logo
28 AĞUSTOS 2026

Enerji ağlarının merkezi: Türkiye-Güneybatı Cephesi — Doğu Akdeniz

28.08.2026 00:00:00
 

Serimize Doğu Akdeniz cephesinden devan ediyoruz. 2020'de Doğu Akdeniz, bölgenin en parlak enerji vaadiydi. İsrail, Mısır ve Kıbrıs açıklarında keşfedilen dev gaz sahaları, Avrupa'yı Rus gazından kurtaracak yeni bir kaynak olarak sunuluyordu; Ocak 2020'de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye'nin öfkesine rağmen 1.900 km'lik EastMed boru hattı için tören düzenlemişti. Altı yıl sonra o boru hattı fiilen rafta, denizin altındaki gazın çoğu hâlâ suyun altında ve bölge Türkiye açısından bir enerji fırsatından çok bir kuşatma hattına dönüşmüş durumda.

Bu, tüm serinin en yanıltıcı cephesi — ve tam da bu yüzden en öğreticisi. Çünkü buradaki asıl hikâye jeolojinin değil, jeopolitiğin ve ekonominin hikâyesi: dünyanın en çok konuşulan gaz sahalarının neden en az akan sahalar olduğunun hikâyesi. Yine üç katmanda ilerleyeceğiz — ama bu kez katmanlar birbirini çürütecek.

Sahanın haritası: Kim neye sahip?

Bölgede üç oyuncunun gazı var. İsrail: Leviathan, Tamar (Tamar rezervi ~238 milyar m³) ve Karish; 2024 üretimi ~2,1 milyar fit³/gün. Mısır: Eni'nin işlettiği, 2015'te keşfedilen dev Zohr sahası ve daha küçükleri; 2024'te ~4,6 milyar fit³/gün ile bölgenin en büyük üreticisi. Güney Kıbrıs: en büyüğü Afrodit, ardından Calypso, Glaucus ve Cronos bölgeleri. Tabi Filistin diye soracaksınız ama maalesef şu anda Filistin'in adı hiçbir yerde yok. 

Kâğıt üzerinde bu, Avrupa için ciddi bir kaynak. Peki neden akmıyor? Üç gerçek cevap veriyor.

Birinci gerçek: EastMed öldü ama gömülmüyor

EastMed boru hattı — İsrail ve Güney Kıbrıs gazını Girit üzerinden Yunanistan'a, oradan İtalya'ya taşıyacak 1.900 km'lik denizaltı hattı — 2026 ortası itibarıyla nihai yatırım kararı olmadan, teknik, mali ve egemenlik sorunları nedeniyle fiilen askıda (MEPEI). Onu öldüren, ironik biçimde, Doğu cephesinde de gördüğümüz aynı güç: küresel LNG bolluğu ve Avrupa'nın düşen gaz talebi, EastMed'in ekonomik gerekçesini eritti.

Ama proje ölmesine rağmen gömülmüyor; her üçlü zirvede yeniden diriliyor. Neden? Çünkü EastMed'in asıl değeri gaz taşımak değil, sinyal vermek — Türkiye'yi dışlayan bir hizalanmayı somutlaştırmak. Bu, bir enerji projesi kılığında bir diplomatik araç. Türkiye'nin gözünden tablo bir kuşatma ve Türkiye-Libya mutabakatı bu kuşatmaya karşı meşru bir savunma olarak ortaya kondu..

EastMed'in yerini alan gerçek sistem ise çok daha mütevazi: İsrail gazı, Ariş-Aşkelon (EMG) hattından Mısır'a akıyor, Mısır'ın LNG tesislerinde sıvılaştırılıp Avrupa'ya yeniden ihraç edilmesi planlanıyor. Kıbrıs da aynı kapıya yöneldi: Mart 2026'da Mısır ile Afrodit ve Cronos sahaları için bir çerçeve anlaşması imzaladı; Cronos'un ilk teslimatı 2028'de, Mısır'a boruyla planlanıyor.

Kulağa tıkır tıkır işleyen bir sistem gibi geliyor. Değil — ve nedeni ikinci gerçekte.

İkinci gerçek: Mısır paradoksu

Tüm "Doğu Akdeniz gazı Avrupa'ya" mimarisi tek bir varsayıma dayanıyor: Mısır'ın, İsrail ve Güney Kıbrıs gazını LNG'ye çevirip Avrupa'ya yeniden ihraç edecek fazlaya sahip olması. Oysa gerçek bunun tam tersi. Mısır 2022'den beri net gaz ithalatçısı.

Rakamlar acımasız. Bölgenin gururu Zohr sahası çöküyor: 2019'daki 3,2 milyar fit³/gün zirvesinden (su sızması nedeniyle) 2026'da ~1,2 milyar fit³/güne düştü — ki bu tek başına Mısır üretiminin ~%30'u. Sonuç: Mısır'ın LNG ihracatı önce yarıdan fazla düştü, sonra tümüyle durduruldu; üretim iç talebe — santraller gazın %60'ından fazlasını yakıyor — yönlendirildi. 2024'te günde 2-4 saat elektrik kesintileri yaşandı, akaryakıta üç kez zam yapıldı. Ve Mısır ithalatçıya döndü: 2023'te neredeyse sıfır olan LNG ithalatı 2024'te ~4,4 milyar m³'e, 2025'te ~13,1 milyar m³'e fırladı. İsrail'den ithalat üç yılda üç katına çıktı; Mısır artık gazının ~%20'sini İsrail'den alıyor ve Ağustos 2025'te İsrail'in NewMed'iyle imzaladığı, 2040'a uzatılan ~35 milyar dolarlık anlaşma bu bağımlılığı mühürledi.

Paradoksun kalbi şu: Avrupa'ya gitmesi beklenen gaz, Mısır'ın santrallerinde yakılıyor. Güney Kıbrıs gazının Avrupa'ya ulaşması, Mısır'ın kendi açığını kapattıktan sonra ihraç edecek fazla bırakmasına bağlı — ki şu an bırakmıyor. Üstelik sistem kırılgan: Mart 2026'da, İran savaşının bölgesel gerginliğinde, İsrail'den Mısır'a boru gazı akışı bir ayda %78 çöktü; Mısır açığı pahalı LNG ithalatıyla kapatmak zorunda kaldı. Yani "Doğu Akdeniz Avrupa'yı kurtaracak" anlatısı, kendi iç tüketimini bile zar zor karşılayan bir hub üzerine kurulu.

Üçüncü gerçek: Ticari mantık ile siyasi mantığın tersliği

Salt ekonomiye bakılsa, Doğu Akdeniz gazını Avrupa'ya taşımanın en ucuz ve en mantıklı yolu aslında belli: İsrail'den Türkiye'ye bir boru hattı. Türkiye hem en yakın büyük pazar hem de gazı Avrupa'ya taşıyacak en ucuz altyapıya (TANAP/mevcut şebeke) sahip; bir İsrail-Türkiye hattı EastMed'den kat kat ucuz olurdu — nitekim2016 da bu tartışılıyordu.

Ama bu rasyonel seçenek, İsrail'in bir terör devleti olduğu gerçeğiyle yan yana gelince elbette çöküyor. Yıllardan beri süren İsrail terörünü ne kadar Türkiye 2016 ve 2017 lerden sonra görmezden gelmeye çalışıp bu konuları tartışmaya başladıysa da Gazze savaşı ve Türkiye-İsrail'in Suriye üzerindeki gerginliği yüzünden bugün siyaseten imkânsız. Buna karşılık en pahalı, en zor seçenek olan EastMed, tam da Türkiye'yi dışladığı için artık İsrail için siyaseten en favori hat. 

Deniz sınırı savaşı: veto ve "3+1": Türkiye'nin kozu 2019'da Libya'nın (o zamanki) Trablus hükümetiyle imzaladığı deniz yetki mutabakatı: Yunan ve Güney Kıbrıs iddialarının tam ortasından geçen bir sınır çizerek "Türkiye masadan dışlanamaz" mesajı verdi. Ama bu koz hukuken köşeye sıkışmaya başladı: Libya Parlamentosu mutabakatı hiç onaylamadı, Aralık 2025'te doğu merkezli Meclis Başkanı Akile Salih onu "hükümsüz" ilan etti; Nisan 2026'da Tunus, Mayıs 2026'da İtalya Libya'nın iddialarına BM nezdinde itiraz etti; Yunanistan mutabakatı geçersiz kılacak rakip bir Libya anlaşmasının peşinde. Yine de onaylanmamış, uluslararası düzeyde reddedilmiş bu mutabakat hâlâ işlevini görüyor. Çünkü Türkiye'nin onu onaylatmaya değil, sadece var olmasına ihtiyacı var: varlığı, EastMed'in geçeceği suları ihtilaflı kılıp yatırımı caydıran bir hukuki belirsizlik yaratıyor. Kabul etmemiz gereken Türkiye'nin ekonomik kırılganlığının elini zayıflattığı. Yoksa sahada güçlü isen hukukta güçlü olmana gerek olmayan bir dünyada yaşadığımızı unutmayalım.

Karşı cephede ise "3+1" mekanizması var: 2025'te İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın, ABD desteğiyle, açıkça Türkiye'yi çevrelemek için kurduğu yapı. Bu hizalanma askeri boyut da kazandı — ortak tatbikatlar, hızlı müdahale güçleri, İsrail'in Yunanistan'a hava savunma sistemi sevkiyatı. Doğu Akdeniz Gaz Forumu (Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Ürdün) da Türkiye'yi dışlıyor.  Türkiye ise Şubat 2026'da BM'ye gönderdiği mektupla direniyor. 

Türkiye'nin gözünden tablo bir kuşatma: EastMed, "3+1", Gaz Forumu ve Chevron hamleleri, en uzun Akdeniz kıyısına ve en büyük pazara sahip Türkiye'yi kendi denizinde köşeye sıkıştırma girişimi; Türkiye-Libya mutabakatı bu kuşatmaya karşı meşru bir savunma.

Tam bu gerçeklerle 2026 yılı içindeki yeni gelişmelerin nereye varacağını göreceğiz. Birincisi Türkiye-Mısır yakınlaşması: Türkiye'yle ilişkilerini onaran bir Mısır, uzun vadede bir rakipten çok bir köprüye dönüşebilir mi? İkincisi, Esad sonrası Suriye'de Türkiye'nin yükselişi, ki bu Doğu Akdeniz denklemine yeni bir Türkiye lehine ağırlık ekliyor.

Sonuçta; Doğu Akdeniz, Türkiye'nin en acı çelişkisi. Türkiye aynı anda hem bu gazın en mantıklı ortağı (coğrafya, pazar, ucuz güzergâh) hem de en dışlanmış aktörü (siyaset). Gücü pozitif değil, büyük ölçüde negatif: gazın ticaretinde yer almıyor, ama Libya mutabakatı ve sondaj gemileriyle başkalarının planını bozabiliyor. Bu bölge Rus gazından 2027 itibariyle tamamen kurtulmak isteyen Avrupa'yı da göz önüne alınca yakında tekrar ısınacak, haberimiz olsun.

Dört cepheden üçünü — Doğu, Güney, Güneybatı — cephelerine bakmış olduk böylece. Geriye bir cephe kaldı: Batı/Kuzey Cephesi (Balkanlar-Karadeniz): Türk Akım'ın "moleküller Rus, fatura Türk" kaldıracı, Dikey Gaz Koridoru, Türkiye'nin kendi Karadeniz gazı Sakarya ve Türkiye'nin nihayet bir pozitif güç — gerçek bir hub — olma iddiasının en güçlü olduğu cephe. Seriyi orada tamamlayacağız.

Serinin altıncı ve son cephe yazısında görüşmek üzere.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.