Her akşam haber bültenleri ve tartışma programlarında virüs, eski normal, yeni normal, akademisyenlerin öngörüleri, tavsiyeleri, hükümetin aldığı kararlar konu ediliyor.
Aynen deprem gündemlerinde olduğu gibi pandemi gündeminde de fikir belirten, tehlikenin büyüklüğüne dikkat çeken uzman kişiler (bir kaçı hariç) halkın anlayacağı dilde değil, bilimsel kavramlarla yaşanılanları anlatıyor.
Dikkatimi çeken ise bilim insanları, hükümetin aldığı veya almadığı kararları direkt yorumlayamıyor. Yuvarlak cümlelerle geçiştiriyorlar. Son örnek hafta sonu yapılan ve önümüzdeki hafta sonu da yapılacak olan sınavlar.
Hükümetin de, bilim insanlarının da ve bu konuda görüş beyan eden herkesin de ortak amacı nedir?
Birey ve toplumumuzun sağlığı. Bu salgının bir an önce kontrol altına alınıp, bitirilmesi.
Daha da özetlersek! Senin, benim sağlığım için bunca mesai harcanıyor, kurallar konuyor, tartışmalar yapılıyor.
Peki, sen, ben, biz bu kural ve tavsiyeleri neden kâle almıyoruz? Her akşam haber bültenlerinde plajlar dolu, sahiller dolu, ormanlar dolu, park-bahçeler dolu, duraklar, dolmuşlar, otobüsler, sokaklar dolu haberleri izliyoruz.
Asker uğurlamaları, galibiyet kutlamaları, taziye ziyaretleri, toplu taşıma görüntüleri vs. ortada.
Bir daha sorayım; bizler neden bilim insanlarını dikkate almıyoruz? Hükümetin koyduğu kurallara, cezai müeyyidesi olmasına rağmen neden uymuyoruz?
Bu soruların cevabında şahsen üç şık üzerinde yoğunlaşıyorum.
Birincisi insan ve eğitim.
İkincisi alınan karar ve uygulamaların alt başlıklarındaki tezatlar ve niyetler.
Üçüncüsü ise bir kesimin ihtiyaçlarını karşılamak için sağlığını ötelemek zorunda kalması, diğer bir kesimin de ihtiraslarını karşılamak için hiçbir şeyi kâle almamasıdır.
(Allah'ın selamı üzerine olsun) Prof. Dr. Haydar Baş hocam hayatı boyunca insan gerçeğini anlatmaya gayret etti. Hem devleti, hem milleti bu gerçeği anlamaya davet etti.
Yıllar önce bir konuşmasında şöyle diyordu;
"Eğitim bir milletin var oluşudur. Eğer bir millet kendi doneleri, kendi kültür yapısı, siyaset yapısı, medeniyet yapısıyla insanını kendi yararına, menfaatine kazanmazsa o milletin, devlet olarak ayakta kalması asla mümkün olamaz…
Bizim uzun yıllardan beri yanlış yaptığımız nokta, kendi yararımıza vatandaşımızı kazanmadık. Öyle bir bireyler topluluğu oluşturduk ki, hepsi 'ben' diyor.
Ama o 'ben', bencillik kokan ve de ihtiras kokan, haset kokan, başkasını düşünmeyen bir şey. Bu bizim kültürümüze de çok ters. Yapılacak olan iş, insanımızı hem kendi yararına, hem toplumun yararına kazanmaktır. Böyle bir model kişilik ortaya koymamız lazım."
Milli ve manevi değerleri karakter yapacak bir eğitim sistemi olmadığı için istenilen insan modeli yetiştirilemedi. Öyle nesiller ortaya çıktı ki, ne milli ve manevi değerleri kâle alıyor, ne karşısındaki insanın hayatını, ne de kanunları.
Pandemi sürecinde maske tartışmalarından belediye yardımlarına, para toplama kampanyalarından hesapları dondurmaya, maske dağıtma tartışmalarından baskın sokağa çıkma kararlarına en son sınav kararlarına kadar birçok karar sağlı için mi alındı yoksa ekonomi çarklarını hızlandırmak için mi, tartışmalarına sebep oldu, oluyor.
Son şık ise işinden olmamak, evini geçindirmek için işine gitmek zorunda kalan insanımızın toplu taşıma araçlarını doldurmasıdır.
İhtirasları için plajları, eğlence mekanlarını dolduranlara lafım yok.
Neticeye gelirsek! Bilim insanları ve hükümet bütün yükü maskeye yükledi. Takarsan korunursun. Takmazsan nokta nokta nokta. Yakalanırsan da ceza yersin.
Herkesin bilinçaltında yaşadığı gerçek ise nerede incelirse orada kopsun…
Bakalım ne olacak!
- PKK silah bırakacakmış… Nasılda kandırılıyoruz? / 10.05.2025
- Altına aldanma / 09.05.2025
- AKP iktidarı da kaybettiğinin farkında / 08.05.2025
- İç cephe ve terörsüz Türkiye aldatmacası / 06.05.2025
- Gazze unutuldu, BOP içinde kim, kiminle dost? / 05.05.2025
- İhtiras ve minnet ile devlet yönetilir mi? / 04.05.2025
- Bantçılar, izah ve mizah / 03.05.2025
- Erdoğan ‘kuklacıyı’ ne zaman görecek? / 02.05.2025
- 1 Mayıs’ta (bugün) neler olacak / 01.05.2025