HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 05 AĞUSTOS 2021, PERŞEMBE

“Milli dil…”

12.06.2021 00:00:00
'“Milli dil…”' seslendirme dosyası:

Türkiye; tam bir "yabancı dilleri yaygınlaştırma" cennetidir. 

Türk dilini ve ülkeyi oluşturan alt kültürlerin dillerini korumak, lehçeleri öğrenmek, deyimlerini ve tekerlemelerini saklamak, bunların nasıl ortaya çıktığını ve nerelerde kullanıldığını öğrenmek söz konusu bile değildir. 

Aksine; önceleri Fransızca, sonra Almanca ve derken İngilizce dil savaşları yaygınlaşmış, Osmanlının son döneminde eski Türkçe tabelaların yerini yavaş yavaş tüccarların temsil ettiği ülkelerin dilleri ile yazılmış tabelalar almıştır. 

Sokağa çıktığınızda karşılaştığınız pek çok tabelaya, kullandığınız eşyalara, satın aldığınız sigaraya kadar tam anlamı ile Türk dilini yok etmeye yönelik bir çaba hakimdir.

Pek çok ülkede İstanbul'a Bizans dönemindeki ismi Constantinople dendiğini sıkça seyahat edenler bilir. Atatürk'ün İstanbul adını kabul ettirmek için şarkı bile yaptırdığını düşünürsek; galiba bizden başka kimse kabul etmemiş durumda. Sadece resmi yazışmalarda İstanbul ifadesi kullanılıyor. Turkey ifadesi ise Hindi olarak bilindiği halde bizim postacılar bu mektupları iade etmeyip hindiliği kabul ediyorlar. Oysa kararlı bir duruşla TÜRKİYE sözcüğünü kabul ettirmek lazım.  

Türk olmanın yanında ait olduğumuz bir alt kimliğimiz var. Çoğu kimliklerinde kaybolmuş veya kaybolmakta olan bir dilleri bulunuyor. Dillerin çokluğu her zaman için kültürel bir zenginlik oluşturduğu halde gerek dünyada tek dilin kullanılmasını isteyenler ile alt kimliklere ait dillerin yasaklanmasını isteyenler iş birliği yapmış durumda. Yasakçı ve horlayan bir düşünce ile yaklaşarak kendi dillerini yaşatmaya çalışanlara engel olmaya çalışmak, yaşanmış bir kültürü yok etmekten başka bir şey değildir. 

Uzun bir süredir karıştırdığım yayınlarda ve girdiğim internet sitelerinde bu konuda yazılmış yüzlerce makale var. Buna rağmen dillerin sistematik bir biçimde yok edildiğini, bunun için adeta birilerinin gizli bir işbirliği içinde olduğunu düşünüyorsunuz. Emperyalizm sadece ülkelerin sosyal ve ekonomik durumlarında etkin değiller. Kültürel birikimlerini, alt kimliklerin ülkeye kazandırdıkları zenginliklerini de yok etmek için çalışıyorlar. 

Sevgili Atatürk; bu zenginliği farkettiği için Türk Dil kurumunu oluşturarak sadece Türkçeyi değil, diğer alt kimliklere ait dillerinde korunması ve araştırılmasını istemiş, oldukça önemli mesafeler alınmasını sağlamıştır.  Eh, biz onun kadar akıl ve ilim sahibi olmadığımız için bazı gerçekleri kolay kolay algılayamıyoruz. 

Kendilerini bohem zanneden aklı evveller ve sosyetede kullandıkları yabancı kelimeler ile itibar kazandıklarını düşünen, gerçek seslerini gizleyerek; dudaklarını büze büze konuşan kadın ve erkeklerimiz olduğunu görüyoruz. 

Antika merakı kültürlü görünmenin bir yolu olarak görüldüğü için, anlamasalar da bu tür mobilyalar ile evlerini dolduran, günlük hayatını zorlaştıran, evdeki eşya ile birlikte kendisini de antikalaştıran pek çok insana rastlamaya başladık. 

Sizi bilmem ama ben bu konuda çok hassasım.   Kendi milli değerlerimizden çok başka ülkelerin kültür ve alışkanlıklarına sahip olmaya meraklı olanlara çok bozuluyorum. Onların bizden örnek aldıkları değerler yerine,  kendi kültürlerini yerleştirmeye çalıştıklarını görünce nasıl bir tuzak ile karşı karşıya olduğumuzu fark ediyorum. Kısacası dil'den sonra yaşantımızda da büyük bir bir aymazlık içindeyiz.

Osmanlı her dönemde Türkçeyi Arapça ile katlettiği, kendine has bir söylem geliştirdiği için ne yazık ki atalarından aldığı mirası korumakta zorlanmıştır. Oysa soyunun yaylalardaki göçerlerden geldiğini, has Türkçeyi koruması gerektiğini bir utanç vesilesi saymak yerine modern kadının atası olan Orta Asya boylarındaki nenesini inceleyip, yaşantısından örnek almak yerine Arapları örnek almıştır.  

Bugün silahla yapılamayan işgal, çok çeşitli alanlarda, yeni argümanlar ile devam ediyor. Kullandığınız cep telefonundan, izlediğimiz dizilere kadar her yerde egemen oldular. Cadde boyunca baktığımızda dükkânların tabelalarının bile Türkçe olmadığını, kullanma talimatları, ilaç prospektüsleri, garanti belgelerinin bile anlamadığımız bir yığın yabancı kelime ile dolu olduğunu görüyoruz. 

Ders kitaplarını ayıklamaya kalksak elimizde kitap kalmayacak.  Okul isimlerinde"kolej" lafının yerinebile yenisini koyamadık. Bakkallar 'süpermarket', eczaneler 'pharmacy' oldu. Süs eşyaları ve koku dükkânları 'bijuteri' oldu.

Fiat marka otomobili Tofaş yapan bir anlayış yok oldu. 

Kullandığımız traş bıçağının adı bile permatik şeklinde anılıyor. Oysa Permatik bir markaydı. 

Sigaralar sanki başka bir ülkeden gelirmiş gibi yabancı marka. Yerlisi kalmadı. 

Bir kültürü yok etmenin en kolay yolu onun kullandığı dili yok etmektir. 

Tıpkı Türk Klavyeli daktiloların ve bilgisayarlardaki klavyelerin harf dizilişini yok ettikleri gibi…

Bakalım bizi ne zaman yok edecekler?

 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.