorisi vardır, fakat pratiği yoktur. Böyle olmasına rağmen, temsili demokrasilerde halk, uygulamalara tepki gösterip sokaklara dökülünce, çare olarak hemen katılımcı demokrasi gündeme getirilir. Getirilir de ne olur? Hiçbir şey olmaz. O da diğer birçok önemli konular gibi, bir zaman tartışılır ve sonra gündemden düşer. Katılımcı demokrasi gündeme getirildiğinde, temsili demokrasiye veryansın edilir. Aksaklıkları, eksiklikleri bir bir sayılıp dökülür. Temsili demokrasinin, halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılamadığından, istek ve taleplerini görmezden geldiğinden ve alınan kararlara katılımı sağlamadığından uzun uzun söz edilir. Eleştirilerin ardı arkası kesilmez. Ama ne hikmetse, aynı eleştirilerin katılımcı demokrasi için de geçerli olduğu gerçeği, gözlerden uzak tutulur. Nüfus yoğunluğu sebebiyle katılımcı demokrasiyi uygulamanın sorun teşkil ettiği sürekli gizlenir. Katılımcı demokrasi, ancak çeşitli kararları halka arz etmek, içlerinden en çok oy alanı uygulamak şeklinde işletilebilir. Bu da gösteriyor ki, katılımcı demokraside de yine çoğunluğun dediği olmaktadır. Katılımcı demokrasilerde ölçü karara katılanların çokluğudur. Karara katılanlar ne kadar çoksa, katılımcı demokrasi de o oranda gerçekleşmiş kabul edilir. Görüldüğü üzere katılımcı demokrasi, sonuçta bir kabule bağlanmaktadır. O kabulü reddedenler, katılımcı demokrasiye istediği itiraz ve eleştiriyi getirebilir.Sonuç itibariyle varılan hüküm şudur: Demokrasinin bütün türleri, kusursuz ve ideal değildir. Batılı birçok sosyal bilimci de bu hükme katılmaktadır. Bunlardan biri olan Henry Rosovsy, “Bir Dekan Anlatıyor” adlı eserinde demokrasi hakkında şunları söyler: “Her şey daha demokratik davranmakla düzelmez. Bu cümleyi korkudan titreyerek yazdım. Çoğumuz, devletle ilişkilerimizde daha çok demokrasinin, daha az demokrasiden iyi olduğuna inanırız. Ailede demokratik ilkeler uygulanmaz. Silâhlı kuvvetler, hastaneler, işyerlerinin çoğu demokratik ilkelerle yönetilmez. Buralarda resmi ve gayri resmi hiyerarşiler vardır. Aşırı demokrasi yetersiz demokrasinin bir sonucu, yani bir aşırı uçtan, ötekine geçiş olabilir. Daha çok demokrasi, her zaman daha iyi demek değildir.” Bu sözlere, “her sorunun çözümü demokrasidedir, daha çok demokrasi, ileri demokrasi” diyenler, acaba ne buyururlar? Batılı birçok sosyal bilimci, demokrasinin sürekli geliştirilmesini, zaman ve zemine göre değiştirilmesini savunuyor ve şöyle diyor: “Demokrasiden daha iyi bir rejim bulunabilir. Bu yönde gayret ve arayışlar kesilmemelidir.” Bazılarına göre demokrasinin en temel yanlışı, çoğunluğu ölçü alması, hakkı ve adaleti ona dayandırmasıdır. Hâlbuki yönetimlerde ölçü, çoğunluk değil, hak ve adalet olmalıdır. Hak ve adalet ölçü alındıktan sonra, ikinci unsur olarak halkın oyuna başvurmakta hiçbir beis yoktur. Tersi yapılıp, çoğunluk, hak ve adaletin önüne geçirilirse, zulüm kaçınılmazdır. Demokrasi ile idare edilmeyen Ortadoğu ülkelerinde halk ayaklanmaları olunca, Batılılar, “İslâm toplumları demokrasi istiyor” tespitinde bulundular. Türkiye’de, demokratik hükümete karşı, demokratik tepkiler gösterilince, “Türkiye’de de katılımcı demokrasi olmalı” demeye başladılar. Dikkat edilirse, Batılılar, çözümün adresi olarak herkese, kendi kültür ve medeniyetlerini gösteriyorlar. İslâm toplumları, bunu elinin tersiyle itmeli, sorunlarının çözümünü İslâm kültür ve medeniyetinde aramalıdırlar. Aksi arayışların, çözüm yerine daha çok çözümsüzlük getirdiği tecrübeyle sabittir. Dahası, bu arayışlar, İslâm toplumlarını, Batının kültürel esareti altına sokmaktadır. Sokak gösterilerini bir de bu açıdan değerlendirmek gerekir. Başka türlü değerlendirmeler, teferruatta boğulmak olur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018