İnsan çoğu zaman suçluyu dışarıda arar. Bir başkasının yalanından, sahte sözlerden, gösterişli vaatlerden sakınır. Fakat insanın en büyük aldanışı bazen dışarıdan değil, kendi içinden gelir.
Nefis insanı her zaman açıkça kötülüğe çağırmaz. Bazen iyilik görüntüsü altında yaklaşır. İşte nefsi tehlikeli yapan da budur.
İnsana "kötülük yap" dediğinde onu fark etmek kolaydır. Fakat "Sen zaten iyisin" dediğinde insanın dikkatini dağıtır.
Çünkü nefis, insanın kusurunu göstermek yerine ona mazeret üretmeyi sever.
Bir insan başkasını kırar, nefsi ona "Sen haklıydın" der.
Haksızlık eder, "Mecbur kaldın" der.
Günah işler, "Herkes böyle yapıyor" diye teselli eder.
İyilik yapar, ardından "Bunu herkes görsün" diye fısıldar.
Böylece insan, yanlışını doğru; kusurunu mazeret, gösterişini de iyilik zannetmeye başlayabilir. Kur'an-ı Kerim bu tehlikeye şöyle dikkat çeker:
"Hayır! Bilakis, insan kendisini yeterli gördüğü için azar." (Alak, 96/6-7)
İnsan kendisini yeterli gördüğü anda muhasebe ihtiyacını kaybetmeye başlar. Artık kendisini sorgulamaz.
Kendi kusurunu değil, başkasının kusurunu görür. Kendi nefsini değil, başkasının nefsini terbiye etmeye kalkar. İşte aldanmanın en tehlikeli noktalarından biri burasıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurur:
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan, buna rağmen Allah'tan dilekte bulunandır." (Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 25)
Bu hadis, insanın kendisiyle yüzleşmesinin önemini açıkça ortaya koyar. Çünkü insan, başkalarının kusurlarını görmekte ne kadar başarılı olursa olsun, kendi nefsinin oyunlarını fark edemiyorsa gerçek bir olgunlaşma sürecine girmiş sayılmaz. Nefis, başkasının hatasını büyütürken kendi yanlışını küçültmeyi sever. Kişi bu aldatmacaya kapıldığında kendisini sorgulamaktan uzaklaşır, eleştiriyi kendisine yöneltilmiş bir saldırı gibi görmeye başlar.
Oysa olgunlaşmak, kusursuz olduğunu düşünmek değil; kusurlarını fark edip onları düzeltmek için gayret göstermektir. İnsan kendi nefsini hesaba çekebildiği ölçüde hakikate yaklaşır.
Nefis bazen insanı günahla aldatır. Bazen de yaptığı ibadetle...
İnsan ibadet eder, sonra ibadetiyle övünür. Sadaka verir, sonra verdiğini başkasına anlatır. İyilik yapar, karşılığında teşekkür bekler.
İşte burada insanın dikkat etmesi gereken ince bir nokta vardır:
Nefis, günahı kullanarak da insanı aldatabilir; sevabı kullanarak da. Çünkü nefis için önemli olan, insanın Allah'ın rızasına ulaşması değil; kendisini merkeze koymasıdır.
Bu yüzden insan sürekli kendisini yoklamalıdır:
Ben bunu neden yapıyorum? Allah'ın rızası için mi? İnsanlar beni takdir etsin diye mi? Yoksa kendimi iyi hissetmek için mi?
İşte gerçek muhasebe burada başlar.
Nefsin en büyük hilesi, insana kendisini haklı göstermesidir. İnsan kendisini haklı gördüğü müddetçe değişme ihtiyacı duymaz. Oysa kul olmak, her zaman haklı olduğunu düşünmek değil; her an kendisini hesaba çekebilmektir.
Nefis insana "Sen tamam oldun" der.
İman ise insana "Daha yolun var" der.
Nefis başkasının kusurunu büyütür.
Vicdan kendi kusurunu arar.
Nefis övgüyle beslenir.
Gönül ise Allah'ın rızasını arar.
Öyleyse insanın en büyük tedbiri, nefsine karşı uyanık olmaktır. Çünkü insan dışarıdaki düşmanını fark edebilir. Fakat içindeki düşmanı dost zannederse, aldanmanın en zor hâline düşmüş olur.
Nefis insanı işte böyle aldatır: Yanlışı doğru göstererek, kusuru mazeretle örterek ve insanı kendisine hayran ederek...
Asıl kurtuluş ise insanın kendisini değil, Rabbini merkeze almasıdır.
Nefis insanı her zaman açıkça kötülüğe çağırmaz. Bazen iyilik görüntüsü altında yaklaşır. İşte nefsi tehlikeli yapan da budur.
İnsana "kötülük yap" dediğinde onu fark etmek kolaydır. Fakat "Sen zaten iyisin" dediğinde insanın dikkatini dağıtır.
Çünkü nefis, insanın kusurunu göstermek yerine ona mazeret üretmeyi sever.
Bir insan başkasını kırar, nefsi ona "Sen haklıydın" der.
Haksızlık eder, "Mecbur kaldın" der.
Günah işler, "Herkes böyle yapıyor" diye teselli eder.
İyilik yapar, ardından "Bunu herkes görsün" diye fısıldar.
Böylece insan, yanlışını doğru; kusurunu mazeret, gösterişini de iyilik zannetmeye başlayabilir. Kur'an-ı Kerim bu tehlikeye şöyle dikkat çeker:
"Hayır! Bilakis, insan kendisini yeterli gördüğü için azar." (Alak, 96/6-7)
İnsan kendisini yeterli gördüğü anda muhasebe ihtiyacını kaybetmeye başlar. Artık kendisini sorgulamaz.
Kendi kusurunu değil, başkasının kusurunu görür. Kendi nefsini değil, başkasının nefsini terbiye etmeye kalkar. İşte aldanmanın en tehlikeli noktalarından biri burasıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurur:
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan, buna rağmen Allah'tan dilekte bulunandır." (Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 25)
Bu hadis, insanın kendisiyle yüzleşmesinin önemini açıkça ortaya koyar. Çünkü insan, başkalarının kusurlarını görmekte ne kadar başarılı olursa olsun, kendi nefsinin oyunlarını fark edemiyorsa gerçek bir olgunlaşma sürecine girmiş sayılmaz. Nefis, başkasının hatasını büyütürken kendi yanlışını küçültmeyi sever. Kişi bu aldatmacaya kapıldığında kendisini sorgulamaktan uzaklaşır, eleştiriyi kendisine yöneltilmiş bir saldırı gibi görmeye başlar.
Oysa olgunlaşmak, kusursuz olduğunu düşünmek değil; kusurlarını fark edip onları düzeltmek için gayret göstermektir. İnsan kendi nefsini hesaba çekebildiği ölçüde hakikate yaklaşır.
Nefis bazen insanı günahla aldatır. Bazen de yaptığı ibadetle...
İnsan ibadet eder, sonra ibadetiyle övünür. Sadaka verir, sonra verdiğini başkasına anlatır. İyilik yapar, karşılığında teşekkür bekler.
İşte burada insanın dikkat etmesi gereken ince bir nokta vardır:
Nefis, günahı kullanarak da insanı aldatabilir; sevabı kullanarak da. Çünkü nefis için önemli olan, insanın Allah'ın rızasına ulaşması değil; kendisini merkeze koymasıdır.
Bu yüzden insan sürekli kendisini yoklamalıdır:
Ben bunu neden yapıyorum? Allah'ın rızası için mi? İnsanlar beni takdir etsin diye mi? Yoksa kendimi iyi hissetmek için mi?
İşte gerçek muhasebe burada başlar.
Nefsin en büyük hilesi, insana kendisini haklı göstermesidir. İnsan kendisini haklı gördüğü müddetçe değişme ihtiyacı duymaz. Oysa kul olmak, her zaman haklı olduğunu düşünmek değil; her an kendisini hesaba çekebilmektir.
Nefis insana "Sen tamam oldun" der.
İman ise insana "Daha yolun var" der.
Nefis başkasının kusurunu büyütür.
Vicdan kendi kusurunu arar.
Nefis övgüyle beslenir.
Gönül ise Allah'ın rızasını arar.
Öyleyse insanın en büyük tedbiri, nefsine karşı uyanık olmaktır. Çünkü insan dışarıdaki düşmanını fark edebilir. Fakat içindeki düşmanı dost zannederse, aldanmanın en zor hâline düşmüş olur.
Nefis insanı işte böyle aldatır: Yanlışı doğru göstererek, kusuru mazeretle örterek ve insanı kendisine hayran ederek...
Asıl kurtuluş ise insanın kendisini değil, Rabbini merkeze almasıdır.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Nefis insanı nasıl aldatır? / 11.10.2026
- Nefis neden doymuyor? / 10.10.2026
- Nefsin yeni oyuncakları / 09.10.2026
- Asıl mesele insan / 08.10.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
- Umre: Bir ibadetten daha fazlası / 01.10.2026
- Nefis neden doymuyor? / 10.10.2026
- Nefsin yeni oyuncakları / 09.10.2026
- Asıl mesele insan / 08.10.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
- Umre: Bir ibadetten daha fazlası / 01.10.2026
























































