6 Şubat'ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli büyük depremlerden sonra, hem bölgede depremler devam ediyor, hem de yakın illerimizde de bu depremlerin tetiklediği peş peşe depremler yaşanıyor. Dün saat 00.08'de Gaziantep'te 4.1 büyüklüğünde, 05.28'de de Kayseri'de 4.8 büyüklüğünde depremler oldu.
Uzmanlar, deprem bölgesinde artçı depremlerin 2 yıl sürebileceğini ifade ediyor. Ayrıca Sivas, Kayseri, Adana, Karlıova gibi deprem bölgesinin civarında da yeni depremlerin olabileceği konusunda uyarıyorlar. Bilim Akademisi Üyesi Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, bu konuda şunları ifade ediyor:
"Türkiye'de Doğu Anadolu bölgesinde iki tane büyük deprem oldu. 7.8 ve 7.6 bunlar bayağı büyük depremler. Ülkemizin Anadolu levhası bu iki deprem nedeniyle aşağı yukarı 7 buçuk metre güneye doğru savruldu.
Levhanın bu hareketine bağlı olarak o levhanın içerisindeki fay sistemleri en azından Doğu Anadolu bölgesindeki fay sistemleri, bu Anadolu levhasının ani hareketinden etkilenip bunların stres alanında değişiklikler meydana geldiği kimi faylarda stresin arttığı kimisinin azaldığını varsayabiliriz.
Bu iki büyük deprem nedeniyle bu bölgelerde fayların bir anlamda harekete geçtiğini ve zaman zaman depremler üreteceğini bunun da normal olduğunu söyledik. Mesela Malatya, Sivas, Kayseri, Bingöl, Adana yöresinde ve hatta Kıbrıs'ta iki büyük depremin sonucunda hareketlenmelerin olabileceğini normal karşılanması gerektiğini söyledik. Kayseri, Sivas'ta depremler olursa bizim için şaşırtıcı olmaz.
O bölgelerde faylarda iki deprem nedeniyle bir hareketlenme olabilir."
Anladığımız kadarıyla, Malatya'da deprem oldu ama bununla sınırlı kalmayacak; yine Kayseri'de büyüklüğü 5'i geçmeyen depremler yaşanıyor ama daha büyük depremler de yaşanma ihtimali yüksek. Çünkü Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra sayılan illerde büyük depremler oluşturabilecek yüksek enerji birikimi gerçekleşti.
Her zaman bilime ve konunun uzmanı olan bilim insanlarına kulak vermemiz gerektiğini ifade ediyoruz. Aktardığımız bilgiler, vatandaşların daha fazla korku ve endişe yaşaması için değil, yetkililerin daha hızlı ve doğru tedbirler alması için…
Başta beklenen büyük İstanbul depremi olmak üzere, diğer illerimizde de yaşanabilecek muhtemel depremlerin "milli güvenlik sorunu" olduğunu daha önceki yazılarımızda ifade ettik, etmeye de devam edeceğiz.
Bunun ispatını, 6 Şubat'ta yaşanan depremlerden sonra çok net bir şekilde gördük. 1 dakikalık depremler nasıl da ülkemizi ve milletimizi bir anda darmadağın etti, değil mi? Bir savaşta kaybedebileceğimizden fazla insan kaybettik, ekonomik olarak kaybın en az 100 milyar dolar olduğu belirtiliyor.
En kötü olanı ise insanımız geleceğini kaybetti, her gün korku ve endişe ile yaşar oldu, güven kayboldu, umutlar yok oldu, tüm hayaller yıkıldı.
Ölenler bir kez öldü ama kalanlar her gün ölüyor.
Haberlere göre, afetzedelerin deprem bölgesinden kaçarak sığındıkları illerin başında Sivas geliyor. Sivas'ta kiralık dairelerin tamamı doldu ve konut sıkıntısı başladı. Mersin'de de ve diğer yakın illerde de benzer durumlar var.
Ama Prof. Dr. Görür'ün açıklamalarına bakılırsa, Sivas'ta da deprem bekleniyor.
Türkiye ve Türk milleti olarak şu gerçeği kesinlikle kabul etmeliyiz, Türkiye'nin tamamı deprem bölgesi… Göç edince depremden kurtulmuş olmuyoruz. Önemli olan deprem olan yerden göç etmek değil, bulunduğumuz yerdeki konutlarımızı sağlamlaştırmak, depreme dayanıklı konutlar inşa etmek.
Bu da 23 milyon icra dosyası olan, milyonlarca vatandaşın açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi verdiği ülkemizde elbette ki sadece vatandaşların çözebileceği bir konu değildir. Bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın şu sözlerine kulak verelim:
"Deprem bir doğa olayıdır. Bu yer bu yerküre belli bölgelerde ve belli zamanlarda her zaman sallanmıştır ve sallanacaktır. Bunu afete çeviren şey bizim bu yerküre üzerine inşa ettiğimiz yapılardır. Bu yapılarda ne yazık ki gerekli önlemleri almadığımız takdirde, gerekli şekilde bu yapıları inşa etmediğimiz takdirde o yapılar bizim başımıza çöküyor. Bina yıkıldıktan sonra o enkazın içinden insanı aramak, insanı kurtarmak gerçekten bir hayli zor bir durum. Yani buradaki esas mesele neydi? Bu binaların yıkılmamasıydı!"
"Burada yıkılan binaların, sizin evsiz kalmanızın sebebi olan durumun sorumlusu sizler değilsiniz. Dolayısıyla bugün yeni yapılacak konutlar size para ile satılamaz. Sizin bugün yaşadığınız sorunlu günler bir şekilde sizin zararlarınız giderilerek size geri verilmek durumundadır, bu böyle olmak zorunda. Neden böyle olmak zorunda? Hepimizin anası devlet, babası devlet, büyüğü devlet, koruyucusu devlet. Bizim sigortamız kimdir, devlettir. O zaman devletlerin ve hükümetlerin ne yapmaları gerekir? Böyle afet durumlarında insanlardan para alarak onlara ev vermek değil, onların zararlarını üzerine alarak bu insanlara yardımcı olmak ve sigorta gibi işleyerek size bunları teslim etmek durumundadır zorundadır."
Evet, devletin ve devleti yöneten hükümetin yapması gereken, BTP lideri Baş'ın bu söyledikleridir. Depremde evleri yıkılan vatandaşlar, zaten hayatları boyunca çalışarak, zor şartlarda ev sahibi olmuşlar. En yakınlarını ve tüm mal varlıklarını kaybeden bu insanlara 20 yıl vadeli konut satmak son derece yanlıştır ve Anayasamızda yazan "sosyal devlet" ilkesiyle asla bağdaşmamaktadır.
Bu koşullarda Türkiye asla deprem gerçeğiyle yüzleşemez ve hiçbir hazırlık yapamaz. Ve maalesef bu kafayla her yaşanan depremde yüz binlerce insanımızı kaybetmeye de devam ederiz.
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
- Doğu Akdeniz’de tehlikeli adım: Kıbrıs’ta eski hesaplar, yeni ittifaklar / 13.06.2026
- Söylemde nas, eylemde faiz / 12.06.2026
- CHP’de mutlak butlan krizi ve yeni parti denklemi / 11.06.2026
- Hürmüz’de kilitlenen dünya ekonomisi / 10.06.2026























































