logo
03 NİSAN 2026

Milyonlarca kez izlenen o konuşma: Yeni Osmanlıcılık niçin empoze ediliyor?

İcmal Gençlik Derneği'nin düzenlediği geleneksel yaz kampında eğitimci-yazar Asude Havuzlu, son dönemde sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temeller hakkında çarpıcı bir konuşma yaptı.

02.09.2017 00:00:00
SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR

İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan eğitimci-yazar Asude Havuzlu, birbirinden çarpıcı konulara değindi. Yeni Osmanlıcılığın diriltilmeye çalışıldığını belirten Havuzlu, bu akımın dayandığı temellerin gerçek yüzünü deşifre etti. 

Sayın Asude Havuzlu'nun çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"Eskilerin bir sözü vardır, "Mazisi olmayanın âtisi de olmaz" derler. Yani geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz. Tarihimizi doğru bilmek ve geçmişte olan olaylardan ders çıkarmak, ibret almak geleceğe yönelik alınacak kararlarda, dostunu düşmanını, doğruyu yanlışı ayırt etmek çok önemlidir. Son dönemde halkımıza sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temelleri gelin birlikte tahlil edelim.
Burada vaktimiz sınırlı olduğu için bütün padişahların dönemlerine tek tek göz atamayacağız tabi ama birkaçından örnekler vererek ne demek istediğimizi açıklayalım.
Önce cennet mekan vasfıyla anılan Fatih Sultan Mehmet'le başlayalım. Ünlü Kanunnamesiyle kardeş katlini meşru kılan padişahtır kendisi. Şunu da belirtmeden geçmeyelim, Fatih'ten önce de taht kavgaları vardı. Ama kardeşlerinin gözlerine mil çektirmek veya Bizans'a rehin vermek gibi yöntemlerle rakiplerini geride bırakıyorlardı. Ancak Fatih, öldürmeyi meşru hale getirdi. Yeni Osmanlıcılar bu durumu savunmak için diyorlar ki, "öyle büyük insanlar ki bu padişahlar devlet için, millet için kendi kardeşlerinden, evlatlarından bile vazgeçiyorlar. Hangimiz böyle bir fedakarlık yapabiliriz? Hangimizde var böyle bir vatan sevgisi?"
Suçsuz insanları öldürenlerin ayetlerdeki yeri
"Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de suçsuz bir insanı ölümden kurtarırsa, sanki bütün insanları ölümden kurtarmış gibidir." (Maide, 5/32)
"Kim bir mü'mini kasdi olarak öldürürse, o kimsenin cezası cehennemde (ebedi) kalmaktır." (Nisa, 4/93)
Allah kelamının üstüne söz söyleyecek halimiz yok. Şimdi bu ayetler varken bu kanunu haklı gösterebilir misiniz? Zira kardeş ve evlat katli öyle bir noktaya geliyor ki, kundaktaki bebekler, hatta hamile olan cariyelerin öldürülmesine kadar gidiyor; ola ki erkek bebek dünyaya getirirler diye. Örneğin 3. Mehmet tahta çıktığı gün 19 kardeşini boğdurtarak tarih sayfalarına kara bir leke bırakmıştır. Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürdüğü sahneler meşhur diziyi izlerken hepimizin kanını dondurdu ama birçoğumuzun bunu 500 sene sonra bir TV dizisinden öğrenmiş olmamız da trajikomik bir durumdu. Kanuni, Mustafa'nın oğlu Mehmet'i, Şehzade Beyazıt'ı ve 5 oğlunu da daha sonra boğdurtuyordu. Bu arada hanedan kanı kıymetli ve kutsal görüldüğünden boğarak öldürüyorlardı, kanları akıtılmıyordu.
'Fatih'in annesi Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür'
Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan'a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina'yı, Sırbistan'ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç'e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan'a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik'teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder. Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan bu fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır:
"Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik'te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın."
Bizlerin Haseki Hüma Sultan olarak bildiğimiz Maria Despina ömrünün sonuna kadar bu manastırda rahibe hayatı yaşamış ve 1487 yılında Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür.
Fatih'in, Kayser-i Rum unvanını birçok mektubunda kullanması, üzerinde kendi silueti olan bronz madalyon bastırması -madalyon denmiş çünkü o zamana kadar sikkelerde sadece Osmanlı tuğrası bulunuyor- kendini Rum Bizans hükümdarı olarak gördüğü şeklinde yorumlanıyor.
"Fatih'in mezarının bulunduğu Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân etmekti." diyor tarihçi Murat Bardakçı.
'Sahte fetvayla Müslümanlar katledildi'
Gelelim Yeni Osmanlıcıların çok sevdiği diğer bir padişah Yavuz Sultan Selim'e... Babası Beyazıt döneminde 20 yıl Trabzon valiliği yapan Yavuz, doğu hakkında ciddi bilgi sahibi olmuş ve İslam ülkelerinin başına geçmeyi kafasına koymuştu. Tahta geçer geçmez de yüzünü doğuya çevirmiştir. Savaşacağı kişilerin de Müslüman olmasından dolayı tepki almamak için şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza'ya 1512 yılında Kızılbaşlarla ilgili fetva verdirtmiştir. Bu fetvada, Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu, öldürenlerin gazi, bu yolda ölenlerin şehit olacağı söylenmiştir. Fetva'da ayrıca bu topluluğun durumu kâfirlerin halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği ve avladığı hayvanlar murdardır.
İslam'ın Sultanının onlara ait kasabalardakileri bütün insanları öldürüp mallarını, miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır denilmekteydi. Bilmem bu fetvalar size yakın tarihten ne hatırlatıyor. Suriye'de savaş ilk çıktığı zamanlarda oradaki Şii halk için benzer fetvalar verildiğini hepimiz hatırlıyoruz sanırım. İşte Çaldıran ve Ridaniye savaşları sonrası bu sefer Mısır'a yöneliyor Yavuz. O dönem Mısır'da aynen Anadolu'da katlettiği Kızılbaşlar gibi Türk soyundan olan Memluklular var ve himayelerinde Abbasi Halifesi bulunuyor.
Yavuz Mısır'ı işgal ediyor ve halifelik unvanını alıyor. Fakat Arap dünyası halifeliğin bir Türk hükümdara geçmesine sıcak bakmıyorlar. Yavuz da başta Ebu Suud olmak üzere 2000 kadar Arap ulemayı İstanbul'a davet ederek, onlara maaş, mal, arazi vererek Osmanlı topraklarına yerleşmelerini sağlıyor. Bundan sonra Osmanlı Sarayı'nda bu ulemanın etkisiyle Sünni bakış açısı baskın hale geliyor. Bunun yanında Türk'üm Türkmen'im diyen Kızılbaş denip aşağılanıyor. Çünkü Türk olmak Hacı Bektaşi Veli kültüründen gelmek ve Ehl-i Beyt'i sevmek anlamına geliyordu.
Kuyucu Mehmet Paşa Türkleri diri diri gömdü
Bu ekolü sonraki padişahlar da devam ettirdiler. Örneğin; 1. Ahmet dönemi paşalarından olan Hırvat asıllı Kuyucu Murat Paşa bu lakabını Anadolu'daki Türk halkı kuyulara doldurup diri diri gömdüğü ya da kafalarını kesip kuyulara attığı için almıştır. 158 bin insanı bu şekilde kuyulara gömdüğü rivayet edilmektedir.
1603 yılında çıkarılan bir kanunla Ehl-i Beyt ekolünden gelen Türk Tekkeleri kapatılır ve yasaklanır. Yerine Halidi Nakşi tekkeler kurulur. Türkler saraydan ve ordudan tasfiye edilir. Bir taraftan da sarayı ele geçiren Halidi Nakşi şeyhülislamlar verdikleri fetvalarla Osmanlı'nın geri kalmasına sebep olurlar. Batı'da Rönesans yaşanırken örneğin matbaa bize onlardan 240 yıl sonra gelir.
Nakşiler İngilizlerin lehine fetvalar veriyor
1826'da 2. Mahmut'un girişimi ile Yeniçeri ordusunun dağıtılması ve Vakayi Hayriye denilen olayın ardından başlayan iman yoklamaları ile beraber artık Tekkeler ve Dergahlar tamamen Nakşileşmiş hatta Kadiri Bektaşi kökenli olanların bazıları varlık gösterebilmek için Nakşi olduklarını söylemek zorunda kalmışlar ve zamanla dönüşmüşlerdir. Diğerleri kapatılmış, itiraz edenler ciddi işkenceler görmüş, öldürülmüşlerdir. Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde bu Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayırlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk'ün 30 Kasım 1925'te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam'ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu.
'Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir'
Yine 29 Ekim 1933'te 10. Yıl Nutku'nda "Ne mutlu Türk'üm diyene" derken de aslında Anadolu'daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk'üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli'nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu.
'Bir de Abdülhamit'e bakalım'
Yeni Osmanlıcıların Atatürk'e dinsiz derken bir başka gerekçeleri de onun içki içmiş olmasıdır. Biz haşa içki içmek haram değildir demiyoruz. Ancak Yeni Osmanlıcıların sürekli anlattıkları, gençlere bir idol gibi sundukları Sultan Abdülhamit'e bir bakmak lazım.
Cumhuriyetten daha 22 sene önce Abdülhamit'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa Tekirdağ'da ilk rakı fabrikasını üstelik de dönemin şeyhülislamının onayıyla kurmuştur. İlk bira fabrikası da Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Ne tesadüftür ki ilk şampanya fabrikası da. Ama kendisi Rom içermiş çünkü "Kur'an'da şarap diyor, bu şekerden yapılıyor" diyerek, Rom içmenin günah olmadığını söylediğini kendi torunu ifade ediyor. Bu arada Abdülhamit'in aynı zamanda İslam halifesi olduğunu unutmayalım. Ayrıca 622 yıllık imparatorluk döneminde Osmanlı'nın en çok toprak kaybettiği padişahtır. Tahtta kaldığı sürede 1 milyon 592 bin kilometrekare toprak kaybetmiştir. Yani bugünkü Türkiye'nin iki katı kadar. Koca bir imparatorluğu ağır yenilgiye uğratan, askeri olarak hiçbir başarı gösteremeyen Abdülhamit kahraman, cennetmekan ama büyük mücadeleler ve başarılarla yepyeni bir devlet kuran Atatürk cehennemlik, dinsiz. Bu reva mıdır soruyorum sizlere...
Nü resim çizen Halife!
Gelelim son halife, dedemiz diye ifade edilen Abdülmecit'e. Kendisi ressamdı. Paris'te sergi bile açmıştı. Nü resimler çizer, çıplak model kullanırdı. Hatta haremdeki kadınları sarayın bahçesindeki havuzun etrafında çıplak olarak resmettiği 'Avluda Kadınlar' isimli tablosu, 2013'te açık arttırmayla 1 milyon 600 bin liraya satıldı. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın sanata ve sanatçıya saygımız sonsuz. İsteyen istediği resmi çizebilir, ama İslam halifesi sıfatı taşıyan bir kişinin nü resimler yapmasının yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu halife örneklerine bakılınca 3 Mart 1922'de Atatürk'ün hilafeti kaldırmasının ne kadar isabetli olduğu da sanırız ki açıktır.
Osmanlı'da halkın durumu
Ayrıca Osmanlı Osmanlı diyenler saraydaki ihtişama vurulanlar acaba biliyorlar mı? 1923'te Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras neydi? Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, 23 lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu.
Tek üniversite vardı, Darülfünun. O da bilimsellikten çok uzaktı.
Hani Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik diyorlar ya, hani Atalarımızın mezar taşlarını okuyalım diye Osmanlıcayı ders olarak koydular ya okullara. Görüyoruz ki Harf Devriminden önce de herkes Osmanlıcayı sular seller gibi okumuyordu. Ülke nüfusu 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Doğan her iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı ve sadece 8'i Türk'tü. Diş hekimi sıfırdı. Ortalama ömür 40 yıldı. Yani sizin anlayacağınız Osmanlı'da halkın yaşadığı hayat hiç de parlak değildi. Filmlerde izleyip hayran olduğumuz saraydaki o ihtişamlı hayattan eser yoktu. Halk ağır vergiler altında eziliyordu. Ticareti genelde gayrimüslimler yapardı ve zenginlerdi.
'Atatürk derin İslami bilgiye sahipti'
Bütün bunları gözden geçirdiğimizde Atatürk'ün böyle bir haldeki halktan ve çökmüş bir imparatorluğun küllerinden nasıl yeniden bir cumhuriyet doğurduğuna, sanayileşme kalkınma, eğitim, sağlık, tarım gibi bir sürü alanda ülkeyi nereden nereye getirdiğine hayret etmemek, hayran olmamak imkansızken nasıl olup da ona böyle düşmanca davranılabildiğini anlamak mümkün değil. Hafızı Kelam olan, camide saatlerce Cuma hutbesi verebilecek kadar İslami bilgiye sahip bir insana dinsiz damgası vurup ona cehennemlik demek bu vatana ihanettir.
'Geçmişi doğrularıyla yanlışlarıyla değerlendirmek lazım'
Yanlış anlaşılmasın Osmanlıyı reddetmek ya da kötülemek değil asla amacımız. Osmanlının mimaride, sanatta, askeri alanda müthiş eserleri var ve hepsiyle de gurur duyuyoruz. Ancak bizim tarih bilincinden anladığımız geçmişimizi doğrularıyla yanlışlarıyla, hatalarıyla sevaplarıyla beraber değerlendirip dersler çıkarmak, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, doğru ve güzel şeyleri de alıp geliştirerek sürdürmektir. Örneğin tarihte ilk üstün zekalılar okuludur Enderun. Birçok ülkede örnek alınmıştır. Bizim şu an üstün zekalılar eğitimine dair yaptığımız pek bir şey yok mesela.
Ancak devşirme yöntemiyle öğrenci alması, Türk öğrenci alınmaması oradan yetişen paşaların ilerleyen zamanlarda saray entrikaları içinde yer alıp Osmanlı'nın sonunu hazırlamaları ile sonuçlanmıştır. Bizler tabi ki Osmanlı'nın devamı niteliğinde, aynı topraklarda hüküm süren bir devletiz. Dolayısıyla onların torunlarıyız. O yüzden de Osmanlı'yı çöküşe sürükleyen tehlikelerin birçoğu bizim için de geçerli. Onun için dikkatli olmalıyız.
Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dışında hiçbir padişahın annesi Türk değildi. Hepsi farklı ülkelerden gelmiş cariyelerdi. Padişahların hareminde Türk kadın neredeyse yoktu. Bu da Osmanlı'nın sonunu hazırlayan faktörlerin başında geliyordu. Türk ve Müslüman'ın örf adet ve değerlerini bilmeyen bir anne ve devşirme lalalarla büyüyen padişahların İslami ölçülerle yetişmesini beklemek herhalde onlara haksızlık olur.
'Osmanlı devri kapanmıştır'
Daha pek çok şey söylenebilir ama tarih bilgisi ve bilinci her vatandaşta olması gerekir ki bize her anlatılana inanmayalım. Bizi yanlış yönlendirmek isteyen herkese inanıp kanmayalım. İç ve dış kaynaklı oyunlara gelmeyelim. Bir programda Mehter marşı duyduğumuzda hepimiz duygulanıyoruz, içimiz coşuyor ama bu, Osmanlı'yı yeniden diriltmemiz gerektiği anlamına gelmez. Osmanlı devri kapanmıştır. Onun içinden kahramanlar çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Buna ihtiyacımız da yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı var. Bizim sadece onu doğru tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bizler toplumda bu bilince sahip nadir insanlarız. Bu bilinci kazanmamızı sağlayan, bizi gerçek Atatürk'le buluşturan, doğru bakış açısını bize kazandıran Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş'a bu vesileyle şükranlarımızı sunuyoruz. Bugüne kadar kafamızı karıştıran, ikileme düşmemize sebep olan her noktayı netleştirip, taşları yerine oturttuğu, geleceğe güvenle bakmamızı sağladığı için ona minnettarız.
'Son söz Atatürk'ten olsun'
Son söz yine Atatürk'ten olsun. 1927'de Ankara'da yaptığı bir konuşmasında:
"Efendiler! Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır." Atatürk bu konuşmayı yapalı tam 90 yıl oldu. Teşekkürler?"
5 Ağustos 2017 tarihli Yeni Mesaj gazetesi

Bakan Bolat: "İran'a açılan kapılarda sorun yok"

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye'nin Asya'ya açılan en önemli kapılarından biri olan Van'ın Kapıköy Gümrük Kapısı ile Ağrı Gürbulak ve Hakkari Esendere sınır kapılarında giriş-çıkış işlemlerinin rutin seyrinde devam ettiğini söyledi.

02.04.2026 19:30:00
İhlas Haber Ajansı
Bakan Bolat: "İran'a açılan kapılarda sorun yok"
Bakan Bolat: "İran'a açılan kapılarda sorun yok"
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye'nin Asya'ya açılan en önemli kapılarından biri olan Van'ın Kapıköy Gümrük Kapısı ile Ağrı Gürbulak ve Hakkari Esendere sınır kapılarında giriş-çıkış işlemlerinin rutin seyrinde devam ettiğini söyledi.
Van'a gelen Bakan Bolat, Van Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlenen 2026 yılı Mart ayı dış ticaret verilerinin açıklandığı toplantıya katıldı. Ardından Van'ın düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıldönümü törenine iştirak eden Bolat, daha sonra Türkiye'nin Asya'ya açılan kapısı olan Kapıköy Gümrük Kapısı'na geçti. Burada gerçekleştirdiği incelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Bolat, Bölge Dış Ticaret ve Gümrük Müdürlüğü'nden yürütülen çalışmalara ilişkin brifing aldıklarını belirtti. Çalışmaların yolunda devam ettiğini ifade eden Bakan Bolat, "Gerek yük taşımacılığı, gerekse demiryolu, yolcu ve yük taşımacılığı, gerekse karayolu ile turist giriş çıkışında bir aksama yok. Biz de arkadaşlarımıza gerekli talimatları verdik. Van Kapıköy, bizim modernleştirdiğimiz, yenilediğimiz kapılardan birisi. Toplam 20'ye yakın gümrük kapımızı biliyorsunuz son 23 yıl içinde dünyada örnek gösterilebilecek bir şekilde hükümetimiz modernleştirdi, yeniledi. Özel sektörle de işbirliği yaptı. Van Kapıköy de onlardan birisidir. Tabii şurada gördüğünüz yeni tesis çalışmaları devam ediyor. Bu anlamda Türkiye ile komşumuz İran arasındaki bu önemli geçiş noktası görevini yapmaya devam ediyor. Fonksiyon icra ediyor" diye konuştu
Bundan sonra barış ve ateşkes sürecinin gerçekleşmesiyle Kapıköy Gümrük Kapısı'nın ticari yük taşımacılığı ve yolcu giriş-çıkışları anlamında daha yoğun bir şekilde çalışacağını belirten Bakan Bolat, "Diğer iki gümrük kapımız Ağrı Gürbulak ve Hakkari Esendere kapılarında da normal rutin giriş-çıkış işlemleri devam ediyor. Arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiler ışığında yeni talimatlarımızı verdik" şeklinde konuştu.İHA

Fethiye'de tekne battı: 1 ölü

Muğla'nın Fethiye ilçesinde kıyıya çarparak batan teknedeki 1 kişi öldü, 6 kişi kurtarıldı

 

02.04.2026 10:38:00 / Güncelleme: 02.04.2026 13:00:45
Anadolu Ajansı
Fethiye'de tekne battı: 1 ölü
Fethiye'de tekne battı: 1 ölü

Fethiye Ölüdeniz Mahallesi'ndeki Kumburnu Plajı önlerinde kuvvetli rüzgar nedeniyle bir tekne kıyıya sürüklendi.

Teknenin kayalıklara çarparak battığını fark edenler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.

İhbar üzerine bölgeye sahil güvenlik, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timi ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kurtarılan 6 kişiye sağlık ekiplerince müdahale edildi.

Sahil güvenlik dalış ekiplerince denizde, jandarma ekiplerince ise karada arama çalışması yapıldı.

Ekipler tarafından İbrahim Özbek'in (59) cesedine ulaşıldı. Özbek'in cenazesi Fethiye Devlet Hastanesi morguna gönderildi.

Yakıt sızıntısı ihtimali üzerine büyük bölümü suyun içinde bulunan teknenin çevresi bariyerlerle çevrildi. 

6 yaşındaki Ela'nın öldüğü servis kazasında sürücü 'tali', küçük kız 'asli' kusurlu bulundu

Kocaeli'nin Gebze ilçesinde 6 yaşındaki ilkokul öğrencisi Ela Tabakoğlu'nun okul servisinin altında kalarak hayatını kaybetmesine ilişkin hazırlanan iddianame tamamlandı. İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, 2 yıldan 6 yıla kadar hapsi istenen tutuklu servis sürücüsü İ.C. 'tali' kusurlu, 6 yaşındaki küçük kız ise 'asli' kusurlu bulundu

01.04.2026 13:31:00 / Güncelleme: 01.04.2026 13:35:01
İHA
6 yaşındaki Ela'nın öldüğü servis kazasında sürücü 'tali', küçük kız 'asli' kusurlu bulundu
6 yaşındaki Ela'nın öldüğü servis kazasında sürücü 'tali', küçük kız 'asli' kusurlu bulundu
Beylikbağı Cumhuriyet Mahallesi Köroğlu Caddesi'ndeki Bilgi İlkokulu önünde 4 Şubat'ta okul çıkışı servise binmek için yolun karşısına geçmeye çalışan 1. sınıf öğrencisi Ela Tabakoğlu, servis minibüsünün çarpması sonucu olay yerinde hayatını kaybetmişti. Gözaltına alınan sürücü İ.C. (46) tutuklanırken, küçük kızın cenazesi memleketi Zonguldak'ın Çaycuma ilçesine bağlı Basat köyünde toprağa verilmişti.

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca, küçük Ela'nın ölümüyle sonuçlanan kazaya ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede yer alan kaza tespit ve bilirkişi raporlarına göre, olay günü saat 12.50 sıralarında, 41 P 3597 plakalı servis aracıyla 2232. Sokak üzerinden 2230. Sokak'a sağa dönüş yapan sürücü İ.C.'nin, aracın hareket ettiğini fark edip sağ taraftan koşarak gelen küçük kıza çarptığı belirtildi.

İddianamede, sağ ön kapı hizasına gelen Ela Tabakoğlu'nun sürücünün 'kör noktasında' kaldığı ve sağ ön tekerleğin yan kısmının çarpması sonucu aracın altında kalarak vefat ettiği kaydedildi.

Küçük Ela 'asli kusurlu' bulundu

Olayla ilgili hazırlanan kaza tanzim tutanağı da iddianamede yer aldı. Tutanakta, tutuklu sanık İ.C.'nin sağa dönüş kurallarını ihlal ettiği, hayatını kaybeden küçük Ela'nın ise KTK 68/1-C (Yaya yollarında, geçitlerde veya zorunlu hallerde, taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek şekilde davranışlarda bulunmaları) kuralını ihlal ettiği belirtildi. Bilirkişi raporunda ise İ.C.'nin olayda 'tali kusurlu' olduğu, hayatını kaybeden Ela Tabakoğlu'nun ise 'asli kusurlu' olduğunun tespit edildiği vurgulandı.

"Vatandaşlar aracıma vurunca durumu anladım"

İddianamede ifadesine yer verilen tutuklu sürücü İ.C., olay günü okulda servis çektiğini ve aracı hareket ettirdikten sonra arkasından gelen küçük kızı görmediğini savundu. Yolda sağa döndüğü esnada çevredeki vatandaşların aracına vurması üzerine durumu fark ettiğini ve Ela'nın aracın altında kaldığını anladığını belirten sürücü, yaşananlardan dolayı pişman olduğunu dile getirdi.

Anne Serpil (35) ve baba Fatih Tabakoğlu'nun (36) ise şüpheliden davacı ve şikayetçi oldukları iddianamede belirtildi. İddianamede, şüphelinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek taksirle ölüme sebebiyet verdiği belirtilerek, 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve ehliyetine el konulması talep edildi.

Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: 19 ölü

Muğla'nın Bodrum ilçesi açıklarında göçmen botunun batması sonucu ölü sayısının 19'a yükseldiği, 20 düzensiz göçmenin ise kurtarıldığı öğrenildi.

01.04.2026 10:55:00
İhlas Haber Ajansı
Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: 19 ölü
Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: 19 ölü
Muğla'nın Bodrum ilçesi açıklarında göçmen botunun batması sonucu ölü sayısının 19'a yükseldiği, 20 düzensiz göçmenin ise kurtarıldığı öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, Kıyı Gözetleme Aracı tarafından Yalıkavak açıklarında, içerisinde düzensiz göçmenler olduğu değerlendirilen süratli bir lastik botun Yunanistan'ın İleryöz Adası istikametinde ilerlediği tespit edildi.



Yapılan tespit üzerine bölgeye sevk edilen TCSG-302 tarafından içerisinde çok sayıda düzensiz göçmen olduğu görülen bahse konu lastik bota dur ikazlarında bulunulurken, süratli bot ikazlara uymayarak ilerlemeye devam ederek, bölgedeki olumsuz deniz şartlarının etkisiyle su alarak battı.

Düzensiz göçmenlerin denize düştüğünün bildirilmesi üzerine bölgeye ilave 3 Sahil Güvenlik Botu ile arama kurtarma çalışmalarına hava desteği sağlanması maksadıyla İzmir'den 1 Sahil Güvenlik Helikopteri görevlendirildi. Olay yerine sevk edilen unsurlar tarafından arama kurtarma çalışmaları başlatıldı.

İlk olarak 11 düzensiz göçmenin cansız bedenine ulaşıldı. Yapılan çalışmaların devamında ölü sayısı 19'a yükselirken, 20 düzensiz göçmenin sağ olarak kurtarıldığı öğrenildi.
Bölgede çalışmalar devam ediyor.

Sarıyer'de toprak kayması sonucu 6 binaya tahliye kararı verildi: Bina sakinleri belediyeye isyan etti

Sarıyer'de bulunan bir binanın bahçe kısmında yoğun yağışlar sonrası toprak kayması gerçekleşti. Yaklaşık 20 metre aşağıda bulunan evlerin üzerine topraklar düştü. Sarıyer Belediyesi personelleri sokakta 6 binayı riskli görerek anlık tahliye kararı verdi. Bina sakinleri belediye personellerine isyan ederek, gidecek yerlerinin olmadığını bu sorun uzun süredir var olduğunu belirtti

01.04.2026 06:18:00 / Güncelleme: 01.04.2026 06:25:30
İHA
Sarıyer'de toprak kayması sonucu 6 binaya tahliye kararı verildi: Bina sakinleri belediyeye isyan etti
Sarıyer'de toprak kayması sonucu 6 binaya tahliye kararı verildi: Bina sakinleri belediyeye isyan etti
Olay, saat 19:00 sıralarında Sarıyer ilçesi Ayazağa Mahallesi 108. Sokak'ta meydana geldi. İddiaya göre, yoğun yağışlar sonrası sokakta bulunan bir binanın bahçesinde toprak kayması meydana geldi. Kayan topraklar yaklaşık 20 metre aşağıda bulunan evlerin üstüne düştü. Ev sakinleri durumu Sarıyer Belediyesi'ne şikayet etti. Ev sakinleri durumun ciddiye alınmadığını görerek, bu sefer de Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'ne (CİMER) şikayet etti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi şikayeti dikkate alarak, bölgeye Sarıyer Belediyesi personelleri, çok sayıda polis ve AFAD ekipleri yönlendirdi.



AFAD, toprak kayması yaşanan binanın bahçesinde inceleme yaptı. Durumu riskli değerlendiren ekipler, toplamda 6 binaya tahliye kararı verip mühürledi. Bina sakinleri belediye personellerinin anlık tahliye kararına tepki göstererek, gidecek yerlerinin olmadığını bu durumun birçok kez belediyeye bildirdiklerini ciddiye alınmadığını söyleyerek tepkiler gösterdi.



Bina Sakini Elmas Yalkın, tepki yaşanan duruma tepki göstererek, "Bu sokağın çoğu uçurumun üzerine kurulmuş bir sokak. Sokakta 20 yıldır Şişli Belediyesi ve şimdiki Sarıyer Belediyesi'ne bağlı olan bu sokak 20 yıldır istinat duvarı yapılması için baskı yapılıyordu belediyelere. Bu yoğun yağmur sonucunda da burada toprak kayması oldu. Belediyeyi bilgilendirdik buraya istinat duvarı yapılmalı diye. Belediye geldi her şey bir gün içerisinde oldu. Belediye geldi evde ocakta yemeğim varken, kapımı çaldı evimi boşaltmam gerektiğini söyledi. Riskli bölge olduğunu evi boşaltmam gerektiğini söyledi. Bende şöyle dedim biz burada yaşıyoruz hemen nasıl gidebiliriz. Şuanda sokaktayız. Belirli yerlere bant çektiler. Yapılması gereken istinat duvarı ile ilgili dönüş alamıyoruz, yaşanan olaydan sonra da alamıyoruz" dedi.



"Herhangi bir rapor yok"



Yalkın, durumla alakalı bir raporun olmadığını belirterek, "Herhangi bir rapor yok bir zemin etüdü yok bize gönderilen. Bizim kapımız çalındı evinizi boşaltın dendi" ifadelerini kullandı.

Show TV, Habertürk ve Bilgi Üniversitesi'ne kayyum atanmıştı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Can Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ, ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiriyle tahliye edildi

01.04.2026 00:05:00 / Güncelleme: 01.04.2026 00:08:55
Haber Merkezi
Show TV, Habertürk ve Bilgi Üniversitesi'ne kayyum atanmıştı
Show TV, Habertürk ve Bilgi Üniversitesi'ne kayyum atanmıştı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Can Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ, ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiriyle tahliye edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Can Holding bünyesinde faaliyet gösteren şirketler üzerinden suç işlemek amacıyla örgüt kurulması iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Eylül 2025'teki ilk dalga operasyonda gözaltına alınan Kenan Tekdağ hakkında 'ev hapsi' ve 'yurt dışı çıkış yasağı' adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.



Soruşturma çerçevesinde ikinci dalga operasyonda bir kez daha gözaltına alınan Tekdağ, 'çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma' ve 'suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama' suçlamalarıyla tutuklanmıştı.

Yaklaşık 5 aydır tutuklu bulunan Tektağ, bugün ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiriyle tahliye edildi.

121 Şirkete el konuldu



Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen geniş kapsamlı soruşturma çerçevesinde, Kenan Tekdağ'ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü Can Holding'e bağlı 121 şirkete el konuldu.

Mahkeme kararıyla bu şirketlerin yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildi.

Operasyonun kapsamı genişledi

Soruşturmanın ilk aşamasında 121 şirketle başlayan el koyma süreci, incelemelerin derinleşmesiyle birlikte holdingin diğer iştiraklerini de kapsayacak şekilde genişledi.

Bu kapsamda, holding bünyesindeki medya organlarından eğitim kurumlarına, enerji şirketlerinden spor kulüplerine kadar çok sayıda stratejik varlığa kayyum atandı.

El Konulan Başlıca Varlıklar:

Medya Grubu: Habertürk TV, Show TV, Bloomberg HT ve HT Spor.

Eğitim Kurumları: İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Doğa Koleji.

Spor: Kasımpaşa Spor Kulübü.

Enerji ve Diğer: Energy Petrol ve çeşitli sanayi iştirakleri.

Gerekçe: Kara Para Aklama ve Nitelikli Dolandırıcılık

Yargı makamları, söz konusu şirketlerin "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kara para aklama", "vergi kaçakçılığı" ve "nitelikli dolandırıcılık" faaliyetlerinde araç olarak kullanıldığı iddiasıyla bu kararı aldı. El koyma kararıyla birlikte, şirketlerin finansal hareketleri ve geçmiş dönemdeki varlık transferleri mercek altına alındı.

Hafta sonuna kadar ülkenin tamamında yağışlar bekleniyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü hava tahmin uzmanı Cengiz Çelik, ülke genelinde beklenen hava tahmin raporlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Çarşamba gününden itibaren ülke genelinde yeni bir yağışlı sisteme girileceğini ifade eden Çelik, "Hafta sonuna kadar ülkenin tamamında yağışlar bekliyoruz" dedi

31.03.2026 16:32:00 / Güncelleme: 31.03.2026 16:35:11
İhlas Haber Ajansı
Hafta sonuna kadar ülkenin tamamında yağışlar bekleniyor
Hafta sonuna kadar ülkenin tamamında yağışlar bekleniyor
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü hava tahmin uzmanı Cengiz Çelik, ülke genelinde beklenen hava tahmin raporlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

"Hafta sonuna kadar ülkenin tamamında yağışlar bekliyoruz"

Çarşamba gününden itibaren ülke genelinde yeni bir yağışlı sisteme girileceğine değinen Çelik, "Bununla birlikte bu sistemle birlikte çarşamba günü için batı bölgelerde yağış var. Bu yağışlar özellikle Güney Ege ve Batı Akdeniz'de kuvvetli ve yer yer çok kuvvetli şekilde görülecek. Perşembe, Cuma ve Cumartesi günü için ülkenin tamamında yağış var. Pazar günü de sadece en batı bölgelerde artık yağış azalıyor. Bu yüzden önümüzdeki 5 gün boyunca diyebilirim çarşamba günü batı bölgelerde ama Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar günü için ülkenin tamamında aralıklarla yağış bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Yağışlı sistemle beraber sıcaklıkların artacağını ifade eden Çelik, sıcaklıkların mevsim normalleri civarı ve yer yer birkaç derece üzerine çıkacağını ifade etti. Sıcaklarda önemli bir değişiklik beklemediklerini belirtti.

"Batı ve Güney bölgelerimizin hemen hemen tamamında kuvvetli yağışlar göreceğiz"

Yağışlı sistemin özellikle batı ve güney bölgelerde etkili olacağını ifade eden Çelik, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

"Çarşamba günü için özellikle Güney Ege ve Batı Akdeniz'de kuvvetli ve yer yer çok kuvvetli yağışlar göreceğiz. Perşembe ve Cuma günü ise yine batı ve güney bölgelerimizin hemen hemen tamamında yer yer kuvvetli yağışlar göreceğiz. Ülkenin tamamında yağışlar göreceğiz dedik. Bu yağışlar çoğunlukla yağmur ve sağanak yağış şeklinde ancak rakım özellikle 1500-1600 metrenin üzerinde olan yerlerde yine karla karışık yağmur ve kar yağışı şeklinde görülebilir. Yani genellikle Karadeniz'in iç kesimlerinde rakım yüksek olan yerlerde bir de Doğu Anadolu'nun kuzey ve doğusunda yer yer karla karışık yağmur ve kar yağışlarını göreceğiz."

Sel ve su baskınlarına karşı vatandaşları uyaran Çelik, özellikle Çarşamba günü için Ege ve Batı Akdeniz bölgesinde ani sel ve su baskını ihtimali olduğunu, Perşembe ve Cuma günü ise Marmara'nın doğusu Ege, Akdeniz ve Batı Karadeniz'de kuvvetli yağışların görüleceğini belirtti.

"Üç Büyükşehrimiz için kuvvetli yağış bekliyoruz"

Üç Büyükşehir için beklenen hava durumuna ilişkin konuşan Çelik, "Önümüzdeki 3 gün yani Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü için sağanak yağışı bekliyoruz. Ankara ve İstanbul'da en yüksek sıcaklıklar 16-17 derece civarında seriliyor. İzmir'de ise 17-19 derece bandında serilecek. İzmir'de özellikle Çarşamba ve Perşembe günü için gerçekleşecek sağanak yağışların yer yer kuvvetli olmasını bekliyoruz" dedi.

Mersin'deki heyelan bölgesi havadan görüntülendi

Mersin'in en önemli yaylaları arasında yer alan Fındıkpınarı'ndaki yoğun yağış sonrası meydana gelen heyelandaki hasarın boyutu havadan görüntülenirken, 25'i ağır hasarlı yaklaşık 100 hanenin zarar gördüğü bölgedeki hasar tespit çalışmalarının sürdüğü bildirildi

31.03.2026 12:44:00 / Güncelleme: 31.03.2026 12:48:09
İHA
Mersin'deki heyelan bölgesi havadan görüntülendi
Mersin'deki heyelan bölgesi havadan görüntülendi
Merkez Mezitli ilçesine bağlı Fındıkpınarı Mahallesi'nde Fetilli mevkiinde yaklaşık 56 bin metrekarelik alanda meydana gelen heyelanda 100'e yakın hane zarar görürken, 25 hanenin ağır hasarlı olduğu tespit edildi. Bölgeye giden Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer incelemelerde bulunurken, Mersin Valiliği, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerinin hasar tespit çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.



Bölgede vatandaşlarla bir araya gelen Başkan Tuncer, geçmiş olsun dileklerini ileterek mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli tüm adımların atıldığını ifade etti. Evlerinde kalamayan vatandaşlar için geçici barınma çözümlerine yönelik çalışmaların da başlatıldığı öğrenildi. Kış mevsimi nedeniyle bölgede nüfusun az olması ise muhtemel bir can kaybının yaşanmamasında etkili oldu.



"Tüm imkanlarımızla vatandaşlarımızın yanındayız"

Heyelan bölgesinde açıklamalarda bulunan Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer, süreci yakından takip ettiklerini vurgulayarak, "Yoğun yağışların ardından Fındıkpınarı Mahallemizde ciddi bir heyelan meydana geldi. İlk andan itibaren ekiplerimizle birlikte sahadayız. İlgili tüm kurumlarımızla koordinasyon içerisinde çalışıyoruz. Önceliğimiz vatandaşlarımızın can güvenliği. Hasar gören hanelerle ilgili gerekli tespitler yapılıyor, barınma sorunu yaşayan hemşehrilerimiz için de hızlıca çözüm üretiyoruz. Çok şükür ki herhangi bir can kaybı yaşanmadı. Yer hareketliliği devam ettiği için süreci dikkatle takip ediyoruz. Tüm imkanlarımızla vatandaşlarımızın yanındayız" dedi.



Yetkililer, bölgedeki risk durumuna göre yeni tedbirlerin alınabileceğini belirtirken, vatandaşların resmî uyarıları dikkate almaları istendi.

54 milyon TL değerinde uyuşturucu ele geçirildi

Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza ekiplerince Kapıkule Gümrük Kapısı'nda düzenlenen iki ayrı operasyonda, piyasa değeri yaklaşık 54 milyon lira olan 60 kilogram esrar ele geçirildi. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul ve Tekirdağ'a uzanan operasyonlarda 5 şüpheli gözaltına alındı

31.03.2026 11:41:00 / Güncelleme: 31.03.2026 11:44:37
İHA
54 milyon TL değerinde uyuşturucu ele geçirildi
54 milyon TL değerinde uyuşturucu ele geçirildi
Edirne Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, yürüttükleri risk analizleri çerçevesinde şüpheli görülen bir tır aracını takibe aldı. 28 Mart 2026 tarihinde Kapıkule Gümrük Kapısı'na giriş yapan araç, x-ray taramasına sevk edildi. Şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine arama hangarına alınan araçta, narkotik dedektör köpeklerinin de katılımıyla yapılan detaylı aramada, vakumlu poşetler içerisine gizlenmiş 31 kilo 422 gram esrar ele geçirildi.

Analiz çalışmalarını derinleştiren ekipler, olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen ikinci bir tırı daha sistem üzerinden takibe aldı. Aynı gün yurda giriş yapan bu araçta yapılan aramada ise 28 kilo 714 gram esrar daha bulundu.

Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında operasyonun düğmesine basıldı. Uyuşturucu maddeyi teslim almak üzere Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde bekleyen 2 organizatör yakalanarak gözaltına alındı. Soruşturmanın devamında, organizasyonu yönettiği belirlenen bir şüpheli ise İstanbul'da düzenlenen operasyonla yakalanarak Edirne'ye getirildi.

Başarıyla tamamlanan operasyonlar neticesinde toplam 60 kilogram uyuşturucu maddeye el konulurken, uyuşturucunun piyasa değerinin 54 milyon 122 bin 400 TL olduğu açıklandı. Operasyon kapsamında 2 tır ve 1 binek otomobil ile şüphelilere ait dijital materyallere el konuldu. Olayla ilgili 5 şüphelinin gözaltındaki işlemleri sürerken, soruşturma Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde titizlikle devam ediyor.

Sapanca Gölü kurtuluyor


 
 
Sakarya'da son günlerde etkili olan sağanakla Sapanca Gölü'nün su seviyesi 4 günde 18 santimetre artış gösterdi.

31.03.2026 01:00:00
AA
Sapanca Gölü kurtuluyor
Sapanca Gölü kurtuluyor

Marmara Bölgesi'nin en önemli su kaynaklarından olan, Sakarya ve Kocaeli'nin su ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan göldeki su seviyesi, kentte etkili olan yağışlar ve alternatif su kaynaklarıyla beslenmesi sonucu arttı. Su seviyesi 26 Mart'ta 29.08 metre olan göl, 4 günde etkisini gösteren sağanakla 18 santimetre artış göstererek 29.26 metre olarak ölçüldü.

Sakarya Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamada, Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekiplerince, sağanak öncesi hazırlık süreci gerçekleştirildiği ve yağış esnasında suların göle kayıpsız aktarılmasının sağlandığı vurgulandı. Bu çerçevede, kentte yağmur nedeniyle oluşabilecek olumsuzluklara karşı çalışma yürütüldüğü bildirildi. Çalışmalar neticesinde yağmur sularının gölü besleyen kaynaklara eksiksiz şekilde iletilmesiyle Sapanca Gölü'nde 1 günde 4 milyon metreküplük artış yaşandığı kaydedildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.