Özgür Özel TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu: İhanet, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur
CHP, "mutlak butlan" kararı sonrası ilk TBMM Grup Toplantısı'nı düzenledi. Salondaki "hain Kemal" sloganları üzerine Özel, "Arkadaşlar... İhanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur" dedi
Haber Merkezi





Toplantı yoğun katılımla gerçekleşti
Partililer, "Ya hep beraber ya hiçbirimiz", "İktidar", "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Direne direne kazanacağız", "Hain Kemal" sloganları attı. Toplantıya 1000'den fazla ismin katıldığı öğrenildi. Özgür Özel, saat 13.28'de "Özgür Başkan" sloganıyla kürsüye geldi. Özel, 13.30'da konuşmasına başladı.
Özel'in konuşmasından satır başları şöyle:
"Türkiye'nin dört bir yanından dayanışma için, partisine sahip çıkmak için, Cumhuriyet Halk Partisi grubuna sahip çıkmak için koşup gelen değerli örgütümüz, belediye başkanlarımız, tüm dostlarımız... Hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepiniz iyi ki varsınız. Meclis çok grup toplantıları gördü. Çok coşkulu, çok kalabalık grup toplantıları gördü. Ama bugün buradaki tablo ve Dikmen Kapı'nın önünde, turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu bir grup toplantısına katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, bir tarihin doğru tarafında durma, bir tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir Üç haftalık aranın ardından milletin meclisinde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz. Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz; biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Değerli arkadaşlar, bugün burada her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz, bu partinin damarlarından, damarının içindeki alyuvardan, akyuvardan geliyorsunuz.
("Hain Kemal' sloganı üzerine) Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır. Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık. Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerinin söndüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda... Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.
Gezi Parkı eylemleri de gündemindeydi
Yine bu üç hafta içine büyük, büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümünü de içine aldı. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz; Ali İsmail Korkmaz'ı, Ethem Sarısülük'ü, Abdullah Cömert'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ahmet Atakan'ı, Medeni Yıldırım'ı, Hasan Ferit Gedik'i ve evladımız Berkin Elvan'ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul'u savunan İstanbul Dayanışması, Taksim Dayanışması'ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AİHM ve AYM kararlarıyla, bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala'ya, Can Atalay'a, Mine Özerden'e, Çiğdem Mater'e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında!
Buradan Meclis'in ortaklaştığı, Meclis Başkanı'nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı "Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır" diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AİHM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı bir süreç için Meclis'teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum. Değerli arkadaşlar, hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz.
2018'den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 35 bin 174 liraya, yoksulluk sınırının 114 bin 576 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, tüm emekçilerin, tüm mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz.
Türkiye'nin ekonomik durumunu değerlendirdi
Ülkede çiftçi yaşı 58'i bulmuş, üç çiftçiden ikisi asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem dikmem, toprağı bırakırım giderim diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da genel enflasyonda da Avrupa'da birinci, dünyada beşinci sıradadır. Enflasyonu Türkiye'den kötü dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta ya bombardıman altında, perişan durumdaki Güney Sudan'dan, İran'dan ve Brezilya'dan sonra en... Arjantin'den sonra en kötü enflasyon. Adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulunacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir. Milletimize tüm bu yaratılan büyük kaos, kargaşa, onlara da değineceğim ama milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye'nin bir aylık enflasyonu dünyadaki yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır. Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye'de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, bütün kağıtlarına yarattığı güvensizlik... Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkar eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun namusu yarın gittiğinde geri mi ödenecek? Ülkenin ana muhalefet partisinin, ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi, sözü ne zamana kadar sürecek lafı işte bu ülkenin, işte bu ülkenin risk primidir. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır. Bu ülkenin yüksek faizidir. Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi, bir büyük baştan aşağı sarsan bir şey, yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H'sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı, Türkiye artık öyle bir ülke değil, Türkiye'de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye'nin önü açık, Türkiye'de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.
akpden.com konusunda konuştu
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu verginin adaletsiz, haksız, yersiz alınması sorunudur. Türkiye'nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11'ini ödediği, bu salondaki gibi Türkiye'deki bütün vatandaşların zenginliklerine fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin 64'ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24'ünü ödediği bir düzende, yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini, az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir. Söz verdim, söz verdim genç bir arkadaşa, diyor ki bana Çınar, "Hani" diyor, "Özgür aAbi, akpden.com devam edecekti?" "Ediyor" dedim, "akpden2.com." Baktım ama dedi, bir ilk araba var, bir de dedi geçen hafta söylediğin bilgisayar var, ama dedi cep telefonu var, ama dedi devam edeceksin demiştin, oyun konsolu demiştin, Amerika'da Türkiye'nin üçte biri fiyatınaymış Özgür abi, onu gösterecek misin dedi. Göstereceğim oğlum dedim. Aha da Çınar'a gösteriyorum. İşte o vergi düzeni. Bunu Türkiye'de 44 bin 500 liraya almak varken, AKP'den olmasa, akpden.com'da sepete ekle dediğinde Çınar, "Dur bakalım Çınar" diyorlar, "Dur, 8 bin 900 lira gümrük vergisini ver, 10 bin 680 lira özel tüketim vergisi ver, bir de bunların üstüne 12 bin 820 lira KDV'sini ver, yani sen buna 32 bin 400 lira daha Tayyip amcaya ve onun beceriksiz bakanlarına ver, varsa 77 bin liran oyun konsolunu alırsın Çınar" diyorlar. Bu düzeni değiştirmenin, bu kara düzeni ortadan kaldırmanın, Çınar'ın da yüzünü güldürmenin sözünü veriyor Cumhuriyet Halk Partisi. Çınar'ın ve babasının, anasını ağlatanlar 65.000 liralık cep telefonunu 133 bin liraya sattıranlardır. 65 bin liralık cep telefonundan 67 bin lira vergi alanlardır. Çınar'ın babası 30 sene önce, 40 sene önce devlet memuru olaydı ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olaydı, Çınar'ın annesi de çalışaydı, 5 yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla bir ev alıyorlardı. Ama şimdi Çınar'ın babası, eğer babasından miras değilse veya milli piyangodan ikramiye çıkmadıysa, Çınar'ın anasıyla babasının her sabah 6'da kalkıp işe gidip turşu gibi geriye gelenlerin ömürleri boyunca çalışıp bir ev almaları, bir araba almaları mümkün değildir. Almaya kalkanın karşısında Tayyip Bey belirir, 1 milyon 200 bin liralık arabadan 1 milyon 557 bin lira vergi alır, 2.7 milyona getirir. İşte AK Parti'nin kara düzeni budur. Bu açlığa, bunu kısaca neden söylüyorum, bu adaletsiz yüzde 90 vergiyi almaması gerekenlerden alanların, vergi verenleri vergi verecekleri rahat bırakanların, yandaşa iltimas yapan kıyak geçen, yandaşın vergisi parayı kazanmış, vergisi hesaplanmış, tam ödenecek zamana gelmiş, burada komisyonlardan onlara af çıkaranların tarafını görmek hepimiz tarafımızı belirlemek durumundayız.
Bu açlığa, bu sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi artık milletin istemediğini görenler, bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar, kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek, ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak, yani demokrasinin gelişli gidişli milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılan, memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin işçinin herkes kendisini en iyi taahhüdü yapanı seçer deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bir düzeni, ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan, sonra cumhuriyeti kuran, sonra da çok partili rejimi getirip milletin istediğini getirip istediğini götürmesine karar vermesini bu ülkeye hediye eden Cumhuriyet Halk Partisi'nin en önemli bu ülkeye kazanımıdır kazandırdığı iştir, işte o düzenden vazgeçiyorlar.
"Hain Kemal" sloganlarına şöyle yanıt verdi
("Hain Kemal" sloganları üzerine) Arkadaşlar, arkadaşlar, arkadaşlar... İhanet, ihanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur. O yüzden, o yüzden lütfen bu salonda, bu yüce çatı altında bu öfke cümlesi yerine geleceğe yönelik kuracağımız cümleleri bekleyelim. Geleceğe yönelik umut sloganları atalım!
Biz iktidara gelmek için genel seçimlere gün sayarken ve bir yandan, bir yandan partide 10 ay önce 5 parti birlikte yüzde 25 oy almış, şimdi yüzde 38 oy almışken, son ankette kurultaydan önceki en iyimserinde partinin oyu yüzde 14, kararsız protestolar yüzde 40'larda gezerken değişimle, umutla, doğru adaylarla, gençlerle, kadınlarla, bilimle, doğru bir kampanyayla, doğru bir stratejiyle Cumhuriyet Halk Partisi o büyük değişimden 4 ay, 5 ay sonra yüzde 38 oyla, 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi Türkiye'nin birinci partisi oldu ve kurulduğu günden beri AK Parti'yi yenen ilk parti oldu. İşte bu yüzden bu değişimi, bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başa gelince, kazanınca, başarınca şekil, anlayış değiştirmediğimizi görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği bir adayı ancak partilinin, sonra da o darbe sonrası 15,5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımızı görenler, "Onu hapse attık, diplomasını yaktık, artık olamaz o" deyince yine "Sıra bize geldi" demek yerine, "Bu görevi her birimiz yapabiliriz, bu görevi yapabilecek çok kuvvetli adaylarımız ve mutlaka ve mutlaka Erdoğan'ı yenecek en doğru adayımız vardır, o kararı vereceğim, seçimi alacağım" dediğimizi görenler işte bugünlere giriştiler. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar küçülerek sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne açık, gizli bir sürü şey duyduk."














































































