Mısır üretimi ve tüketimi bol olan bir ürünümüzdür. Mısır bir gıda olmanın ötesinde artık kültür olarak sazımıza, sözümüze kadar girmiştir. Özellikle Karadeniz bölgesinde neredeyse hayatın bir parçası haline gelmiştir mısır. Sabah kahvaltısında da öğle ve akşam yemeklerinde de mısırı değişik bir sunumla masanızda görürsünüz. Bir adım daha atarak mısır unuyla, yağıyla balıklarının tavada kızartılmasında da yardımcı olarak kullanılır. Mısırın koçanıyla haşlanarak veya tanelenerek dişimizle kopartılarak yenmesi bir gelenek olmuştur ülkemizin her yerinde. İşin güzel tarafı mısır tarlalarda çoğu zaman ikinci ürün olarak yetiştirilir. Esas mahsulünü toplamış olan çiftçiye armağandır mısır. Mısırı yemesini seven bir kişi olarak bölgeden bölgeye çok değişik tatlarda mısır yetiştirildiğini söyleyebilirim yurdumuzda. Mısır aynı zamanda hayvan yemi olarak da kullanılıyor. Dünyada üretilen mısır ortalama olarak % 27'si insan beslenmesinde, % 73'ü ise hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde mısır sanayi hammaddesi olarak da kullanılmaktadır. Mısırın faydası bununla kalmıyor. Aynı zamanda alternatif tıpta da kullanılıyor mısır. Mısırın püskülü ve yapraklarının nerelerde kullanıldığı ve hangi dertlere derman olduğu erbabı tarafından bilinmektedir.Son günlerde ülkenin neresine giderseniz gidin sizi tanelenmiş mısır satan büfelerin karşıladığını görürsünüz. Albenisi olan ortamlarda satılan bu mısırın nereden geldiğini hiç sordunuz mu, isterseniz hemen cevap vereyim. Sorunuzun cevabı her defasında Meksika olacaktır. Ülkemiz toprakları mısır üretimi olarak son derece müsait. Üretim olarak buğdaydan sonra ikinci sırada gelen mısıra ülkemizde gereken önemin verildiğini söylemek yanlış olur. Bırakınız desteği köstek bile olunduğunu söyleyebiliriz. Çiftçi işsiz, tarla boş duruyor. Tarım politikaları ile çiftçi mısır üretimine yönlendirilmiyor, bilakis ithalatın önü açılarak çiftçi cezalandırılıyor. Hem de gümrük vergileri oldukça aşağılara çekilerek. Maalesef mısırın kökünün kurutulduğunu söyleyebiliriz. Acaba bu aktörlerin kim olduğunun kamuoyu tarafından bilinmesi gerekmez mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Atatürk’ün devlet aklı bugün ne söyler? / 11.01.2026
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025






























































































