logo
30 AĞUSTOS 2026

Milyonlarca kez izlenen o konuşma: Yeni Osmanlıcılık niçin empoze ediliyor?

İcmal Gençlik Derneği'nin düzenlediği geleneksel yaz kampında eğitimci-yazar Asude Havuzlu, son dönemde sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temeller hakkında çarpıcı bir konuşma yaptı.

02.09.2017 00:00:00
 
SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR

İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan eğitimci-yazar Asude Havuzlu, birbirinden çarpıcı konulara değindi. Yeni Osmanlıcılığın diriltilmeye çalışıldığını belirten Havuzlu, bu akımın dayandığı temellerin gerçek yüzünü deşifre etti. 

Sayın Asude Havuzlu'nun çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"Eskilerin bir sözü vardır, "Mazisi olmayanın âtisi de olmaz" derler. Yani geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz. Tarihimizi doğru bilmek ve geçmişte olan olaylardan ders çıkarmak, ibret almak geleceğe yönelik alınacak kararlarda, dostunu düşmanını, doğruyu yanlışı ayırt etmek çok önemlidir. Son dönemde halkımıza sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temelleri gelin birlikte tahlil edelim.
Burada vaktimiz sınırlı olduğu için bütün padişahların dönemlerine tek tek göz atamayacağız tabi ama birkaçından örnekler vererek ne demek istediğimizi açıklayalım.
Önce cennet mekan vasfıyla anılan Fatih Sultan Mehmet'le başlayalım. Ünlü Kanunnamesiyle kardeş katlini meşru kılan padişahtır kendisi. Şunu da belirtmeden geçmeyelim, Fatih'ten önce de taht kavgaları vardı. Ama kardeşlerinin gözlerine mil çektirmek veya Bizans'a rehin vermek gibi yöntemlerle rakiplerini geride bırakıyorlardı. Ancak Fatih, öldürmeyi meşru hale getirdi. Yeni Osmanlıcılar bu durumu savunmak için diyorlar ki, "öyle büyük insanlar ki bu padişahlar devlet için, millet için kendi kardeşlerinden, evlatlarından bile vazgeçiyorlar. Hangimiz böyle bir fedakarlık yapabiliriz? Hangimizde var böyle bir vatan sevgisi?"
Suçsuz insanları öldürenlerin ayetlerdeki yeri
"Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de suçsuz bir insanı ölümden kurtarırsa, sanki bütün insanları ölümden kurtarmış gibidir." (Maide, 5/32)
"Kim bir mü'mini kasdi olarak öldürürse, o kimsenin cezası cehennemde (ebedi) kalmaktır." (Nisa, 4/93)
Allah kelamının üstüne söz söyleyecek halimiz yok. Şimdi bu ayetler varken bu kanunu haklı gösterebilir misiniz? Zira kardeş ve evlat katli öyle bir noktaya geliyor ki, kundaktaki bebekler, hatta hamile olan cariyelerin öldürülmesine kadar gidiyor; ola ki erkek bebek dünyaya getirirler diye. Örneğin 3. Mehmet tahta çıktığı gün 19 kardeşini boğdurtarak tarih sayfalarına kara bir leke bırakmıştır. Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürdüğü sahneler meşhur diziyi izlerken hepimizin kanını dondurdu ama birçoğumuzun bunu 500 sene sonra bir TV dizisinden öğrenmiş olmamız da trajikomik bir durumdu. Kanuni, Mustafa'nın oğlu Mehmet'i, Şehzade Beyazıt'ı ve 5 oğlunu da daha sonra boğdurtuyordu. Bu arada hanedan kanı kıymetli ve kutsal görüldüğünden boğarak öldürüyorlardı, kanları akıtılmıyordu.
'Fatih'in annesi Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür'
Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan'a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina'yı, Sırbistan'ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç'e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan'a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik'teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder. Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan bu fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır:
"Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik'te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın."
Bizlerin Haseki Hüma Sultan olarak bildiğimiz Maria Despina ömrünün sonuna kadar bu manastırda rahibe hayatı yaşamış ve 1487 yılında Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür.
Fatih'in, Kayser-i Rum unvanını birçok mektubunda kullanması, üzerinde kendi silueti olan bronz madalyon bastırması -madalyon denmiş çünkü o zamana kadar sikkelerde sadece Osmanlı tuğrası bulunuyor- kendini Rum Bizans hükümdarı olarak gördüğü şeklinde yorumlanıyor.
"Fatih'in mezarının bulunduğu Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân etmekti." diyor tarihçi Murat Bardakçı.
'Sahte fetvayla Müslümanlar katledildi'
Gelelim Yeni Osmanlıcıların çok sevdiği diğer bir padişah Yavuz Sultan Selim'e... Babası Beyazıt döneminde 20 yıl Trabzon valiliği yapan Yavuz, doğu hakkında ciddi bilgi sahibi olmuş ve İslam ülkelerinin başına geçmeyi kafasına koymuştu. Tahta geçer geçmez de yüzünü doğuya çevirmiştir. Savaşacağı kişilerin de Müslüman olmasından dolayı tepki almamak için şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza'ya 1512 yılında Kızılbaşlarla ilgili fetva verdirtmiştir. Bu fetvada, Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu, öldürenlerin gazi, bu yolda ölenlerin şehit olacağı söylenmiştir. Fetva'da ayrıca bu topluluğun durumu kâfirlerin halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği ve avladığı hayvanlar murdardır.
İslam'ın Sultanının onlara ait kasabalardakileri bütün insanları öldürüp mallarını, miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır denilmekteydi. Bilmem bu fetvalar size yakın tarihten ne hatırlatıyor. Suriye'de savaş ilk çıktığı zamanlarda oradaki Şii halk için benzer fetvalar verildiğini hepimiz hatırlıyoruz sanırım. İşte Çaldıran ve Ridaniye savaşları sonrası bu sefer Mısır'a yöneliyor Yavuz. O dönem Mısır'da aynen Anadolu'da katlettiği Kızılbaşlar gibi Türk soyundan olan Memluklular var ve himayelerinde Abbasi Halifesi bulunuyor.
Yavuz Mısır'ı işgal ediyor ve halifelik unvanını alıyor. Fakat Arap dünyası halifeliğin bir Türk hükümdara geçmesine sıcak bakmıyorlar. Yavuz da başta Ebu Suud olmak üzere 2000 kadar Arap ulemayı İstanbul'a davet ederek, onlara maaş, mal, arazi vererek Osmanlı topraklarına yerleşmelerini sağlıyor. Bundan sonra Osmanlı Sarayı'nda bu ulemanın etkisiyle Sünni bakış açısı baskın hale geliyor. Bunun yanında Türk'üm Türkmen'im diyen Kızılbaş denip aşağılanıyor. Çünkü Türk olmak Hacı Bektaşi Veli kültüründen gelmek ve Ehl-i Beyt'i sevmek anlamına geliyordu.
Kuyucu Mehmet Paşa Türkleri diri diri gömdü
Bu ekolü sonraki padişahlar da devam ettirdiler. Örneğin; 1. Ahmet dönemi paşalarından olan Hırvat asıllı Kuyucu Murat Paşa bu lakabını Anadolu'daki Türk halkı kuyulara doldurup diri diri gömdüğü ya da kafalarını kesip kuyulara attığı için almıştır. 158 bin insanı bu şekilde kuyulara gömdüğü rivayet edilmektedir.
1603 yılında çıkarılan bir kanunla Ehl-i Beyt ekolünden gelen Türk Tekkeleri kapatılır ve yasaklanır. Yerine Halidi Nakşi tekkeler kurulur. Türkler saraydan ve ordudan tasfiye edilir. Bir taraftan da sarayı ele geçiren Halidi Nakşi şeyhülislamlar verdikleri fetvalarla Osmanlı'nın geri kalmasına sebep olurlar. Batı'da Rönesans yaşanırken örneğin matbaa bize onlardan 240 yıl sonra gelir.
Nakşiler İngilizlerin lehine fetvalar veriyor
1826'da 2. Mahmut'un girişimi ile Yeniçeri ordusunun dağıtılması ve Vakayi Hayriye denilen olayın ardından başlayan iman yoklamaları ile beraber artık Tekkeler ve Dergahlar tamamen Nakşileşmiş hatta Kadiri Bektaşi kökenli olanların bazıları varlık gösterebilmek için Nakşi olduklarını söylemek zorunda kalmışlar ve zamanla dönüşmüşlerdir. Diğerleri kapatılmış, itiraz edenler ciddi işkenceler görmüş, öldürülmüşlerdir. Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde bu Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayırlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk'ün 30 Kasım 1925'te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam'ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu.
'Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir'
Yine 29 Ekim 1933'te 10. Yıl Nutku'nda "Ne mutlu Türk'üm diyene" derken de aslında Anadolu'daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk'üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli'nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu.
'Bir de Abdülhamit'e bakalım'
Yeni Osmanlıcıların Atatürk'e dinsiz derken bir başka gerekçeleri de onun içki içmiş olmasıdır. Biz haşa içki içmek haram değildir demiyoruz. Ancak Yeni Osmanlıcıların sürekli anlattıkları, gençlere bir idol gibi sundukları Sultan Abdülhamit'e bir bakmak lazım.
Cumhuriyetten daha 22 sene önce Abdülhamit'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa Tekirdağ'da ilk rakı fabrikasını üstelik de dönemin şeyhülislamının onayıyla kurmuştur. İlk bira fabrikası da Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Ne tesadüftür ki ilk şampanya fabrikası da. Ama kendisi Rom içermiş çünkü "Kur'an'da şarap diyor, bu şekerden yapılıyor" diyerek, Rom içmenin günah olmadığını söylediğini kendi torunu ifade ediyor. Bu arada Abdülhamit'in aynı zamanda İslam halifesi olduğunu unutmayalım. Ayrıca 622 yıllık imparatorluk döneminde Osmanlı'nın en çok toprak kaybettiği padişahtır. Tahtta kaldığı sürede 1 milyon 592 bin kilometrekare toprak kaybetmiştir. Yani bugünkü Türkiye'nin iki katı kadar. Koca bir imparatorluğu ağır yenilgiye uğratan, askeri olarak hiçbir başarı gösteremeyen Abdülhamit kahraman, cennetmekan ama büyük mücadeleler ve başarılarla yepyeni bir devlet kuran Atatürk cehennemlik, dinsiz. Bu reva mıdır soruyorum sizlere...
Nü resim çizen Halife!
Gelelim son halife, dedemiz diye ifade edilen Abdülmecit'e. Kendisi ressamdı. Paris'te sergi bile açmıştı. Nü resimler çizer, çıplak model kullanırdı. Hatta haremdeki kadınları sarayın bahçesindeki havuzun etrafında çıplak olarak resmettiği 'Avluda Kadınlar' isimli tablosu, 2013'te açık arttırmayla 1 milyon 600 bin liraya satıldı. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın sanata ve sanatçıya saygımız sonsuz. İsteyen istediği resmi çizebilir, ama İslam halifesi sıfatı taşıyan bir kişinin nü resimler yapmasının yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu halife örneklerine bakılınca 3 Mart 1922'de Atatürk'ün hilafeti kaldırmasının ne kadar isabetli olduğu da sanırız ki açıktır.
Osmanlı'da halkın durumu
Ayrıca Osmanlı Osmanlı diyenler saraydaki ihtişama vurulanlar acaba biliyorlar mı? 1923'te Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras neydi? Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, 23 lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu.
Tek üniversite vardı, Darülfünun. O da bilimsellikten çok uzaktı.
Hani Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik diyorlar ya, hani Atalarımızın mezar taşlarını okuyalım diye Osmanlıcayı ders olarak koydular ya okullara. Görüyoruz ki Harf Devriminden önce de herkes Osmanlıcayı sular seller gibi okumuyordu. Ülke nüfusu 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Doğan her iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı ve sadece 8'i Türk'tü. Diş hekimi sıfırdı. Ortalama ömür 40 yıldı. Yani sizin anlayacağınız Osmanlı'da halkın yaşadığı hayat hiç de parlak değildi. Filmlerde izleyip hayran olduğumuz saraydaki o ihtişamlı hayattan eser yoktu. Halk ağır vergiler altında eziliyordu. Ticareti genelde gayrimüslimler yapardı ve zenginlerdi.
'Atatürk derin İslami bilgiye sahipti'
Bütün bunları gözden geçirdiğimizde Atatürk'ün böyle bir haldeki halktan ve çökmüş bir imparatorluğun küllerinden nasıl yeniden bir cumhuriyet doğurduğuna, sanayileşme kalkınma, eğitim, sağlık, tarım gibi bir sürü alanda ülkeyi nereden nereye getirdiğine hayret etmemek, hayran olmamak imkansızken nasıl olup da ona böyle düşmanca davranılabildiğini anlamak mümkün değil. Hafızı Kelam olan, camide saatlerce Cuma hutbesi verebilecek kadar İslami bilgiye sahip bir insana dinsiz damgası vurup ona cehennemlik demek bu vatana ihanettir.
'Geçmişi doğrularıyla yanlışlarıyla değerlendirmek lazım'
Yanlış anlaşılmasın Osmanlıyı reddetmek ya da kötülemek değil asla amacımız. Osmanlının mimaride, sanatta, askeri alanda müthiş eserleri var ve hepsiyle de gurur duyuyoruz. Ancak bizim tarih bilincinden anladığımız geçmişimizi doğrularıyla yanlışlarıyla, hatalarıyla sevaplarıyla beraber değerlendirip dersler çıkarmak, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, doğru ve güzel şeyleri de alıp geliştirerek sürdürmektir. Örneğin tarihte ilk üstün zekalılar okuludur Enderun. Birçok ülkede örnek alınmıştır. Bizim şu an üstün zekalılar eğitimine dair yaptığımız pek bir şey yok mesela.
Ancak devşirme yöntemiyle öğrenci alması, Türk öğrenci alınmaması oradan yetişen paşaların ilerleyen zamanlarda saray entrikaları içinde yer alıp Osmanlı'nın sonunu hazırlamaları ile sonuçlanmıştır. Bizler tabi ki Osmanlı'nın devamı niteliğinde, aynı topraklarda hüküm süren bir devletiz. Dolayısıyla onların torunlarıyız. O yüzden de Osmanlı'yı çöküşe sürükleyen tehlikelerin birçoğu bizim için de geçerli. Onun için dikkatli olmalıyız.
Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dışında hiçbir padişahın annesi Türk değildi. Hepsi farklı ülkelerden gelmiş cariyelerdi. Padişahların hareminde Türk kadın neredeyse yoktu. Bu da Osmanlı'nın sonunu hazırlayan faktörlerin başında geliyordu. Türk ve Müslüman'ın örf adet ve değerlerini bilmeyen bir anne ve devşirme lalalarla büyüyen padişahların İslami ölçülerle yetişmesini beklemek herhalde onlara haksızlık olur.
'Osmanlı devri kapanmıştır'
Daha pek çok şey söylenebilir ama tarih bilgisi ve bilinci her vatandaşta olması gerekir ki bize her anlatılana inanmayalım. Bizi yanlış yönlendirmek isteyen herkese inanıp kanmayalım. İç ve dış kaynaklı oyunlara gelmeyelim. Bir programda Mehter marşı duyduğumuzda hepimiz duygulanıyoruz, içimiz coşuyor ama bu, Osmanlı'yı yeniden diriltmemiz gerektiği anlamına gelmez. Osmanlı devri kapanmıştır. Onun içinden kahramanlar çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Buna ihtiyacımız da yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı var. Bizim sadece onu doğru tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bizler toplumda bu bilince sahip nadir insanlarız. Bu bilinci kazanmamızı sağlayan, bizi gerçek Atatürk'le buluşturan, doğru bakış açısını bize kazandıran Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş'a bu vesileyle şükranlarımızı sunuyoruz. Bugüne kadar kafamızı karıştıran, ikileme düşmemize sebep olan her noktayı netleştirip, taşları yerine oturttuğu, geleceğe güvenle bakmamızı sağladığı için ona minnettarız.
'Son söz Atatürk'ten olsun'
Son söz yine Atatürk'ten olsun. 1927'de Ankara'da yaptığı bir konuşmasında:
"Efendiler! Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır." Atatürk bu konuşmayı yapalı tam 90 yıl oldu. Teşekkürler?"
5 Ağustos 2017 tarihli Yeni Mesaj gazetesi

Taksim Meydanı'nda 30 Ağustos Zafer Bayramı töreni

30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl dönümü dolayısıyla Taksim Meydanı'nda bulunan Cumhuriyet Anıtı'na çelenk sunuldu

30.08.2026 12:00:00
İHA
 
Taksim Meydanı'nda 30 Ağustos Zafer Bayramı töreni
Taksim Meydanı'nda 30 Ağustos Zafer Bayramı töreni
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları kapsamında İstanbul Valiliği, 1. Ordu Komutanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'na çelenk sunuldu.

Törene İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nuri Aslan, 1. Ordu Komutanı ve İstanbul Garnizon Komutanı Orgeneral Bahtiyar Ersay, askeri personel ve vatandaşlar katıldı.

Tören, İstanbul Valisi Davut Gül'ün Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bırakmasıyla başladı. Ardından 1. Ordu Komutanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından anıta çelenk sunuldu.

Çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kutlama mesajının okunmasının ardından tören sona erdi.

Kuvvetli sağanak ilçede su baskınlarına sebep oldu

Kastamonu'nun Cide ilçesinde etkili olan kuvvetli sağanak sebebiyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken, binaların giriş katlarını ise su bastı

30.08.2026 11:44:00 / Güncelleme: 30.08.2026 11:47:54
İHA
 
Kuvvetli sağanak ilçede su baskınlarına sebep oldu
Kuvvetli sağanak ilçede su baskınlarına sebep oldu
Meteoroloji'nin "sarı" kodlu yağış uyarısında bulunduğu Kastamonu'da beklenen sağanak Cide ilçesinde etkili oldu. Dün gece saatlerinde başlayan sağanak sebebiyle cadde ve sokaklarda kısa süre içerisinde su birikintileri oluştu.

Yağış sebebiyle çok sayıda binanın giriş ve bodrum katını su bastı. Vatandaşlar kendi imkanlarıyla evlerini basan suları tahliye etmeye çalıştı.



Belediye ekipleri ise su birikintilerinin oluştuğu alanlarda su tahliyesi çalışması yaptı.

Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı

26 Ağustos’ta Malazgirt’in yıl dönümünde başlayan Büyük Taarruz, bugün yıldönümünü kutladığımız 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir zafere dönüştü. Zaferin ardından 9 Eylül’de İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu toprakları işgalden tamamen temizlendi

30.08.2026 07:00:00
Haber Merkezi
 
Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı
Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı
Türk milletinin varoluş mücadelesinin en kritik dönüm noktalarından biri olan Büyük Taarruz, sadece askerî bir askerî strateji değil; maddi ve manevi değerlerin birleştiği, bağımsızlık iradesinin mühürlendiği tarihi bir zaferdir. 26 Ağustos'ta Malazgirt'in yıl dönümünde başlayan bu büyük harekât, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir zafere dönüştü.
 

Malazgirt'ten Kocatepe'ye uzanan manevi miras

 
26 Ağustos tarihi, Türk tarihi açısından çifte bir zafer anlamı taşır. 1071 yılında Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te kazandığı zafer ile 1922'de Mustafa Kemal Paşa'nın Kocatepe'den başlattığı Büyük Taarruz aynı tarih şeridinde buluşur. Anadolu topraklarını vatan kılan bu sürecin arkasında, Horasan erenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli geleneğine, Kuvayı Milliye ruhuna rehberlik eden din adamlarından milletin yekvücut oluşuna kadar uzanan derin bir manevi birikim yer almaktadır. Büyük Taarruz'un başladığı 26 Ağustos gününden itibaren yanında olan yaveri Muzaffer Kılıç Attaürk'ün Kocatepe'deki halini şu sözlerle anlatıyor: "28 Ağustos'ta bizim Kocatepe'deki topçu ateşimiz başladığı zaman, Mustafa Kemal, 'Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme' dedi. O anda gözlerinden birkaç damla yaşın süzüldüğünü gördüm."
 

30 Ağustos sabahı 'Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi' doğdu

 
TBMM tarafından 20 Temmuz 1922'de kendisine dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa, taarruz kararını haziran ayında alarak hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde yürüttü. 26 Ağustos'ta Afyon'da başlayan harekât, adım adım düşman birliklerinin kuşatılmasıyla gelişti. 29 Ağustos'u 30 Ağustos'a bağlayan gece, Türk ordusu düşman kuvvetlerini Dumlupınar civarında tamamen çembere aldı. Mustafa Kemal Atatürk, 1924 yılında Çal köyünde yaptığı tarihi konuşmada o anları şu sözlerle dile getirir: "29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı, ordularımız düşmanın mühim kuvvetlerini kuşatmaya müsait bir vaziyet almış bulunuyorlardı. Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaası ile doğacaktır." Çal köyü civarında şiddetlenen çatışmalarda Türk süngüsünün hücumu karşısında düşman hatları dağıtılmış, süvari ve piyade birliklerinin kararlı takibiyle düşman ordusu imha edilmiştir. Zaferin ardından 9 Eylül'de İzmir'in kurtarılmasıyla Anadolu toprakları işgalden tamamen temizlenmiştir.
 

Sadece orduların değil, medeniyetlerin çarpışması

 
Atatürk'e göre 30 Ağustos, sadece iki ordunun cephede karşı karşıya gelmesi değildir. Meydan muharebeleri; milletlerin kültürleri, ahlakları, ilim ve fen sahasındaki seviyeleri ile tüm maddi ve manevi kudretlerinin sınandığı bir imtihan sahasıdır. Dumlupınar'da elde edilen netice, Türk milletinin kayıtsız şartsız hakimiyetini eline aldığını ve ahlaki üstünlüğünü tüm dünyaya ilan etmiştir. İlk olarak 1924 yılında Atatürk'ün katılımıyla Çal köyünde "Başkumandan Zaferi" adıyla anılan ve Meçhul Asker Abidesi'nin temeli atılan bu özel gün, 1926 yılında çıkarılan kanunla resmi olarak "Zafer Bayramı" ilan edilmiştir. Kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ortak bayramı olan 30 Ağustos, aynı zamanda ordudaki rütbe terfileri ve askerî okulların mezuniyet günü olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ebedi muhafızlarının simgesi haline gelmiştir.
 

BTP lideri Hüseyin Baş'tan anlamlı mesaj


Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın 30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Evlere bayrak asın" çağrısında bulundu. BTP lideri mesajında şunları ifade etti: "Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı… Bize bu toprakları ebedi vatan kılan en büyük zaferin yıl dönümü. Bu kutlu zaferin ruhunu diri tutmak ve coşkusunu nesilden nesile taşımak adına merhum babam Prof. Dr. Haydar Baş'ın hafızalarımıza kazınan o tarihi çağrısını bir kez daha hatırlatmak istiyorum: 'Evlerinize bayrak asın; eğer siz asmazsanız, gelir başka milletler kendi bayrağını asar.' Bizler bu geceden itibaren balkonlarımızı, pencerelerimizi al bayrağımızla donatıyoruz. Allah bu millete bir daha esaret günleri yaşatmasın; vatanımızı ve bayrağımızı ilelebet payidar kılsın. Zafer Bayramımız kutlu olsun!"
 

BTP İstanbul'dan Avcılar'da Zafer Korteji daveti

 
BTP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Ümit Semerci, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 104. yıl dönümünde tüm İstanbul gençliğini Avcılar'daki Zafer Korteji'ne davet etti. Semerci, paylaştığı mesajda, "Kocatepe'de yakılan bağımsızlık meşalesini gururla taşımak ve Cumhuriyetimize sahip çıkmak için sen de yerini al!" ifadelerini kullandı. Zafer yürüyüşü, 30 Ağustos saat 18.00'de Avcılar'da Marmara Caddesi Atatürk Anıtı Önü'nden başlayacak.

Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor

Muğla'nın Seydikemer ilçesinde başladıktan sonra rüzgarın etkisiyle Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan orman yangını büyük ölçüde kontrol altına alındı

30.08.2026 00:30:00
AA
 
Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor
Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor

Seydikemer Korubükü köyü yakınlarında tarım alanında yangın çıktı. Yangın şiddetli rüzgarın etkisiyle ormanlık alana sıçradı.

Saklıkent Kanyonu'na yakın bir noktada çıkan yangın, kuzeyden esen şiddetli rüzgarla birlikte kanyondan gelen dereyi aşarak Antalya'nın Kaş sınırlarında kalan ormanlık alana geçti.

Yangın nedeniyle Palamut Mahallesi'ndeki bazı evlerde hasar oluştu.

Bölgedeki şiddetli rüzgarın etkisiyle alevler yayılarak Çavdır Mahallesi merkezine ulaştı.

Tahliye edilen mahalledeki bazı ev ve seralar yandı.

Ekipler, yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahalelerini sürdürüyor.

"Güneyden kuzeye esmeye başlayan rüzgar biraz avantaj sağladı"

Kaş'taki çalışmaları yerinde takip eden Antalya Valisi Hulusi Şahin, Çavdır Mahallesi'nde oluşturulan merkezde gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının saat 10.40 sıralarında Muğla'nın Seydikemer ilçesi Eşen Çayı hattından rüzgarın etkisiyle Kaş ilçesine ulaştığını söyledi.

Alevlerin Kaş'ın eskiden belde olan Palamut ve Çavdır mahallelerine sıçradığını dile getiren Şahin, mahallede evlerin ormanla iç içe olmasının çalışmaları zorlaştırdığını vurguladı.

Hem seraların tutuştuğunu hem de seralardan çıkan zehirli gazın personele zor anlar yaşattığını anlatan Şahin, "Hem de vatandaşlarımız evlerini ve seralarını kurtarmaya çalıştılar. Onların tahliyesi de bizim açımızdan zor oldu. Rüzgar da bizi çok zorladı. Fakat bazı kayıplarımıza rağmen büyük oranda hem vatandaşlarımızın can emniyetini sağladık hem de evlerin büyük çoğunluğunu koruduk. Yangın devam ediyor, fakat rüzgar hafifledi. Güneyden kuzeye başlayan rüzgar biraz avantaj sağladı." diye konuştu.

Emniyet, jandarma, AFAD ve tüm ekiplerin sahada çalıştığını belirten Şahin, "4 uçak ve 16 helikopter, 938 personel ve 170 araç, 37 tanker durmaksızın çalışıyor. Yangın henüz kontrol altına alınmaktan uzak ancak personelimizin birinci önceliği olan meskun mahallelerin etrafının çevrilme sürecini büyük oranda tamamladık. Çalışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Yangının 10 kilometrelik alanı etkilediğini bildiren Şahin, sıcaklık 30 derecenin üzerinde, nem yüzde 30'un altında ve rüzgarın hızının saatte 30 kilometrenin üzerinde olduğu dönemlerde çok dikkatli olmak gerektiğini söyledi.

"Şükürler olsun can kaybımız yok"

Rüzgarın hızının gün içinde 40-50 hatta 60 kilometreyi bulduğuna dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:

"Bir kıvılcım bile körük etkisiyle beraber geri dönüşü olmayan bir yola bizi sokabiliyor. Bu hususta vatandaşlarımıza özellikle istirham ediyoruz. Biz alarm veriyoruz. Acil koduyla tüm uyarıları yapıyoruz. Hatta WhatsApp gruplarımız var. Antalya Valiliği olarak özel bir proje yürütüyoruz. Bu projede imamlardan jandarma teşkilatına, orman teşkilatından tarım teşkilatına, sulama kooperatiflerine kadar herkesin olduğu bir mekanizma kurduk. Epey mesafe katettiğimizi söyleyebilirim. Bir yangın bile dev bir zayiat karşı karşıya bırakabiliyor. O yüzden hiç yangın çıkmamalı. Çıkan yangını da kısa zamanda söndürebilmeliyiz."

Vali Şahin, "Şükürler olsun can kaybımız yok. Olabilirdi çünkü bu bölgede çok büyük nüfus var. Evlerinden ayrılmak istemiyor vatandaşlar çünkü evleri ve seraları var. Epey bir mücadele verdik. Şu an itibarıyla can kaybı yok. Bir yaralanma da ihbar edilmedi. Henüz duman ortadan kalkmadı. Dolayısıyla nerelerde nasıl zararlarımız var söyleyemeyiz. Çok miktarda seranın yandığını, ve yanan evler olduğunu söyleyebilirim." dedi.

Yangının enerjisi düşürüldü

Orman Genel Müdürlüğünün ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan paylaşımda, "Muğla'nın Seydikemer ilçesinde orman dışı alanda başlayarak, Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan yangının enerjisini düşürdük. Yangını tamamen kontrol altına almak için havadan ve karadan mücadelemiz devam ediyor." bilgisi yer aldı.

Genel Müdürlükten yapılan başka bir paylaşımında ise "Muğla'nın Seydikemer ilçesindeki orman dışı alanda başlayarak Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan yangın, ekiplerimizin havadan ve karadan yoğun müdahalesi sonucunda büyük ölçüde kontrol altına alındı. Yangını tamamen kontrol altına almak için mücadelemiz sürüyor." ifadelerine yer verildi. 

Devlet hazineden çalan çalana!

Antalya'nın Kemer ilçesindeki Hazine taşınmazlarına yönelik soruşturmada adliyeye sevk edilen 21 şüpheliden 2'si savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 10'u tutuklandı, 9'u hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

29.08.2026 13:29:00 / Güncelleme: 29.08.2026 13:33:31
İhlas Haber Ajansı
 
Devlet hazineden çalan çalana!
Devlet hazineden çalan çalana!
Antalya'nın Kemer ilçesindeki Hazine taşınmazlarına yönelik soruşturmada adliyeye sevk edilen 21 şüpheliden 2'si savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 10'u tutuklandı, 9'u hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Kemer ilçesinde Hazineye ait yaklaşık 10 milyar lira değerindeki 80 taşınmazın mevzuata aykırı şekilde belirli kişilere devredildiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada 27 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden 6'sı jandarmadaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 21'i Antalya Adliyesine sevk edildi. Savcılık ifadelerinin ardından 2 şüpheli daha serbest bırakıldı, 19 şüpheli ise tutuklama ve adli kontrol talepleriyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlikçe sorgulanan şüphelilerden 10'u tutuklandı. Diğer 9 şüpheliden 3'ü konutu terk etmeme, 2'si imza verme, 4'ü ise yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakıldı.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Antalya'nın Kemer, Kepez ve Konyaaltı ilçeleri ile Adana, Burdur, Isparta ve Nevşehir'deki 21 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Gözaltına alınanlar arasında Milli Emlak personeli, tapu müdürü, mevcut ve eski mahalle muhtarları ile sivillerin bulunduğu bildirilmişti.
Yakın incelemeye alınan 80 Hazine taşınmazının güncel piyasa değerleri üzerinden ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar lira olduğu değerlendirilmişti.

"Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır"

Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturmanın kamuoyuna duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, Hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. Soruşturma, yapılanmanın tüm boyutlarının ve elde edilen ekonomik değerin nihai olarak kimlere ulaştığının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü olarak sürdürülmektedir" ifadelerini kullanmıştı.

Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli


 
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, karın çevresindeki yağlanmanın metabolik sağlık açısından önemli bir gösterge olduğuna işaret ederek, "Bel çevresindeki artış, insülin direnci ve diğer metabolik sorunlarla görülebiliyor" dedi.
 

29.08.2026 00:54:00
AA
 
Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli
Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, fazla kilo ve özellikle bel çevresindeki yağlanmanın, testosteron düzeylerini olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Salabaş, erkeklerde testosteron düzeyinin yalnızca cinsel sağlık açısından değil, genel sağlık ve metabolik denge açısından da önem taşıdığını aktardı. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Salabaş, fazla kilonun ve geniş bel çevresinin testosteron düzeylerindeki düşüşle ilişkili olabileceğini, yalnızca tartıdaki kiloya değil, vücuttaki yağ dağılımına da dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.

Estetik bir sorun değil

Salabaş, karın çevresindeki yağlanmanın, metabolik sağlık açısından önemli bir gösterge olduğunun altını çizerek, "Bel çevresindeki artış, insülin direnci ve diğer metabolik sorunlarla görülebiliyor. Bu tablo, testosteron düzeylerini de olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle genişleyen bel çevresini yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirmemek gerekir" ifadelerini kullandı.

Testosteron düşüklüğünün bazı erkeklerde yaşam tarzı ve kilo artışıyla ilişkili olabileceğini, kilo kontrolü sağlanmasının ve metabolik sağlığın iyileştirilmesinin hormon düzeyleri üzerinde olumlu etki oluşturabileceğini vurgulayan Salabaş, şunları kaydetti: "Testosteron düşüklüğünde en anlamlı belirtiler, cinsel istekte azalma, sabah ve gece sertleşmelerinin azalması ve sertleşme problemidir. Bu tabloya yorgunluk, enerji kaybı ve motivasyon azalması da eşlik edebilir, ancak bu şikayetler tek başına testosteron eksikliği anlamına gelmez. Uluslararası üroloji kılavuzlarının toplam testosteronda 350 ng/dL düzeyi, önemli bir eşik kabul edilir. 350 ng/dL'nin üzerindeki değerlerde testosteron eksikliği olasılığı düşük. 231 ng/dL'nin altında ise eksikliğin ve buna bağlı belirtilerin görülme olasılığı artar. 231 ile 350 ng/dL arasındaki değerler ise gri bölge girer, bu aralıkta yalnızca laboratuvar sonucuna bakarak tanı koymak doğru değil." Salabaş, özellikle fazla kilolu erkeklerde serbest testosteron düzeyinin de değerlendirilmesi gerekebileceğini, testosteron ölçümünün tercihen sabah saat 10.00'dan önce ve aç karnına yapılması gerektiğini vurguladı. 

‘İkinci Bahar’ için altın öneriler


 
 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 

29.08.2026 00:45:00
Murat Çorbacı
 
‘İkinci Bahar’ için altın öneriler
‘İkinci Bahar’ için altın öneriler

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, "Menopoz yalnızca hormonların değiştiği bir dönem değil, kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı"  dedi. Dr. Seyidova, menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka yanıtlanması gereken kritik soruyu açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

⁠Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün.

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

⁠Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

⁠Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıklıyor: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

Ukrayna vurmuştu

Karadeniz açıklarında dron saldırısına uğrayan ve ağır hasar gören konteyner yüklü gemi, Samsun Limanı'na demirledi

28.08.2026 20:24:00 / Güncelleme: 28.08.2026 20:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ukrayna vurmuştu
Ukrayna vurmuştu
Karadeniz açıklarında dron saldırısına uğrayan ve ağır hasar gören konteyner yüklü gemi, Samsun Limanı'na demirledi.

Karadeniz açıklarında seyir halindeyken dron saldırısına uğrayan konteyner yüklü gemi, Samsun Limanı'na geldi.

Geminin özellikle baş kısmında bulunan konteynerlerin ve güverte bölümünün büyük ölçüde zarar gördüğü görüldü. Çok sayıda konteynerin hasar aldığı, bazı konteynerlerin ise tamamen kullanılamaz hale geldiği gözlendi.

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oluyor

İstanbul'un bazı bölgelerinde gök gürültülü sağanak etkili oluyor

28.08.2026 05:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oluyor
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oluyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kuvvetli yağış etkili olmaya başladı.

Karadeniz üzerinden gelen yağış kütlesi, Anadolu Yakası'nda Şile, Sultanbeyli, Maltepe ve Adalar hattında etkili oluyor.

Kuvvetli yağış ve yollarda oluşan su birikintileri sürücülere zor anlar yaşatıyor.'

İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor

İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor. İETT, metrobüs ve Metro İstanbul’da 3 bin 665 ilave sefer planlanırken okul çevrelerinde kapsamlı trafik tedbirleri uygulanacak

27.08.2026 23:30:00
Haber Merkezi
 
 İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor
 İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında, 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlaması nedeniyle kent genelinde uygulanacak ulaşım ve trafik tedbirlerini içeren eylem planı paylaşıldı.
Plan kapsamında okulların açılacağı 14 Eylül Pazartesi günü saat 06.00-16.00 arasında, bilet entegrasyonuna dahil olan toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor. İETT, metrobüs ve Metro İstanbul'da ise toplam 3 bin 665 ilave sefer planlanıyor.

14 Eylül'de toplu ulaşım ücretsiz olacak
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Pelin Alpkökin başkanlığında Afet Koordinasyon Merkezi'nde (AKOM) gerçekleştirilen UKOME toplantısında, yeni eğitim öğretim yılına yönelik hazırlıklar ele alındı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İBB, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ile İstanbul Umum Servis Aracı İşletmecileri Esnaf Odasının yer aldığı eylem planına ilişkin sunum yapıldı.
Plan doğrultusunda 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde toplu ulaşımın ücretsiz olması öngörülüyor.

3 bin 665 ilave sefer planlanıyor
Okulların açılmasıyla İstanbul'da yaklaşık 18 bin okul servis aracının trafiğe çıkması ve yaklaşık 300 bin öğrencinin servislerle taşınması bekleniyor.
Toplu ulaşım kullanımını artırmak amacıyla İETT, metrobüs ve Metro İstanbul'da 3 bin 665 ilave seferle kapasite artışına gidilmesi planlanıyor.
Bu seferlerle yaklaşık 790 bin 830 yolcunun toplu taşımaya yönlendirilmesi, trafikten ise yaklaşık 674 bin 809 aracın çekilmesi hedefleniyor.

Okul çevrelerinde trafik düzenlemeleri yapılacak
Trafik güvenliğinin artırılması amacıyla okul çevrelerinde yol ve trafik düzenlemeleri gerçekleştirilecek.
Ulaşım Daire Başkanlığı Trafik Şube Müdürlüğü tarafından ocak ayında başlatılan sinyalizasyon bakım, onarım, yıkama ve programlama işlemlerinin okullar açılmadan tamamlanması planlanıyor.
Okul çevrelerindeki yaya geçitlerinin düşey işaretlerinin bakım ve onarımları da eğitim öğretim dönemi başlamadan bitirilecek. Trafik Şube Müdürlüğünce hazırlanan "Ben Duyarlı Sürücüyüm" levhaları ise sinyal direklerine bir hafta süreyle asılacak.

Okul servisleri denetlenecek
Öğrencilerin adres ve iletişim bilgilerinin okul müdürlüklerinden alınarak okul servislerinin güzergahlarının belirlenmesi planlanıyor.
Servis araçları, şoförler ve rehber personelin ilgili mevzuata uygun çalışması için bilgilendirme yapılacak. Şoförlerin Toplu Taşıma Aracı Kullanım Belgeleri de İBB'nin ilgili sistemi üzerinden kontrol edilecek.
Servislerde taşıma sınırının üzerinde öğrenci taşınmaması ve öğrencilerin belirlenen indirme-bindirme noktaları dışında araçlardan indirilmemesi sağlanacak.

İstanbul Emniyeti binlerce personelle sahada olacak
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 808 noktada 1496 ekip ve 3 bin 151 personel, 569 Çocuk Şube Müdürlüğü ekibi, 47 Mobil Okul Timi ve 331 ekipten oluşan yoğunlaştırılmış güvenlik uygulaması gerçekleştirecek.
Trafik güvenliği açısından önem taşıyan 478 noktada ise 309 ekip, 177 motosikletli ve 39 yayadan oluşan toplam 866 personel görev yapacak.
Maddi hasarlı kazalara 33 çekiciyle müdahale edilmesi, okul çevrelerindeki önemli kavşaklarda 10 ekibin, okul önü ve çevrelerinde ise 100 yunus ekibinin görevlendirilmesi planlanıyor.
İl Jandarma Komutanlığı da sorumluluk alanındaki okulların önleri ve yakınlarında trafik, emniyet ve asayiş tedbirleri alacak.

231 zabıta personeli görev yapacak
İBB Zabıta Daire Başkanlığınca 111 ekipteki 231 zabıta personelinin aktif olarak okullarda görev yapması planlanıyor.
Trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda 8 çekici aracı hizmet verecek, sabah ve akşam saatlerinde trafik denetimi ve yönlendirmeler gerçekleştirilecek.

Yol ve altyapı çalışmalarına bir hafta ara verilecek
Okulların açıldığı hafta yol bakım ve altyapı çalışmalarının yürütüldüğü şantiyelerde çalışma yapılmayacak.
Mevcut çalışmaların okul açılışı öncesinde tamamlanması ve trafik sirkülasyonunu etkileyebilecek ana arterlerdeki malzemelerin kaldırılması planlanıyor.
Devam etmesi zorunlu çalışmalar ise 22.00-05.00 saatlerinde gece vardiyasında sürdürülecek. Acil durumlara müdahale için 7 gün 24 saat nöbetçi ekip bulundurulacak.

İstanbul trafiği üç gün boyunca AKOM'dan izlenecek
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla İBB ve eğitimle ilgili kurumların Ulaşım Yönetim Merkezi (UYM) ve AKOM'da saat 07.00 itibarıyla toplanarak üç gün boyunca görev yapması planlanıyor.
Kent içi trafik kameraları üzerinden İstanbul trafiği takip edilecek ve yoğunluk oluşan arterlere ilgili birimlerin hızlı şekilde müdahale etmesi sağlanacak.

Adalar'daki 60 elektrikli araç için uzatma teklifi reddedildi
UKOME toplantısında, Adalar'daki elektrikli araçların 30 Temmuz'da dolan tescil süresinin 30 Eylül 2027'ye kadar uzatılmasına yönelik teklif de görüşüldü.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Serdar Yücel, yaklaşık 6 yıldır bu araçların tescillerinin UKOME kararıyla uzatıldığını hatırlatarak, bundan sonraki dönem için tescilin uzatılmaması yönünde görüş bildirdi.
Toplam 60 elektrikli aracın tescil süresinin uzatılmasını içeren teklif oy çokluğuyla reddedildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.