logo
05 NİSAN 2026

Özgür Özel'den Taha Hüseyin Karagöz açıklaması: Bire birde abi der, Adem Metan da çok tatlı bir kardeşimiz

Habertürk'ten Fevzi Çakır ve Esra Toptaş'ın sorularına yanıt veren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Taha Hüseyin Karagöz ile yaptığı ve tepki çeken görüşme hakkında ilk kez konuştu. Karagöz ile abi kardeş gibi olduklarını söyleyen Özel, Erdoğan'la yaptığı görüşmede sunduğu dosyada neler olduğunu da açıkladı.

09.05.2024 04:33:00 / Güncelleme: 09.05.2024 14:47:29
Haber Merkezi
Özgür Özel'den Taha Hüseyin Karagöz açıklaması: Bire birde abi der, Adem Metan da çok tatlı bir kardeşimiz
Özgür Özel'den Taha Hüseyin Karagöz açıklaması: Bire birde abi der, Adem Metan da çok tatlı bir kardeşimiz

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, HaberTürk'te gazeteciler Esra Toptaş ve Fevzi Çakır'ın sorularını yanıtladı.

Özel, siyasette yumuşama tartışmalarına ilişkin olarak, "Şüphesiz yeni bir dönem başladı. Mücadelenin en sert verileceği dönem. Hatta bugün bir saat önce atanmayan öğretmenler, mülakat mağdurları ve müfredatın hızla değiştirilmesine itiraz eden herkesi 18 Mayıs'ta, Saraçhane'de bir büyük mitinge davet ettik. 26 Mayıs günü emeklilerle Tandoğan Meydanı'nda 10 bin liralık emekli maaşına isyan edeceğimiz ve emekli maaşlarında iyileştirme için kamuoyunun dikkatini çekeceğimiz mitingi duyurduk. Bu tip tematik mitingler sürecek. CHP seçim zamanında şunu söyledi. Halkın gündeminde olmayan hiçbir gündemin peşine takılmayacağız. Asgari ücretlilerle ilgili de Haziran ayı ilk haftası içerisinde bir miting yapacağız. Yani bugünden bir ay sonrasına kadar üç büyük miting yapılmış olacak ve devam edecek. Bugüne kadar sessizce kendi ıstırabını çekmek zorunda olanların sesi olacağız. Sesini duyuracağız. Mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama bu mücadele sadece miting meydanlarında ya da sadece TBMM kürsüsünde etmekle olmuyor. Bir de müzakere tarafı var. O tarafı eksik bırakmamak önemli. 31 Mart seçimlerine gidene kadar neler neler dediler. DEM'leniyor dediler, hain dediler. Biz hep sustuk. Ya da zaman zaman dost ateşi açıldı. Kimseye hiçbir şey demedik. Biz dedik ki emekli, emekçi, yoksul, çiftçi, öğrenci, işçi, memur, işsizin dertlerini anlatacağız dedik. TRT parasıyla reklamımızı yayınlamadı, AA kaynağında haberi sansürledi. Tam burada şu sehpanın olduğu yerde bir kürsü vardı ve seçim gecesi 21.00'de kürsüye geldim. Şunu söyledim. Seçim sonuçlarının lehimize gittiğini, sandıkların bırakılmaması gerektiğini ve TRT'ye sürprizimizin olacağını söylemiştim ve 47 yıl sonra ilk kez şu anda TRT ekranlarında CHP birinci partidir dedim. Bu olaydan 3 gün sonra TRT muhabirinin Gazze'de bacağı koptu. TRT'nin genel müdürünü aradım yapabilecek bir şeyimiz var mı diye konuştum. TRT ile mücadele ediyorum sitem de ediyorum ama devletin bir kurumu olan TRT'nin bir muhabiri yaralandığında Genel Müdürüne geçmiş olsun telefonu açıyorum. Siyaset sadece münakaşa yapılacak bir kurum değildir. Küslük kaldıracak bir kurum değildir çünkü siyaset konuşularak yapılır ama yumuşama lafını hiç doğru bulmuyorum. Normalleşme. Çünkü normali bu. Geçen gün Sayın Bahçeli'yi ziyaret ettim. Randevu istedim bir gün sonra verdi. 7 yıl sonra ilk temas diye bütün gazeteler yazmış. Öyle bir şey olmaz. Ya da işte 22 yılda ikinci kez bir araya geldiler. Bunlar doğru değil. Biz yanlış gördüğümüze yanlış, doğru gördüğümüze doğru diyeceğiz. Müzakereyi yapacağız. İsteklerimizi sıralayacağız. Yerine gelirse teşekkür gelmezse müzakere edeceğiz. Bu kadar basit. Gerçek demokrasilerde el sıkışmayan liderler olmaz. Kısa süreli tansiyonlar olur. Bunu sürdüreni siyaset eler gider. Ama böyle yıllar süren küslükler ayrıca 1977 – 1980 arası AP ve CHP Genel Başkanları el sıkışmıyordu ve darbeciler el ovuşturuyordu onlar el sıkışmıyor diye. Bunu görmek lazım. O yüzden net bir şekilde CHP özgüvenli, nasıl siyaset yapılacağını bilen, ne talep edileceğini bilen, yol gösteren, uyaran, gerektiğinde tenkit eden, gerektiğinde teşekkür eden bir siyaset uygulamak zorunda. Zaten modern çağ, iletişim ve gerçek anlamda birilerinin sesini duyurmaya ilişkin yapılması gereken siyasi iletişimde bunun gerisinde olamaz" ifadesini kullandı.

"SEÇMEN DEVLETİ YÖNETMEYE HAZIR OLDUĞUNUZU GÖRMEK İSTER"

Özel, "Son bir ayda devletle ilgili iki şey söyledim. Birincisi seçim sonuçlarının değerlendirilmesine dair. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. Bu seçimde birileri devletle milleti yarıştırdı. TRT'ye ana muhalefetin reklamını yayınlatmayarak, AA'ya biraz önce söylediğim gibi kaynağında sansür uygulatarak, devletin tüm kurumlarını, kaymakam, valilerine varasıya kendi partilerinin başarısı için kullanarak birileri devleti arkasına aldı ve AK Parti'yi parti devleti, devleti de bir partinin aparatı haline getirmeye çalıştı. Karşısında biz vardık. Devletle millet yarışınca millet kazanır. Zaman zaman yanlış tarafta olduğumuz oldu. Zaman zaman birilerinin milletin yanında olduğu ama bizim devletin tarafında olduğumuz oldu. Türk insanı devletini sever. Ben de severim. Devletine laf söyletmez. Ben de söyletmem. Saygı duyar. Vergi verir. Ama birileri devleti siyasete alet edip millete istikamet göstermeye çalışırsa orada millet kazanır. Biz milletin tarafındaydık. Türkiye İttifakı devletin karşısında milletin temsilcisi olarak kazandı. Gelelim devlet vurgusuna. Ben bunu bazı siyasi muhataplarımızla yaptığım görüşmelerde ifade ediyorum. Ben 10 yaşında devlet parasız yatılı okul bursuyla Bornova Anadolu Lisesi'nde yatılı okumaya başlamış bir çocuğum. Annem babam emekli öğretmen. Benim kursağımdan geçen her lokma ya devletin karavanasından konmuştur ya devletin ödediği maaştan yenmiştir. Bizden öyle birileri söylüyor diye vatan haini çıkmaz. Devlet geleneği deyince bu başka bir şey. CHP devleti kurmuş ve kurumsallaştırmış bir parti. Devletin bazı gelenekleri vardır ki terk edilmemelidir. Seçimler bitti.  Kurultaydan genel başkan olarak çıktım ilk ziyareti Kıbrıs'a yaptım. Doğrusu budur. Yurt dışına çıkacaksan önce Kıbrıs'a. Kıbrıs'ta da Meclis Başkanına, Cumhurbaşkanına, Başbakana, CTP'ye gittim. Daha sonra Isias Otel'de hayatını kaybeden çocukların aileleri ile buluştum. Azerbaycan'dan randevu istedim neden ikinci ziyaret Azerbaycan'a yapılır. İki devlet tek millet. Çok net. Oraya önümüzdeki günlerde bir ziyaret planlıyoruz. Kendilerinin seçim sürecinin başladığını, seçimden sonra kabul edeceğini söylediler. Geçtiğimiz günlerde Sayın Aliyev bizim bir milletvekilimiz kanalıyla selamımızı aldığını, yakında görüşeceğimizi söyledi. Azerbaycan ile arası kötü bir ana muhalefet partisi olmaz. Bosna Hersek'e gittim. İzzetbegovic'in mezarına gittim ve yurt dışı temaslarıma başladım. Alman Sosyal Demokratlara gittim. Avrupa Sosyalist Partisi'ne gittim. Sosyalist Enternasyonel'de Pedro Sanchez'in yardımcısı seçildim. Seçmen kimi göndereceğini biliyor. Artık bıçak kemikte. Ama kimin geleceğine karar vermesi için sizin devleti yönetmeye hazır, geleneklerini bilen bir parti olduğunuzu görmek ister" dedi.

"ORTAK VE MUTLAK MENFAATLERİ BİRLİKTE SAVUNMAMIZ LAZIM"

Özel, "Ben Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığım görüşmede dış temaslarım hakkında bilgiler verdim. Bir dosya sundum. Filistin için 119 ülkenin sol, sosyal demokrat partilerine yazdığım mektup. Bunların 24'ü ülkelerinde yürütmenin başında iktidar. Sosyalist Enternasyonel konuşmam. Avrupa Sosyalist Partisi konuşmam, SPD konuşmam ve Türkçeleri Sayın Cumhurbaşkanına verdiğim dosyada var. Ayrıca dedim ki bir devlet geleneğini terk ettik son 20 yılda. Benim yurt dışına gitmeden önce Dışişleri Bakanlığından brifing almam lazım. O ülke ile ilişkilerimiz nasıl, sorunlarımız ne, önümüzdeki riskler ve fırsatlar ne ve benden ne beklersin? Üzerinde mutabık olmadığımız bir konu varsa o zaman ayrı düşündüğümü söylerim. Ama yüzde 85 Türkiye'nin dış politikasında benzer şeylerde birleşiyor olmamız lazım. Eskisi gibi sürekli bilgilendirme yapılmıyor. Brifing vermeniz lazım. Banaysa bakan, yardımcılarımızaysa bakan yardımcıları. Ve dönüşte bizim bilgi vermemiz lazım. Şunları yaptık, şunu söyledik, şu cevabı aldık… Almanya'da, SPD'nin üyesi Olaf Scholz Başbakan. Yani siyaseten Erdoğan ile taban tabana zıt, siyasi akrabamız. Ona benim ilettiğim mesaj ve aldığım cevabın Türkiye dış politikası açısından önemi var. Pedro Sanchez Filistin'i tanısın istiyoruz. Ben yardımcısıyım. Ben azmettiriyorum. Ben diyorum biraz daha cesaret. Yazı yazıyorum. Bire bir koluna girip de söylüyorum Filistin'e sahip çıkalım diye. Bunlar önemli. Cumhurbaşkanına bunları söyledim. Bir kez daha söyleyeyim. Benim Cumhurbaşkanına kendi dediklerimi söylemem çok kolay ama onun cevaplarını söylemek nezaketsizlik olur. Ama burada kendisi dedi ki bu konularda hatta daha da genişletti, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanlarımız Sayın Genel Başkan ihtiyaç duyduğunda brifing versinler ve bu temaslar sağlansın. Sonra biz, diğer bakanlarla da genel başkan yardımcılarımızın iletişiminin faydalı olacağını söyledik. Bu konuda da talimat vereceğini söyledi. Farklı görüşlerde olsak söylemem. Bu önemli bir adımdı. Ben bundan sonra örneğin İngiltere'ye gitmeyi düşünüyorum. İşçi Partisi belediye seçimlerini kazandı ve Ocak ayında seçim var ama erken seçim talep ediyor. Büyük ihtimalle iktidar olacak. Ben İngiliz İşçi Partisi ile en yakın siyasi akrabayım. Ama gitmeden önce Türkiye İngiltere ilişkilerinde ne yaptınız ne istiyoruz ya da F-35 konusunda, Eurofighter konusunda her şeyi bilmemiz, ortak ve mutfak menfaatleri birlikte savunmamız lazım. Ama her konuda aynı düşünemeyiz. Ben Suriye politikası ile bağdaşamam. Onu da eleştiririm" ifadesini kullandı. Özel, şunları kaydetti:

"ÇOK BÜYÜK KAVGA VERECEĞİM"

"Tezkereler geldiğinde CHP alır bakar inceler. Ama mesela geçtiğimiz haftalarda bir teskere vardı Türk gemilerinin güvenliği için Aden Körfezi olması gerekiyor. Destek verdik. Net bir şey. Kimsenin iktidarını meşrulaştırmak için hatasının arkasına dizilmeyiz. Genel Başkan olduktan birkaç hafta sonraydı. Kuzey Irak'ta son derece eleştirdiğimiz, yanlış bulduğumuz birtakım taktik hatalar yapılarak askerlerimizin güvenliği tehlikeye atıldı. Şehit verdik. Ertesi gün önümüzde bir A4 koydular imza atın 'devletimizin arkasındayız.' Dedim ki sizinle aynı A4'te buluşmam. Sonrasında şehit cenazesi var gittim. Şimdi hepsi ortaya çıkacak. İleride çok ilginç bilgilere ulaşacaksınız. O saldırıları organize eden birtakım kişilerin talimat verdiği kişiler şimdi bizim belediyelerimizde çalışıyor. Ve nasıl organize edildiğini, dışarıdan kimlerin getirildiği inanılmaz şekilde ortaya çıkacak. Manisa'da, memleketimde şehit cenazesinde bana dışarı diye bağıranlar ya da bize doğru yürümek isteyenler oldu. Provokasyonlar oldu. Bana o cenazeden önce istihbarat gelmiş kamu görevlisi dedi ki cenazeyi karşıladınız camiye gitmeyin isterseniz. Ben cenazeyi havalimanında karşıladım. Siz direkt Ankara'ya geçin İzmir'den dedi. Öleceğimi bilsem o cenazeye giderim dedim. Kendi memleketimde şehit cenazesi. Gittim o bağırış çağırış… Şimdi ortaya çıkıyor ki bir siyasi partinin organize ettiği, dışarıdan getirdiği, caminin içine bile sokup oradan bağırttığı insanlar var hepsi çıkacak ortaya. İsim isim belli. Bilgileri devlet tarafından tespit edildi. Zaten dava açılıyor. Biz de şikâyetçi tarafız. Ben kişilerin kendinden değil bağlantıları çıksın diye şikâyetçiyiz. Hepsi ortaya çıkıyor. Önümüzdeki günlerde de bunu Türkiye konuşacak ki bir daha böyle şeylere kimse kalkışmasın. Sonra aynı bölgede benim bütün eleştirilerime uygun olarak bir kez daha şehit verdik. Bir daha önümüze kağıt geldi. Şehit cenazelerini saldırı da orada duruyor. Yine imzalamadık. Bu sefer imzalayan muhalefet partileri de imzalamadı. O bildiri imzalanamadı. Şimdi bakın ne noktaya geldi. Geçtiğimiz hafta Fransa'da bir soykırım iddiası bizimle ilgili. Son derece yersiz. Yine kağıt çıkarmaya kalktılar. Dedim ki niye kağıt çıkarıyorsunuz. Fransa haksız. Bir kağıtta imza atıp basın bildirisi yayınlayacağımıza grup başkanvekilime talimat verdim, uygun bir metni okuyun, oya sunun ve karar olarak yayınlayalım. Resmi Gazetede yayınlanıyor ve ilgili ülkenin önüne gidiyor. Teklifimiz benimsendi. Meclis kararı ile Fransa'yı kınadık. Bir kağıdın altına imza atmadığım günde var, ölümü göze alıp. Benim uyarımla Resmi Gazete'de bütün oy veren partilerin oyları ile Fransa'nın önüne düşen Meclis kararı da var. O yüzden ilkeli, bilgili ve özgüvenli siyaset… Ne birisinin peşine takılıp gitmek… Gerekirse ölümü göze almak. Ya da doğru bir şey varsa eksiğin ilerisine geçmek ülkenin menfaatleri açısından. Bizim yapacağımız siyaset bu. Şuna karşıyım ben. Ak dediğine kara diyeceğim. O kara deyince de ak diyeceğim. O ne derse tersini diyeceğim. Bu muhalefet değil. Doğru söylüyorsa onunla doğruyu savunacak cesareti göstereceğim. Yanlış yapıyorsa da sonuna kadar karşı duracak dirayeti göstereceğim. Bu başka bir şey. Bu mahalle siyaseti bu ülkeye çok şey kaybettiriyor. Öyle bir hale geliyor ki kendi mahallesinin tepkisinden korkan siyasetçiler aman efendim şunu derler… Bu diyalog ortamını açtık. Çatır çatır müzakere ettik. Anlattık. Tepkimizi ve önerimizi gösterdik. Gülüştüğümüz oldu. Sertleştiğimiz oldu ama demokratik standartlar içinde bir görüşme gerçekleştirdik. Bir sürü beklentisi olan insanın belki de sorunlarının çözülmesine önemli adımlar attık. Yumuşama mumuşama diyorlar. Yumuşak muhalefet yapacak da Tayyip Erdoğan ile anlaşacak mı? Ben şimdi görüşmesem iktidar nerede boğuluyordu, görüşünce nasıl can simidi oldum? Emekliye zam yapalım demenin, asgari ücreti temmuzda artıralım demenin, atanmayan öğretmenlerden 100 binini atayalım demenin, mülakatı kaldıracağım ve söz vermiştiniz kaldırmadınız demenin, bu müfredat bir başına boyacı küpü gibi yapılmaz toplumla tartışalım ve müfredat yapmak anayasa yapmaktan önemlidir, bu müfredatla okuyacak çocuklar gelecekte anayasa yapacaklar demenin, belediye borçlarını, belediyelerin bekleyen imzalarını müzakere etmenin, tutuklu,  hükümlü generallerimizin sağlık durumlarını anlatmanın ve anayasaya uyum beklemenin, Gezi tutuklularının durumunu anlatmanın kime ne zararı var. Ben bunları yaptım diye kime can simidi oldum? Bunu böyle kim düşünüyor. Eski dönem kuru kuruya kavgayı özleyenler özlemeye devam etsin. Ben kavgayı vereceğim. 26'sında beklerim. Emekliler için çok büyük kavga vereceğim, 10 bin lirayı artırmak için. Haziran boyunca hem emekliler, hem asgari ücretliler için büyük kavga vereceğim ama kimlik kavgası, Karagöz ve Hacivat dövüşü yapıp da dikkati ve enerjiyi başka yere çekip, insanları burada aç ve yoksul, işsiz unutmayacağım. Bu başka bir şey."

"YAPMAMIZ GEEKEN ÇOK İŞ VAR"

"Ben 5 Kasım'da seçildim. 7 Kasım'da beni Sayın Bahçeli arayıp tebrik etti. Peşi sıra birçok lider aradı. Sayın Erdoğan aramadı. 31 Aralık günü Devlet Bahçeli'den başlayarak ama Erdoğan'ın partisinin grup başkanı Abdullah Güler'i de arayarak çünkü beni Abdullah Güler aramıştı. Sayın Bahçeli'yi aradım ve çok memnun olduğunu ifade etti. Meclis'te grubu bulunan ve bulunmayan siyasi partilerin liderlerini aradım. 17 liderle yeni yıl kutlaması yaptım. Devam ettim. O zaman birinci parti Sayın Erdoğan'ın partisiydi. Sayın Erdoğan bana tebrik telefonu açmamıştı. Buna rağmen aramam, çok karakterli bir duruş olmazdı. 31 Mart'ta millet birinci partiyi değiştirdi. Bizi birinci parti yaptı. Yüzde 38 oy aldık. Biz kazandık ve artık bana düştü. Aramak bana düştü. Biz kazandık, yeni bir dönem başladı. Ben birinci partiyim. Artık kavgayı sürdürmemek için eli ben uzatacağım. Şeyh Edebali, Osmanlı'yı kuran öğrencisi Osman Bey'e ne diyor? Ey oğul. Bundan sonra kızdırmak bize, affetmek sana. Şeyh Edebali bunu iktidara mı söylüyor, muhalefete mi? Birinci partiye mi söylüyor, ikinci partiye mi söylüyor? Ben Şeyh Edebali'nin mektubunu birinci parti olduğum gün uyguladım. Bu Türk kamu yönetiminin gereğidir. Osmanlı'dan beri gelen gelenektir. Birinci partiye aramak düşer, el uzatmak, hatır sormak düşer. Ben bayramda Sayın Erdoğan'ı aradım, ulaşamadık. Sayın Hasan Doğan demiş ki dünya liderleri ile bayramlaşıyor, İslam ülkelerinin liderleri ile. Biz size döneceğiz. Akşamüstüne doğru döndüler. O sıraya kadar bütün liderleri de bitirmiştim. 18 lider ile bayramlaştım. CHP tüm partilerle bayramlaşabilen tek partidir. CHP bundan sonra başlayan o diyalog zeminin ilk adımını atmıştır. Ancak bir diyalog zemini doğduysa bu bir kişiden, bir partiden değil karşılıklı bir şey. Sadece bir kişinin, bir partinin tutumuna değil. Bizi belimizden birbirimize kim ittiriyor? Millet ittiriyor. Millet kavga istemiyor. Biz kavga edip çok seçim yaptık. Böyle bir sonuç alamadık. Biz milletin sorunlarını anlattığımız, Türkiye ittifakı dediğimiz, milliyetçi demokratlar, muhafazakar demokratlar, sosyal demokratlar, Kürt demokratlar… Milli takım gol atınca sevinen herkes, Türkiye ittifakındadır dedik ve yüzde 38 oy aldık. Burada çok önemli kodlar ve yaklaşımlar var. Ben yüzde 38'i ne kendime tek başına, ne örgütüme tek başına, ne adaylarıma, ne kampanyaya tek başına mal edersem haksızlık etmiş olurum. Hepimizin payı var ama milletin ferasetinin payı daha büyük. Dediler ki biz burada bir mesaj vermeliyiz. Bu mesajı olumlu yönde alabilecek bir dil görüyorum CHP'de. Ona bir kredi açayım. Bu tarafta beni anlamayan bir yaklaşım görüyorum. Yapmadığın zammıyla, çözmediği sorunumla, anlamadığı halimle. Ona da bir sert mesaj vereyim dedi. Kimi cezalandıracağını ve kimi ödüllendireceğini seçmen gördü. Bu kalıcı bir şey mi? Çok isterim ama onun için yapmamız gereken çok iş var."

"ZAFER KONUŞMASI ÖYLE OLUR"

"CHP'yi ben emekten yana, sosyal demokrat çizgide, tarihsel konumuna uygun ve tüm siyasi partilerin yoksuluna, işsizine, güvencesizine dokunan bir siyasetle başarılı olabileceğini hep savundum. Bunu savunmaya devam edeceğim. Bu çizginin siyasi düzlemdeki yeri sol bir siyaset ama maalesef kavramlar üzerinden sağdır, soldur. Sen solcusun, ben sağcıyım. Meseleleri çok tartışmalı. Birisi kendisine muhafazakar diyor. Yoksulluğu ve açlığı muhafaza ediyor. İşsizliği muhafaza ediyor memlekette. Ama muhafazakar diye oy alıyor. Oysaki işin bir başka tarafı var. İnsanların bu ülkede insanca yaşama, anayasal haklarını kullanma hakları var. Barınma beslenme hakları var. Eğitim hakları var. Bunların teminatı olmak sosyal demokrat bir partinin görevi. Millet bizi bu seçim sonuçlarında nereye oturttu derseniz, tam merkeze oturttu. Millet ne ideolojik bir kavga ne bir başka tartışma. Tam olarak sorunlarını dile getiren ama bunları doğru yerden tartışan bir siyasi partiyi gördü karşısında ve bunu ödüllendirdi. Burada ben CHP'yi sola mı, sağa mı çekeyim değil. Ben biliyorum ki insanlara gerçek sosyal demokrat politikalarla hizmet eder ve vaatte bulunursan, insanlar bunun sağ politika mı, sol politika mı olduğuna bakmaksızın size destek veriyorlar. Sosyal demokrasi demek, sosyal adalet demek zaten. Birinin çocuğu hayata kapatamayacağı kadar farkla geriden başlıyorsa, o anneye sen bunun tersini teklif ediyorsan, o anne senin partinin isminde, logosunda ne var diye bakmaz. Sen bir işçiye alnının terinin karşılığını teklif ediyorsan, sömürüyü durdurmayı teklif ediyorsan o işçi senle ideolojik olarak ayrışmaz. Zaten bu ideolojileri kuramsal tartışmalar üzerinden sürdürmek başka bir şeydir, bunu sonuçlanamaz siyasi polemiklere indirgemek ve bunun üzerinden anlaşmazlıklar ve çatışma üretmek başka bir yanlıştır. O yüzden biz bunun yerine kendimizi halkımıza doğru arz etmeye, daha anlaşılır bir dille anlatmaya, özellikle onun gündelik sorunlarını, yakıcı sorunlarına doğru yerden çözüm üretmeye gayret ediyoruz. Bunun destek gördüğünü görüyoruz. Biz 31 Mart'ta yenilsek de ben 5 Nisan günü diğer partilerle görüşeceğimi söylerdim. Ama etkisi bu kadar çok olmazdı. Çünkü birinci parti olmuşsun 47 yıl sonra. Demişler ki bunlar gelirse şunu yaparlar, bunu yaparlar. Herkes acaba bu büyük başarıyı CHP nasıl omuzlayacak, nasıl göğüsleyecek, hazmedebilecek misin? Sindirebilecek mi diye bakarken, siz diyalog derseniz, el uzatırsanız, siz müzakere ederseniz o zaman daha kolay dinlenir hale geliyorsunuz. Ben buradan yaptığım konuşmada örgütüme Süleyman Seba'yı anlatırken, yani takımı maçı kazanmış, şampiyonluk coşkusuyla coşuyorlar. Kapıyı açıyor ve diyor ki yan tarafta bu maçı ve kupayı sizin kadar kazanmayı çok isteyen birileri duruyor. Onların halini düşünün. Ben bu lafı ilk kez burada etmedim. 5 sene önce Manisa'da Saruhanlı, Akhisar, Alaşehir ve Turgutlu'da belediyeleri kazandığımızda parti binamızın önünde ve balkonunda bekleyen partililerimize bunu anlattım. Dedim ki kapımızda davul çaldılar. Bu gece davul çalarsak bu kavga bitmez. Bu gece davul çalmayın. Sizin uyuyamayan çocuğunuzu, yüzüne bakamadığınız eşinizi hatırlayın ve bunu rakiplerinize yapmayın. Yapmayın ki bitsin bu iş. O gün Manisa'daki konuşmayı ben burada tekrarladım. O konuşmayı diyorlar ki ne zaman hazırlandınız? 5 yıl önce yapmışım. Zafer konuşması öyle olur. Ben seçimi kazandım diye kibir, yendiğin kişiye karşı onun mağlubiyetini teşhir edecek şeyler. Ya da eski söylemleri hatırlatarak. Kazandığınız an unutacaksınız geçmişte olanları."

"DİPLOMASİ VE MÜZAKEREYİ MUTLAKA KULLANMAK İSTERİM"

"Ben 10 yaşından, 17-18 yaş arasında birlikte büyüdüğüm 400 kişi var, yatılı okul arkadaşlarım. Bunların bazıları ile çok samimiyim. 30-40 kişi. Hala her yaz eşlerimizle tatil yapıyoruz. Her sene herkes gelemiyor ama her fırsatta görüşüyoruz. Onlar şuna şaşırıyorlardı, yahu Özgür insanlar seni sert, kavgacı, espri yapmayan biri olarak biliyorlar. Oysa sen diyaloga açık, ötekinin hakkını kendinden çok savunan, çok esprili, güler yüzlü, değişik bir adamsın. Ama, insanların tanıdığı bu değil diye şaşırıyorlardı. Ben de onlara diyordum ki yahu siyaset çok sert. Sadece Meclis'te bir alan var. Orası gladyatörlerin savaştığı arena gibi. Biz orada partinin 3 gladyatöründen biriyiz. Deyim yerindeyse böyle yaptılar mı tribünden karşındakinin siyaseten gırtlağını kesmek senin işin. Öyle bir şey ki o turuncu koltuklarının olduğu yerde siyaset çok sert. Çünkü muhalefetin başka bir alanı kalmamış. Orada bile ne kadar çok iyi şeyler yapsan işin tabiatı gereği en polemik olan, en sert 45 saniye yayınlanıyor televizyonlarda. Mesele Mehmet Muş. Sayın Bakan, Şimdi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı. Yıllarca grup başkanvekilliği yaptık. Bakan oldu. Mikrofondan tebrik ettim. İyi işler yaptıkça basın toplantımda Mehmet Muş gibi uygulamaları tebrik ediyorum dedim. Sayın Muş beni zaman zaman arar. Her babayiğidin harcı değil. O da öyledir. O da genç bir siyasetçidir. Biz birbirimizle bugün benim Erdoğan ile sürdürdüğüm gibi bir ilişki sürdürüyorduk bu süreçte. Elbette kavga ediyorduk, elbette hepimiz görevimizi yapıyorduk. Bazen 2-3 gün küsüyorduk, ağır sözler söylüyorduk ama el sıkışmayı biliyorduk. Geçmişte benim bütün partilerden karşılaştığımız arkadaşlar hiç benimle yüreklerinde kırgınlık taşımazlar. Benim diyaloğum kuvvetlidir. Ama kamuoyu o yönümüzle tanımıyordu. Şimdi 40 saniyeden 45 dakikaya çıkınca, bir de Türkiye'de maalesef bir partinin siyaseti liderin ne dediğiyle uyumlaştığınız ve siz yapmadığınız için normalleşmeyse normalleşme. AKP Genel Merkezine gitmeyse gitme. Bahçeli ile görüşmeyse görüşme. AKP ve MHP arasında ben DEM ile de görüştüm. Hiç de çekinmeden, normalleşme bu zaten, doğrusu bu. Hiç de sıkıntı duymadan bundan sonra bütün siyasi partilerle uygun gördükleri ve kabul ettikleri takdirde ben görüşeceğim. Gelmek isteyen herkesin başımızın üstünde yeri var. Şimdi başkaları şaşırıyor dediğim şu. Benim yatılı okul arkadaşlarım şaşırmıyor. Şimdi başkaları şaşırıyor. Yahu bu Özgür Özel nereden çıktı? Beni tanıyıp da belki yakından tanıyıp Özgür değişmiş diyen yok. İsmini vermeyeyim. Geçen dönem AKP milletvekili. Birlikte çok yakın ilişki içinde Meclis'te görevlerimiz gereği olduğumuz, bu dönem milletvekili değil. Bana açmış, hatta şimdi yeni bir göreve de gelmiş, AKP'de. Ben hep söylüyordum Özgür Özel böyle bir adamdır diye, bana inanmıyorlardı. Sen beni haklı çıkardın diye mesaj attı bana arkadaşımız. Meselenin kendisi şu. Ben inancım ve mücadelemden, direncimden taviz vermem. Bir adım geriye gitmem. Doğru bildiğimden bir adım geriye gitmem ama bunun için sadece tartışma yöntemini değil esas diplomasi ve müzakereyi mutlaka ve mutlaka kullanmak isterim."

"EN İYİ CEVABI MANİSALI SEÇMEN VERDİ"

Özel, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın açıklamalarının anımsatılması üzerine, "O olay aynı ile vaki. Olay öyle oldu. Hatta bırakın şeyi, babasını elleri bağlı olduğu gömemeyecekti filan. Orada çok sert bir tepki gösterdim. Aradığım kişi Süleyman Soylu'ydu. Şöyle ki Manisa Valisi, garnizon komutanını aradım, jandarma komutanını ara dedi. Jandarma komutanını aradım ulaşamadım. Vali beyi aradım, benim talimat almam filan dedi. Jandarma da vali de bakana bağlı. O gün de yanılmıyorsam Süleyman Soylu'ydu İçişleri Bakanı. Efkan Ala değişmişti öyle hatırlıyorum. Süleyman Soylu'yu aradım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı diye kayıtlıydı hala bende. Anlattım durumu. Dedim böyle bir şey olmaz. Ovanın ortasındayız. Köyün başındayız. Etrafta 30 jandarma, ellerinde tüfek, bellerinde tabanca. Nereye kaçacak yani. Bırakın duasını yapsın, babasını gömsün. İzin verdiler. Sayın Arınç sonra benim odama teşekküre gelmişti. Ben de geçen gün söyledikleri için kendisine teşekkür ederim. Yani şeyin gereği bu, oradaki kişi Bülent Arınç değil herhangi başka birisi de olsa aynı şekilde davranırız. İnsanlık başka bir şey, siyasi rekabet başka bir şey. O gün Bülent Arınç'ın en güvendiği AKP'liler kaçıyordu. O da işte özgüvensizlik. O gün Sayın Arınç'ın milletvekilliği yaptığı iki kişi diyor, cenazeme bile gelmedi. 5 AKP milletvekilinin hepsi kaçtı, yoktu diyor. Kişi FETÖ örgütü ile suçlanıyor. Ben eczacı odası başkanıyken sağlık müdürüydü, sonradan aklandı. Ben kendisinin hiç öyle birisi olabileceğini düşünmedim. Ama Arınç ile akrabalığı yüzünden bir şeyler yürüdü o süreçte. Ben insani görevimi yaptım. Bir de şey tabi. Ben FETÖ ile suçlanan birisinin cenazesine gitmekle FETÖ'cü ilan edilemeyeceğimi bilecek kadar kendimden eminim. Kaçanlara bakmak lazım. Cenazeden kaçanlara bakmak lazım. O yüzden ben özgüvenli siyaseti her zaman öncelemişimdir. Özgüvenini kaybettim mi siyaseti bırakacaksın, kendine güvenmiyorsan millet sana güvenmez. Bir de şunun altını çizeyim. O benim saldırıya uğradığım. Güya. Cami yüzde 60 oy ile aldığımız bir belediyenin bahçesinde. Özgür Özel memleketinde yuhalandı haberlerini yaptılar. Yerel seçimde, bir önceki seçim 29 oy aldık. İlk siyaseti girdiğimde 16'ydı. 29'a çıktık kademeli. Şimdi yüzde 60 oy aldık. Özgür Özel memleketinde yuhalandıyla siyaset arayanlara en iyi cevabı 31 Mart'ta Manisalı seçmen verdi" ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

"AİHM KARARLARI BAĞLAYICI"

"Ben AİHM kararlarının anayasal bağlayıcılık olduğunu ifade ettim. Yeni anayasa tartışmaları açıldığında, benim gündemimde yoktu. Sayın Erdoğan böyle bir Meclis'ten yeni anayasa yapılabilecek bir Meclis olduğunu, yüzde 96'sının halkın burada temsil edildiğini zaten daha önce söylemişti. Sayın Meclis Başkanı söylemişti. Zaten kendisi bunları ifade ettiğinde ben daha önce kamuoyuna söylediğim gibi mevcut anayasaya tam uyumun yeni anayasa süreci için olmazsa olmaz şart olduğunu, bunun için AİHM kararlarına, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma, Anayasa Mahkemesini tüm organlar için, yani yasama, yürütme ve yargı erkleri için bağlayıcı olduğunu kabul etme gibi hatırlatmalarda bulundum. Konu bu marjda ele alındı. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulsun dediğimizde Can Atalay'ın serbest kalması gerektiğini hepimiz biliyoruz, defalarca söyledik. Orada bunun sonucunun bu olacağını, Can Atalay'ın durumunun ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymakla mümkün olacağını konuştuk tabi. Ama ben böyle bir durumda Erdoğan'a bırakın Can Atalay gelsin diyecek halim yok. Onun önündeki engel Anayasa Mahkemesi kararlarını tatbik etmeyen yapı. Ona temelden itirazımızın olduğunu söylüyoruz. Sayın Bahçeli ile biraz daha kısa… Benim grup konuşmam vardı. O yüzden tahmin ediyorum bir 50 dakika kadar sürdü görüşmemiz. Daha hızlı ve kısa, Sayın Bahçeli'nin önemli değerlendirmeleri oldu. Ama emekli maaşının yetersizliği Sayın Bahçeli'nin zaten geçmişte yakındığı bir şeydi. Bizim Bahçeli ile Erdoğan'dan farklı olarak ortak yanımız, ikimiz de milletvekiliyiz ve Meclis çatısı altında bu işlere çare bulabiliriz. Bahçeli'nin benden farkı Sayın Erdoğan ile ittifak ortağı. Sorunu ben Sayın Bahçeli'ye dedim, siz orada görüşün. Burada halledelim. Bir şekilde hep birlikte olalım. Yani illa biz yapalım, siz peşimizden gelin, biz söyleyelim siz el kaldırın diyecek halimiz yok. Bunun yanında asgari ücretle ilgili demin saydığım, vatandaşın ekonomik beklentilerini, öğretmenlerin, memurların beklentilerini, müfredata, mülakata. Bunların hepsini konuştuk. Onun dışında seçimleri karşılıklı değerlendirdik. Türkiye'nin içinde bulunduğu durumda Sayın Bahçeli sıkılı yumruk doğru değil noktasındaki yaklaşımını ifade etti. Yani el sıkışmanın ve diyalogun önemini… Son derece orada da yapıcı… Sayın Bahçeli ile biz çok polemik yaptık, çok farklı düşünüyoruz, sözcüleri ile inanılmaz sert tartışmalar içine girdik, giriyoruz, arkadaşlarımız giriyor. Karşılıklı anlayışla, son derece ev sahibi şekilde, birbirimizin ifadelerini hiç kesmeden, sözümüzü kesmeden, farklı düşünüyorsak da söz sırası bize geldiğinde onu yaparak, hem Erdoğan ile hem Bahçeli ile. Böyle bir atmosfer içinde geçti. Grup başkanvekillerim eşlik ettiler ama onlar yan odada MHP'nin grup başkanvekilleri ile oturdular, biz başa baş görüştük."

"İŞİ TATLIYA BAĞLADI"

"Sayın Erdoğan ile görüşmeye gitmeden önce Sayın Ahmet Necdet Sezer'i ziyaret gittim. 23 Nisan günüydü. Bir Cumhurbaşkanı görüşmesini nasıl yapmam gerektiğini kendisine sordum. O da bana şöyle söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının özel kalemleri ve protokol müdürleri büyükelçidir. Onlarla görüşmeleri bir büyükelçinin sürdürmesi münasip olur, hem kazasız belasız ilerler. Onun üzerine ben Sayın Namık Tan'ı görevlendirdim. Kendisi hem Sayın Özel Kalem Müdürü Hasan Beyle, hem de sayın protokol müdürüyle, değerli büyükelçilerle görüştü. Görüşmenin detayları aralarında anlaşıldı. Daha sonra Sayın Ahmet Necdet Sezer bir büyükelçinin not tutmasını talep edebilirsiniz, onlar bir büyükelçiye not tuttururlar. Cumhurbaşkanlığı makamı olarak dedi. Öyle olunca bize sordular, nasıl görüşmek istersiniz. Biz de büyükelçimizin not tutmak için hazır bulanacağını söyledik. Onlar bizden de bir büyükelçi hazır bulunur dediler. Biliyorsunuz iki gün filan gazetelerde haber oldu. AKP'de bir büyükelçi not tutacak diye. Sonra Elitaş benimle olan geçmişteki ortak mesaisi ve mevkidaşlığını hatırlatarak, kendisi de malum AKP'de Genel Başkanvekili. Toplantıda AKP Genel Merkezinde yapılıyor. Heyette yer alabileceğini söyleyince Sayın Erdoğan onu heyete almış. Heyetler Sayın Erdoğan, Elitaş, ben ve Namık Tan şeklinde şekillendi. Ama bir süre sonra Sayın Cumhurbaşkanının gördüğü lüzum üzerine Sayın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan da not tutmak üzere heyete dahil oldu. Orada oturma düzenine benim itirazım olmuştu baştan. Şöyle gelişti. O diyalogu AKP kaynakları paylaşmış. Dinledik. Biz gittiğimizde, ben odaya girdiğimde karşılıklı sizin oturduğunuz gibi bir oturma düzeni beklerken 3 koltuk vardı. Ben şaşırdım, burada denge nasıl sağlanacak. İkimiz uçlara otursak, orta koltuk boş kalacak. Olacak şey değil. Oturma düzeni önemli bir şey. Önceden konuşmuştuk oturma düzeninin, Sayın Büyükelçimiz, Sayın Hasan Doğan ile görüştüğünde oturma düzeninin her iki tarafın eşit şartlarda oturacağı bir düzen olmasını temin edeceklerini taahhüt etmişti. Biz girdiğimizde ona çok uygun bir düzen yoktu. Ben tabi ilk anda kameralar önünde sorun edip veya fotoğrafçılar önünde sorun edip gerginlik yaşanıyor görüntüsünü görüşmenin ilk dakikalarında vermek istemedim. Ayakta fotoğraf çekildi, oturduk. Kameralar çıkınca Hasan Bey odadaydı. Şu ifadeyi kullandım. Dedim ki biz 3 yerde randevu talep ettik. Bu Çankaya Köşkü, TBMM ve AKP Genel Merkeziydi. Ancak Beştepe'de verilseydi oraya da giderdik. Ancak bizim orayla ilgili zorluklarımız var. Çünkü o konuları gündem etmedim. Zorluklarımız olduğunu söyledim. Orada verseydiniz, oraya da gelecektim dedim. Burada vermeniz, bunun için Hasan Bey de emek sarf etti. Teşekkür ediyorum. Ama burada vermeniz bir nezaketti. Size de ev sahipliğiniz için teşekkür ediyorum dedim. Ancak oturma düzeni bizim açımızdan sorunludur. Bunun telafisi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı da zaten ertesi gün Hürriyet gazetesinde de vardı. AKP kaynakları doğrulamış. Bunu söylemiş. O yüzden söylüyorum. Yoksa bana söylediğini söylemem. Çünkü müzakerede altın kuraldır. Kendi dediğini dersin de aldığın cevabı söyleme doğru değil. Kendisi de biz de bir iadeyi ziyarette bulunalım. CHP Genel Merkezine olur mu dedi, ben de gayet münasip olur, iyi olur, gayet memnun oluruz diye ifadeler kullandım. Sonra da diğer konuları konuştuk. Ama Sayın Cumhurbaşkanı bizim oradaki yani bizim açımızdan uygun değil dediğimizde de bir başka nezaket göstererek, bu işi tatlıya bağladı."

"TAHA HÜSEYİN AKRAGÖZ GAZETECİ, BİRE BİRDE BANA 'ABİ' DER"

"Taha Hüseyin Karagöz, gazeteci. Yeni Şafak'ta çalışırken bir gün bana bir yolla ulaştı ve dedi ki ben TV Net'te program yapıyorum, 'Zor Sorular' diye. Meclis'teki performansınızı da görüyorum. Orada mücadeleyi veriyorsunuz. Benim zor sorularıma cevap vermek ister misiniz gibi bir davet. Biraz de böyle hani challengevari bir davet. Meydan okumavari. Var mısınız, hadi bakalım. Ama nezaketli bir davet. Ben de tamam deyip gitmiştim. Tahmin ediyorum bundan 3 yıl önce. Format gereği hakikaten sert sorular. Değişik üsluplu, sert. Kamuoyunda birçok tartışılan konuyu çok sert bir üslupla soruyor. Ben onu kendi açımdan büyük bir fırsata çevirmiştim. Çünkü sorulan soruların birçoğunda ya trollerin çarpıtması ya cümlenin başı var, ortasını almış, sonu yok. Filan gibi. Ya da çok iyi niyetle yapılan esprinin gerçekmiş gibi algılatılması. Bin çeşit şey. Benim çevrem çok başarılı bir program oldu dedi ve sonradan da şeyi çok ölçtük. Karşı mahallede programın bizim tezlerimiz açısından çok faydası olmuş. Hatta bununla ilgili bir çalışma da yaptırmıştık. Sonrasında Taha Hüseyin Karagöz bayramlarda beni arar. Ben de açar bayramlaşırım. O bana o gün de demişti. Biz burada tartışırız ama ben insan ilişkilerine önem veririm. Hatta birebir de abi demeyi de tercih ediyor. Sadece o değil. Adem Metan var, bir kere de onun Youtube programına gittim. O da çok tatlı bir kardeşimiz. Son seçimlerde yine Süleyman Soylu için çok gayret gösterdi, oyum oraya diye açıkladı filan. Hiç dert değil. Böyle bir şey. 23 Nisan resepsiyonunda karşılaştık. Geldi yanıma. Taha ne haber? İyisin, filan. Bir tebrik mesajı attım, ulaştı mı filan? Ziyaretinize gelmek isterim dedi, buyurun dedim. 1-2 hafta önce ayarlamışlar. Meclis'teyken geldi. Dediler Taha Bey kapıda. Buyursun. Aldık. Çok da hayırlı bir iş için gelmiş. Evleniyormuş. Cebinden bir davetiye çıkardı. Dedi ki ben bugün Ankara'da birçok yere, AKP, bakanlara filan davetiye verdim. Sizi de tanıyorum, şeref verirsiniz dedi. Davetiye verdi ve aldım. Fotoğrafı da bizim arkadaşımız çekti, biz yolladık Whatsapp'tan fotoğrafı. Kendisi talep ettiği için. Bizim grup fotoğrafçımız çekti. Bu kadar normal bir şey. Sonradan vay efendim işte bu. Bir, siyasetçi eleştiriye açık olacak. Bütün eleştiriler başımın üstüne. Kızıp da bir şey demem. İkincisi bir yeni dönemdeyiz. Bu dönemin ruhu başka bir şey, buna belki içinden rahatsız olup, kamuoyundaki büyük destek üzerine bir şey demeyen ama mahalle kavgasının, sertliğin geçmişteki yaralarını, acılarını unutmayan, haklı olabilecek kadar geçmişten yaralı bazı arkadaşların tepki gösteriyor olmasını anlıyorum. Ama ben geçmişte televizyon programına gittiğim birisi. Ziyaretinize geleceğim dediğinde nasıl gelme diyebilirim. O gün ben sana gelmem kardeşim, ne bana diyorsun desen olur. Ama o da ben değilim. Bana yüzde 99'u AKP'ye oy veren seçmenlere 1,5 saat partim ve benim hakkımdaki çoğu asılsız spekülasyonu sormuş. Açıklama imkanı bulmuşum. Bana o olanağı açmış. Düğün davetiyesi verme niyetinde. Bana öyle deyip gelmedi ama davetiye verdi. Öyle de dese kabul ederim, davetiye olmasa da kabul ederim. Ama meselenin özü bu. 5-6 dakikalık bir şey. Ona da yapılan haksızlık var. Mesela Akit gazetesinin attığı bir manşeti, Atatürk'e hakaret. Ben mesela Akit'in çizgisinden utanç duyuyorum. Öyle acayip şeyler yazıyorlar. Haberin içinde Taha'nın bir haberini alıntıladıkları için onu Taha yaptı gibi. Akit yazarı değil Yeni Şafak yazarı. Akit yapmış onu. Ona mal edilmiş. Ama bizde rahatsızlık oluşturacak birçok şey söylemiştir. Geçmişte İBB ile ilgili de dünya kadar laf söylemiş. Birçoğunu biliyordum, birçoğunu bilmiyordum filan. Sonuçta normalleşme dediğin bu. Düğün davetiyesini verdi. Davetiyesini aldım. Vakit oldu, olmadı çay içeriz, kahve içeriz. Normalleşme bu. Yarın da o da bize bir haksızlık yapmaz. Ben eleştirileri anlıyorum ama buradaki pozisyonum o eleştiren arkadaşların gösterdiği gibi bir şey değil. Yok efendim AKP ile görüştü, şimdi AKP'li kalemlerle sıkı fıkı oluyor filan. Öyle bir şey yok. Nezaket içinde insani ilişki önemli bir şey. Bir de ben yani bu şeye çok önem veririm. Hayatımda kimsenin elini havada bırakmadım. Öyle kapıma gelen, randevu isteyen birine hadi kardeşim git filan. Bu doğru bir şey olmaz."

"NORMALE DÖNÜNCE SINIRA VARMIŞSINIZ DEMEKTİR"

"Normalleşmenin sınırı şudur, normale dönünce sınıra varmışsınız demektir. Normalden bahsediyoruz. O yüzden yumuşamanın sınırı yoktur. Normalleşmenin sınırı normal ilişki düzeyidir. Ben dün bana hakaret eden, çok kötü davranan birisiyle biz artık en yakın arkadaşız dersek bu olmaz. Bu normal değil. Ama asgari nezaket kurallarında buluşmak normal. Buradaki sorun şu. Buradaki sorun 47 yıldır seçim kaybeden, çok moralsiz bir kitle. Oradaki travmalar, özgüvensizlik halinin bugüne taşınma durumu var. Ben o özgüvensizlikle siyaset yapamam. Benim abdestimden şüphem yok ki namazımdan şüphem olsun. Ben kim olduğumu biliyorum. Benim oturduğum koltuk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğu. Benim oturduğum koltuk Ecevit, İnönü'nün koltuğu. O yüzden de özgüvenli liderlerin koltuğu. Bu koltuğun üçüncü sahibi bundan 47 yıl önce yüzde 41 oy aldı. Ben de yüzde 38 oy alan bir başarının parçasıyım. Bir zaferin ortaklarındanım ama ben bunu rakiplerime biz kazandık diye hakaret edecek ve onları itecek, kakacak. Benim üzüldüğüm bir tek şey var. Anlatınca herkes aa diyor. Yahu dedim ki birkaç eleştiren arkadaşı aradım. Diyorum ki sen böyle diyorsun ama ben adamın programına gittim. Programına konuk etmiş, 1,5 saat oturtmuş. 4 tane çay içirmiş. O bana geleceğim deyince. Aaaa onu bilmiyordum. E haklısın. Hep mi izaha muhtaç? Neden, şunu demiyor. Genel başkan bunu yapıyorsa, bunu yaptığına göre doğrudur. Çünkü insani ilişkisini, geçmişini o bilir. Backgroundunu o bilir. Düğün davetiyesi vermeye gelen birine, CHP'nin kapısından, CHP Genel Başkanı Meclis'teki odasının kapısından çevirecek ahlak hiçbir CHP'lide yok. Olmaz öyle bir şey."

"O TWİTİ ÜSTÜME ALMADIM"

Özel, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun twitinin anımsatılması üzerine, "Orada şöyle bir şey var. O tweeti hiç üstüme almamıştım. Almamakla da doğru yapmışım. Birileri hemen Özgür Özel'e şunu dedi, bunu dedi dediler. Hatta bir arkadaşımız da açıklama yaptı. Kemal Bey ile görüştüm. Özgür Beye demiyormuş diye. Ben hiç üstüme almadım. CHP Genel Başkanları her atılan tweeti üstüne almamaları lazım. Almamışlar. Sonra ben Sayın Hikmet Çetin, Altan Öymen, Murat Karayalçın'ı telefonla aradım. Kimiyle 25, kimiyle 17, kimiyle 12 dakika konuştuk. Sonra da Sayın Kılıçdaroğlu'nu aradım. Görüşmeye gitmeden önce. Hatta biz Sayın Kılıçdaroğlu ile pazartesi akşamı yemek yiyecektik. Sonra Cuma günü akşama aldık. Öyle olunca yemekte konu olacak bir şey telefonda. Aradım kendisini dedim ki Sayın Genel Başkanım, Sayın Cumhurbaşkanından randevu talep ettim. Randevu Perşembe günü saat 16.00 için kesinleşti. O gün 1 Mayıs'tı herhalde. Ben gittiğimde şunu, şunu konuşmayı düşünüyorum. Bu gündeme dair önerileriniz, ilave önerileriniz ve uyarılarınız var mı? Sayın Kılıçdaroğlu da bana şunu demedi. Müzakere etme, mücadele et. O görüşmeye gitme demedi. Önerilerini söyledi telefonda. Dedi ki şöyle bir cevap olabilir. Şöyle bir şey olabilir. Şunu hatırlatmakta ve demekte fayda var. Ben çok teşekkür ederim dedim ve not aldım. Dediklerini de orada ifade ettim. Bir konuda da o veriyi kullandım. Görüşmeden sonra da Sayın Hikmet Çetin, Altan Öymen, Murat Karayalçın'ı aradım. Üçüne de görüşmenin nasıl geçtiği konusunda malumat verdim. Bilgi arz ettim. Sonrasında Sayın Kılıçdaroğlu'nu telefonla aramadım. Özel kalemine özel kalemim dedi ki Sayın Genel Başkan üç genel başkanı aradı. Sayın Kılıçdaroğlu ile yarın akşam yemek var. Yemekte yüz yüze anlatmak için aramıyor. Çünkü duyuluyor, haber oluyor. Üçünü aradı, Kılıçdaroğlu'nu aramadı. Olumsuz bir haber olmasın, yanlış anlaşılmasın diye. Yarın ki görüşmede yüz yüze anlatacak. Onlar da daha iyi olur dediler. Onun üstüne ertesi gün gittik. Ben orada oturduğumuzda konu başlıklarımızdan bir tanesi Sayın Meclis Başkanının ziyaretiydi, ikincisi Sayın Cumhurbaşkanını görüşmesiydi. Diğer genel başkanlara verdiğim bilgi kapsamında kendisine bilgi verdim. Kendisinin bazı katkıları ve soruları oldu ama neden görüştün filan demedi. Ben de dedim ki demek ki doğruymuş, her tweeti üstüne almamak gerekiyormuş. Çünkü öyle olsa orada benim yüzüme de öyle bir şey söyler. Orada şey dediler, işte sarayla mücadele. Ayrıca şunu söyleyeyim. Müzakere de bir mücadele yöntemidir. Mücadele, demokratik muhalefet. Mücadele ne için veriliyor? Kazanmak için veriliyor. Bazen kaybedilmiş bir hakkı geri almak için. Bazen bir yoksula katkı sağlamak için. Bazen maaş artırmak için. Bazen anayasal bir hakkı savunmak için. O da bir mücadele yöntemi. Ama illa mücadelede kalp kırmak diye bir şey yok. Eğer konuşarak hallolabiliyorsa bağırmaya gerek kalmaz. El sıkışarak hallolabiliyorsa miting yapmaya gerek kalmaz. Ama hallolmuyorsa miting yaparsın. Şimdi Erdoğan 22'sinde emekli maaşlarını bizim dediğimiz gibi asgari ücrete, çıkarırsa ben 26'sındaki mitingi iptal ederim. Bana o niye miting yapmadın diyen de çıkacaktır. Ben emekli maaşı artırılsın diye miting yapıyorum. Atanmayan öğretmenlere 100 bin atamayı versin, mitingi iptal edeyim. Bu müzakerenin sonucu. Müzakerede sonuç almazsan mücadelenin miting boyutuna geçersin. Yarın yürüyüş boyutuna, öbür gün oturma eylemi yaparsın. Meclis görüşmelerini kitlersin. Ama müzakereyi denemeden bunları yapmanın da bir sonuç vermediğini birçok kez hepimiz test ettik" yanıtını verdi.

Özel, şunları kaydetti:

"KENDİM DE DAHİL KİMSENİN İHTİRASINI TANIMAM"

"Ben gelecek seçimleri kazanmak istiyorum. Gelecek seçimleri kazanmanın önündeki her engeli aşmak benim görevim. Geçmişteki hatalardan ders alacağız. Doğruları tekrar edeceğiz. Biz geçmişte şu hatayı yaptık, açık yüreklilikle söylüyorum. Seçime daha yıllar varken bitmez tükenmez aday tartışmalarına başladık ve yine daha çok vakit varken ve masada aday daha konuşulmamışken sayın genel başkanımıza çok yakın isimlerin çıkıp 'Adayımız Kılıçdaroğlu' dediğini duyduk. Ben bunun içerde tartışmasını yaptım ve bir ölçüde tepkilerini gördüm. 'Doğru değil' dedim. 'Yanlış' dedim. Genel başkanımızın aday olmasını istemek başka bir şey. Müzakere edilmeden masada konuşulmadan -ki Kemal Bey 'Daha aday konuşmadık' diyordu- 'Adayımız Kılıçdaroğlu demek yanlış' dedim, 'Gönlümden geçiyor deyin' dedim. Ben isterim dedim. Sonra 'Kılıçdaroğlu aday yapılmazsa masa dağılır' demek çok yanlıştı. Bu şu demek biz sizi bu masaya figüran olarak oturttuk aday dayatıyoruz demek. Bunu Kemal Bey yapmadı ama Kemal Bey'i çok sevdiğini ve çok yakın olduğunu söyleyen bazı dostlarımız Kemal Bey'in dostları, bazı arkadaşlarımız yaptı bunu. Bu bize aslında çok rahat kazanabileceğimiz bir seçimde belki de Kemal Bey'le de kazanabileceğimiz bir seçimde yani ben Kemal Bey seçilecek aday değildi demem ama öyle yanlış yöntemlerle ilerlendi ki bazı yerlerde boşu boşuna karşılıklı hatalar, masada olmayacak şeyler oldu ve buraya geldik. Şimdi 1- Erken aday tartışmasının hiçbirimize faydası olmadığını biliyoruz. 2- Birilerinin sırf genel başkan diye Genel Başkanı dayattığı veya söylediği meseleyi biliyoruz. Bir de benim görevim şu ben şu anda teknik direktörüm. Ben icracı bir yerde değilim. Forvet beşe de çıksa veya takımın hepsi atağa da kalksa bundan takım faydalanır. Benim anlatmaya çalıştığım mesele şu, ben geleceğe dair umutları köreltmek endişeleri kabartmak istiyorum. Aslında ben öyle bir noktadayım ki ben partinin genel başkanıyım ve Cumhuriyet Halk Partisi'nde genel başkan öyle az buz bir şey değil. Maalesef Türkiye siyaseti sosyal demokrat bir partinin genel başkanından daha başka bir yere taşıyor. Çünkü diğer rakipleriniz öyle konumlanmış ki partilerinde. O yüzden 'Ya genel başkan ne olursa olsun 5 sene sonra aday olacak' ifadesi şu riski getiriyor. Ya daha rahat kazanacak bir aday varsa kendisiyle riske mi atacaksın? 31 Mart seçimlerinde aday belirlerken biliyorsunuz bir sürü eleştirenler oluyordu diyorlardı ki 'Özgür Özel, CHP tarihinin en kısa süreli Genel Başkanı olabilir, 1 Nisan felaketi geliyor'. Ben de hep diyorum ki 'Çok beklerler büyük bir zafer geliyor'. Bunu sizin yayınınızda da söylenmiştim. Belediye isimlerini saydım, hepsini de kazandık. Çünkü ben görüyordum, nasıl yapacağız biliyor musunuz? 1- Tek başıma asla karar vermem, 2- Kendimi dayatmam, 3- Bir adayı dayatmam, 4- Partinin seçilmiş hiçbir organını dışlamam. Ne meclis grubunu ne MYK'yı ne PM'yi başka yerde karar alıp onlara da dayatmam. Ne yaparım biliyor musunuz? Bütün seçilmişlerden görüş alırım. Bakın demokratik dijital katılım diye bir şey çalışıyoruz. Şu anda kurultay delegeleri il, ilçe başkanları düzeyindeyiz. Yakında bütün üyeler düzeyine gideceğiz. Bir tuşla genel başkan olarak bütün kurultay delegelerine görüş soruyorum. Ben 20 dakika süre verirsem 20 dakikada geliyor. 3 gün veriyorum, 3 günde geliyor. Bütün üyelere geçmek üzereyiz. Şunu göreceğim ben örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşmemi doğru buluyor musunuz? Bölgesel kırılımlara göre cinsiyet kırılımına göre yaş kırılımına göre meslek kırılımına göre. Tabii sonra açık uçlu sorular. Erdoğan'la görüşmede hangi maddeyi gündem etmemi istersiniz? Yaptık bunları şimdi bütün üyelerle yapacağız. İleride belki de gönüllü bütün seçmenlerle yapacağız. Birtakım riskleri bertaraf edebilirsek. Ve en geniş toplumsal kabulle en çok oyu alacak bir Cumhuriyet Halk Partiliyi Cumhurbaşkanı adayı yapacağız ve bu seçimi kazanacağız. Bunun önünde kendimin dahil kimsenin ihtirasını engel olarak kabul etmem. Bu kadar net, kimsenin kendim dahil... Ben Cumhuriyet Halk Partisi tarihini iyi bilen birisiyim. Hep de bunu söyledim1970'lerde toplumun talebini, milletin sesini duymuş, toplumun taleplerini okumuş ona göre doğru bir siyasi hat belirlemiş Ecevit 70'lerde yapılan 2 genel 2 yerel seçimin dördünden birinci parti çıktı. Ben birincisini başardım. Şimdi sıra ilk genel seçimi kazanmakta. Bunun önüne kendimi engel koymam. Yani kendim dahil kimsenin ihtirasını tanımam, doğrusunu yapacağız. Teknik direktör 90. dakikada penaltı kazanınca kimin atacağına karar verir. 'Dur ben kullanacağım' demez. Birincisi bu illa ben atacağım demez. İkincisi teknik direktör kadroya yeni arkadaşlar dahil edebilir. Mevcutlardan formsuz olanları dinlendirebilir. Bunların hepsi siyasete dahildir. Benim söyleyeceğim şu bugün için bir tespit sordular. Dedim ki takımda 2 santrfor var. Biri sağ, biri sol açık. Bunu Çipras'a da söyledim, çok güldü. Mansur Bey'e de. Biri sol açık ama dedim bizim sağ açık senden de solcu olabilir dedim Mansur Bey'le ilgili. Şöyle ki. Sosyal politikalarda çok iyi, sosyal yardımlarda falan yani sol politikalar sağ açık dediğimiz kişide. Ekrem Bey'in toplumsal kabulü ve Mansur Bey'in toplumsal kabulü çok üst düzeyde ve geçmişte de üst düzeydeydi. Bu iki arkadaşımız sağ açık ve sol açık. Zaten MYK'da söyledim. Grupta söyledim. Bir kez daha söylüyorum. Bugünden aday tartışmalarına son nokta Özgür Özel tarafından konmuştur, bitti. Adayı günü gelince konuşacağız. Sorunuzun kalan kısmının cevabı buyurun. Biz siyaset kalesinin başarı kapısında 1980'den beri kapıda kalmıştık. Bir türlü açamıyorduk. Nasıl aşacağız diye baktık. 3 tane kilit var. Nerede bu diye aradık. Dedim ki Atatürk bunu bir yere koymuştur. Birinci kilit gençler daha çok genç. 43 yaş ortalaması PM'yle yürütüyor, yönetiyorum partiyi. İkincisi kadınlar. Daha çok kadın aday kadınlara daha çok söz hakkı. 3 dogmaya değil, bilime sarılma. Anketlere gülüyorlardı. Yapay zekaya gülüyorlardı. Sahada adayları anketle takip ediyorum diyordum. Gülüyorlardı. 350.000 anketle aday belirledik. 255.000 anketle adayları sahada takip ettik. Kilis'i anketle kazandık. Bana şunu dedi anket raporu. Kilis'te Ak Partililer ve MHP'liler kendi adayları yerine CHP'nin adayına yönelmişler. Belli oranda tüm CHP'lilerde öğrenilmiş çaresizlik var. Başka adaylara oy veriyor ya da sandığa gitmiyor Onları ikna edersen Kilis'i alırsın. Kilis alınır mı ya? Bir baktım bir de tam buna bakarken. Programa Kilis'i koyduk bir gün sonra Erdoğan da koydu, o da gördü anketi seçim gidiyor. Gittim 'Açık açık konuşmaya geldim' dedim. Yağmur başladı 45 dakika konuştum. Yağmurun altında 'Siz partinize oy verirseniz bu sefer bu iş olacak'. Bakın dedim şu saçağın altındaki Ak Partililer illallah demiş. 20 yıldır aynı adayları AKP ile MHP döndürüyor. Dedim ki bakın dedim, bu müceddere bayat yenmez yani müceddere pişirildiğinde çok lezzetli bir yemek ama. Bayatladığında bıktırıyor. AK Parti, MHP, bayat müceddereden bıkmış dedim. Kilis'te 38 yaşında avukat aday var dedim. Verin oyu kazanacak. CHP'liler onlar vermeye hazır siz verin dedim.  Ankette görmesem nasıl diyeceğim? Ankete bakmak, bilimden yararlanmak, odak grup çalışmaları gelecek seçimde de en önemli yönlendiricim. Ankette üstte olan birileri varken altta bir adayımız olmaz. Şunu diyebilirim, bugünden gönlünden geçen herkes kendi görevini en iyi yaparak kendini Cumhurbaşkanı adaylığına şartlasın, karşılığını alır. Önemli olan o gün geldiğinde kimle kazanıyorsun? En rahat kimle kazanıyorsak onunla kazanacağız."

"PARTİMİN OKYANUSU GEÇERKEN DEREDE BOĞULMASINA İZİN VERMEM"

"İlk önce Balıkesir'de belediye başkanımız 6 ay boyunca kendisine yardımcı olduğu gerekçesiyle milletvekilimizin ağabeyini danışman atadı. 2 tarafa da telefon açtım ve hemen vazgeçtiler. Dün Bursa'yla konuştuk. Net olarak mesajımızı verdik, istifa ettirdiler. Bugün Adana'dan bir haber geldi. Oraya net olarak mesajımızı ilettik, çözülecek. Buradan bir kez daha söylüyorum, bir eş, dost kayırmacılığı CHP'nin yapacağı bir iş değildir. Hep şöyle çok haklı gerekçeleri var, aslında o yönüyle değil, ben anlamam diyorum. Çok liyakatli, iyi de bilmem ne de falan. Yani Türkiye'de tekse, hani böyle olur ya uzaya astronot yollayacağız işte bizim Alper Gezeravcı var başka da yok. Tamam ama. Onun dışında yapmayın kardeşim diyorum, istismar edilir. Burada tavrım net ve açıkça şunu da söyledim. Benim kardeşim geçen sene emekli olana kadar EYT'den, Adalet yürüyüşünden beri işsizdi, hala da işsiz. Yani artık işte emekli de oldu, bir maaş bağlandı. Çok büyük bir bankanın bilgi işleminin en üst noktalarından birindeydi. Adalet yürüyüşüne gitmek için izin istedi, vermediler. 60 günlük izni birikmiş. Her şeyin yedeği var senin yok demişler. Kardeşim yedeklemenin başındaydı. O da kendi adalet yürüyüşünü başlatıp binadan çıkıp gitmiş. Tabii bir böyle bir ayrılıktan sonra davalar mavalar da oldu. Benzer ölçekli diğer yerlerden de iş teklifi gelmedi. Uzmanlığı da banka veri saklamaydı. Ben bilmiyor muydum? Kardeşimi Grup Başkanvekili olarak herhangi bir belediyenin IT departmanına… Barış'tan iyi kimse yapamaz ama kardeşim de işsiz kaldı veya bir başka tarafta birçok akrabam işsizdir. Ama bizde öyle bir şey yok. Genel Başkan'ın yapmadığı yerde siz de yapmayacaksınız kardeşim. Bunu kötü niyetle yaptıklarına inanmıyorum. Diyor ki bu konuda en iyisi diyor. Şu belediyeydeyken de diyor, o ekiple çalışıyordum, buraya alıyorum diyor ama olmuyor işte yani olmuyor. O konuda tavizimiz yok, müdahalemiz net. AK Parti de bunun olmadığı belediye yoktu neredeyse. Normal karşılıyorlardı efendim. Özel kalem müdürlüklerinden memurluğu 6 ayda bir cır cır cır döndürüp ne kadar varsa danışmanlar o onun akrabası orada onun akrabası burada biz bunu eleştirdik. Şimdi bizim zorluğumuz şu. Adalet ve Kalkınma Partisi koyu gri. Bir nokta kurşun kalem koysan kolay görünmüyor. CHP bembeyaz, dokundurduğun yerde sırıtıyor. Bu kadar bembeyaz bir kağıdın üstüne birkaç tane olsa kurşun kalemle kimsenin dokunmasına izin vermem. Ayrı ayrı İstanbul'un bazı ilçeleriyle ilgili bugün yine bazı iddialar varsa istifa edecekler. İstifa ettirecekler yolu yok. Balıkesir'le kendim konuştum. Gökan Zeybek'in aramasına kalmadan bu işleri yapmasınlar, vazgeçsinler. Çok iyi niyetle de yapılsa efendim bunu biliyor, yıllardır beraberiz.  Yol arkadaşım onun eşi diye değil, onun ağabeyi diye değil ama diyorlar ama bunu vatandaşa anlatamayız. Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinde Eşgüdüm Eğitim ve Denetim Departmanı kuruyoruz. Başında Yılmaz Büyükerşen genel koordinatör olarak var. 20 kişilik bir danışma kurulu var. Önceki dönem milletvekilleri, belediye başkanları, uzmanlar ayrıca tabii onların altına profesyonel kadrolar denetimin altında 20 tane sayıştaycı, onun yanında mülkiye müfettişleri, önceki dönem milletvekilleri bunlar tabii ki gidip de belediyede sayıştay denetimi gibi denetim yapmaz. Orası resmi kurum ama denetime hazır hale getirme, geçireceği denetimde hukuki destek sağlamak ve yanlış bir iş yapmamak yönünde doğru eğitim verme bunların hepsini yapıyoruz. Bundan sonraki dönemde Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar yürüyüşünde okyanusu geçecekken derede boğulmasına izin vermeyeceğiz. Çok net okyanusu geçme niyetindeyken derede boğdurtmam."

"SONUÇ ALINMASINI UMUYORUM"

"Biz geçtiğimiz dönemde çok borçlu belediyeler devraldık. Şimdi o borçların çoğu döndürülebilir ve aslında hani işleyişte normal kabul edebilecek cari borçlara indi. Formül şu, israfı bitirip tasarrufu yaygınlaştırmak. İstanbul Büyükşehir'le ilgili net rapor var. Bir kişi alsın de desin ki bu doğru değil, çok net. Çok resmi raporlardan çıkmış toplamlar. Özetini söylüyorum, yarı parayla 2 kat iş yapmışız. İstanbul Büyükşehir'de 4 kat fark var. Türlü örnekler verebilir. Örneğin Denizli Büyükşehir'i aldık ilk gün Belediye Başkanı 45 makam arabasını iade etti. Maliyeti 70.000.000 TL yıllık kira bedeli. Nuri Başkan'la konuştuk 'Genel Başkanım inanılmaz bir durum var' dedi. 'Daire başkanında var.  Başkanın özel kaleminde var, yardımcısında var inanamadım' dedi. Bu oralara ben de atama yaptım dedi. Dedim ki herkes arabasına binecek gelecek dedi. 5 araba koydum lazım olan buradan kullanacak 45 araba fark ediyor 70.000.000 TL. Her yerde böyle. Hep bir yandaşa ihale verme telaşı. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler zaten bu anlamda inanılmaz işler yaptılar, yapmaya devam ediyorlar. Bizde durdukça borç azalıyor. Bu dönem CHP'den çok borçlu belediye aldım diyen birisi çıkıp bağırıyor mu? Ama CHP'liler bağırıyor çünkü bizde israf yok, öbürlerinde israf ve kayırmacılık var. O yüzden bu kadar güçlü yanımız varken orada bir yanlış atama yüzünden böyle CHP'de aman hepsi aynı dedirtebiliyorlar ya orada çıldıracak gibi oluyor insan, aynı değiliz. Çok iyiyiz ama leke gösteriyoruz. Onu yapmamak lazım. Yani onun için böyle şey yapıyorum. Şimdi diğer sorunuz Cumhurbaşkanıyla. Geniş bir rapor, yani daha doğrusu çok detaylı bir raporun bir özetinden bahsettim ve şunu talep ettim. Eşitlik. AK Partili belediyeler kamuya olan borçlarını ödemiş örneklerinden bahsediliyor. Herkes de biliyor. Üsküdar'da var, Süleymanpaşa'da var. Adam vergi borcuna karşılık arsayı vermiş üstünde cami var. Şimdi bunun tahsil kabiliyeti var mı? Vergi dairesi 'Ben bu camiyi yıkıyorum, arsasını satacağım, paraya çevireceğim' diyebilir mi? Üstünde cami olan arsa belediyede dursa ne olur? Maliye de dursa ne olur, bundan borç silinir mi siliniyorsa bizimkileri de sil. CHP'li belediyede yok trafoyu sattılar trafoyu. Trafo satılır mı ya? Borcuna karşılık trafo veriyor e ne yapacak? Adam trafoyu satacak elektrikler mi kesilecek? Trafo çalışıyor işte orada trafonun arsasını borca saymışlar ya bize de yapın ya AK Parti'ye de yapmayın ya da bir sürü borç var filan. Bütçe komisyonunda şirketlerin borçları silindiği gibi gelin belediyelerin de borçlarını silelim, AK Parti'nin de silelim, CHP'nin de silelim. Zaten sizden aldık bu belediyeleri. Öbür türlü hizmet üretemeyiz. Ha siz bize elinizi, kolunuzu bağlayalım, hizmet üretemeyin vatandaş CHP'li belediyeleri beceriksiz görsün diyorsanız e ben bunu o aşamada artık siyasetini yaparım. Ya da atılmayan imzalar. Yurt dışından kentsel dönüşüm için dünyanın parasını bulmuşum. İzmir'de imza da bekliyor. E imzalamayacağım. Kentsel dönüşüm yapmayacağım. Deprem olursa çocuklar ölecek. Ben bunun önce müzakeresini yapayım. İmza atılmazsa gider orada siyasetini yapar veya mitingini yaparım. Meselenin özü bu. Ben Sayın Cumhurbaşkanıyla bu görüşmede olumsuz bir şey görmedim bu anlamda. Birlikte arkadaşlarımızı buluşturmaya karar verdik. Bizden yerel yönetimlerden sorumlu Gökhan Zeybek, Ak Parti'nin de ilgili bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı müsait zamanda çok yakın zamanda randevulaşacaklar ve detayları konuşacaklar. Yani belediyelerin borç yönetimiyle alakalı bir istişare süreci yapılacak bir çalışma yapılacak. Sonuç alınır alınmaz bilmiyorum, alınmasını umuyorum.

"POPÜLİZME KAÇAN ŞEYLERİN FAYDASI OLMAZ"

"Göçmen politikası yerel yöneticilerin işi değildir. Arkadaşlara bunu söyledim. Buradan da söyleyeyim. Yarın da Afyon'dayım. Burcu çok sevdiğim, çalışkan, bir işi tuttu mu koparan, inanın Afyon'u şimdi yüzde 50 ile mi kazandı, yüzde 70 ile kazanır bir dahakine. Çok daha önemli görevleri verin, başarabilecek arkadaşımızdır. Hiç ona şüphem yok. Afyon'da kaç tane göçmene nikâh kıyıyoruz onu da bilmiyorum. Yarın bir bakacağım. Oradaki yaklaşım, Afyon'da ve Türkiye'nin birçok yerinde seçmenler Türkiye'de bu kadar açlık, yoksulluk, işsizlik varken AKP'nin kötü dış politikası, hatalı kararları, Suriye politikası yüzünden Türkiye'ye bu kadar göçmen gelmesinden rahatsız ve tepkili. Bu tepkiyi siyasete ciro etmek için bu tip açıklamalar sosyal demokrat bir partiye de bir kamu yöneticisine de yapması gereken açıklamalar değil. Zaten öyle Afyon'da her gün nikâh kıyıldığı filan da yok. Suriyelilere filan. Bu açıklamalar partinin genel çizgisi ve hattıyla da çok uyuşan açıklamalar değil. Bizim göçmen politikamızı biliyorsunuz. Biz Suriye ile müzakereyi, Esat ile müzakereyi, barışı, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in devreye sokulmasını, herkesin taşın altına elini uzatmasını, Suriye'deki insanların yine ülkelerine dönecek cazip yerleşime öyle briket evler filan değil iş, aş ve konut sağlanmasını. Teşvik edilmesini. Türkiye'nin de Türkiye'de doğmuş 1,5 milyon Suriyeli çocuk için bir takım jestler düşünmesini, yani nasıl? Giderseniz size vizesiz pasaport vereceğiz. Vize uygulamayacağız. Ya da gelecekte üniversite için geldiğinizde diğer yabancı öğrencilere göre öncelik ve ayrıcalık vereceğiz. Siz Suriye vatandaşı olacaksınız ama gönül bağınız olacak. Hatta biz bunu belgeleyeceğiz. Siz Türkiye'de tatile geldiğinizde turizm vergisi almayacağız gibi. Türkiye'de okumak istediğinizde yurdunuzda katkı sağlayacağız gibi teşvik edici şeyler, çok inanılmaz bir paketimiz var. Önümüzdeki dönemde bunları daha açık ortaya koyacağız. Bunlar olur. Nikâh kıymamakla Suriyelileri Suriye'ye yollayamazsınız ama en doğal insan hakları noktasında o yüzden ben yerel yönetici arkadaşlarımız partinin genel politikaları ile uyumlu bir çizgide olmaları lazım. Bunu telkin ettik kendilerine. Suriyeli ile uğraşmak yerine vatandaşın su sorunu ile uğraştığınızda daha büyük teveccüh göreceğinizden emin olun. Suriyeli meselesi yerel yöneticinin çözebileceği bir mesele değil. Ama orada başka bir nokta var. Ben hem Burcu Köksal'ın hem de diğer arkadaşlarımızın çok yetenekli, çalışkan, halkta çok karşılığı olan arkadaşlarımız var. Zaten seviliyorlar. Böyle popülizme kaçan şeyler bize çok faydası olmaz."

"İSTİSMAR EDİLECEK SÖZLER SÖYLEMEMEK LAZIM"

"Bu salonda belediye başkanlarımızla yaptığımız toplantının basına kapalı kısmında şunu söyledim. Arapça tabelayı tek başına gidip yırtıp sökerseniz, bir diğer yabancı diller tartışması gelir. İki, net söylüyorum dedim. Öyle bir eşleme yapmak değil. Doğru değil ama insanların bilinçaltında Arapça Kur'an-ı Kerim'in yazıldığı, okunduğu dildir. Ona karşı o belediye başkanın yırtması vatandaşın bilinçaltında bir yara oluşturabilir. Üçüncüsü, o tabelada ne yazdığına da bir bakmak lazım. Bir insanın ana dilinde aldığı hizmeti kolaylaştıran bir şeyse bu bir haktır. Ama bunun bir düzenlemesi lazım. O yüzden dedim ki şuna dikkat edin arkadaşlar. Bir iş yapıyorsanız onun kanunda yeri var. Yabancı dildeki bir tabela Türkçesi'nin yüzde 25'ini geçemez diyor. Bu ne demek, Türkçesini de yaz. Yabancı dilde yazacaksan yaz. Yüzde 25 ile sınırlı kal ve izin al diyor. Bunu bütün ilçeye hatırlatabilirsiniz. Bunu İngilizce'ye de uygulayabilirsiniz. O zaman size kimse Arapça tabela söktü demez. Burada objektif kriterler sağduyulu yaklaşım. Kamu görevi yapıyor olma meselesi var. Bunu görmek lazım. Ama cımbızlayıp cımbızlayıp istismar edilebilecek sözler söylememek lazım. O tarafları bazı arkadaşımız yeni ve heyecanıyla. Hiçbirisi kötü niyetle değil. Bazı siyasi partilerin de böyle sağ popülizmin doruklarında yaptığı işler var. Onlar da bazı yerlerde etkileşim alıyor. O yüzden burada çık dengeli gitmek lazım. Yanlış işler yapmamak lazım. Kanunda zaten her şeyin yeri var. Yoksa da belediye meclisinde bir karar alırsın. Konuşursun. Sonra gidip kendi elinle sökmek yerine bir tebligat çıkarırsın, şu boyuta inecek, şuraya asılamaz kanuna göre filan. Onlar daha doğru işler."

"SES GİTGİDE İYİYE GİDİYOR"

"Göz ameliyatımı yeni grup başkanvekilimiz Murat Emir yaptı. İzni var onların. Yetenekleri kaybetmesinler diye Meclis bu tip meslek sahiplerine haftada 2 yarım gün izin veriyor. 1 yıldır bekliyor merceklerim. Benim hem astigmat. Hem yakın hem uzakta problemim var. Hem de astigmat var. Multifokal gözlük kullanıyordum. Hatta son aldığımda 35 bin liraydı, 3 bin lirasını Meclis ödüyor filan. 32 bin lirayı cepten ödüyorsun. Camlar yurtdışında yapılıyor. Bu ilerlemeye devam ediyor. 6.75 yakında, 3.75 uzakta karma. Çok zor. Örneğin gözlüğünüzü bırakıp bir otelde duşa girdiğinizde şampuan hangisi okuyamıyorsunuz. Murat güzelce baktı ve benim lenslerim yapıldı, geldi. Kalıcı lens. Mercek olarak takılacak. Ama dedi ki bir gün birini yapacağız. Bir gün birini yapacağız. 1 hafta, 10 gün su değmeyecek. Ondan sonra şu olmayacak, bu olmayacak. Bir 10 güne ihtiyaç var. 3 aylığa varan iyileşme süreci. Ses tellerimde bir nodül vardı. O alınacak. Bir hafta bir ses orucu. Ben bunların hepsini birleştirdim. Bir de sinüs ameliyatı olmam gerekiyordu. O açık ameliyat değil. Ses telimi sürekli sinüsümden gelen bir akıntı da tahrip ediyormuş. Cuma günü genel anestezi ile önce ses tellerimdeki nodüller alındı. Aynı anda lazerle sinüsler. Frontal sinüsteki o cerahat boşaltıldı, rahatladık. Cuma günü bu oldu, cumartesi günü de yurtdışına gittim. Bükreş'e, Romanya'ya. Pazar günü geldim sağ gözümden ameliyat oldum. Pazartesi günü sol gözümden oldum. Ertesi gün bayram tatiliydi, 1 haftalık. O 1 hafta konuşmayacağım. Bir hafta göremeyeceğim, az göreceğim süreci bayram tatiline denk getirdim. O yüzden öyle oldu. Dün bitti, gözüme ilk başta 2 saatte bir, bir hafta sonra günde 4 kez kortizon damlatıyoruz. O oradaki ödemi çözüyor ama etrafı şişiyor. Bu sefer diyorlar ki botoks mu yaptırdınız? Gerçi botoksu bilen olmadığını bilir de. Botoks motoks ne işimiz var. Tıbbi bir gereklilik olmadıkça da hiç gerekli görmem. Ama kortizonlu damlalardan dolayı etrafta. Bir de beni hep gözlüklü görmüşler ya, göz boşluklarımı görüyorlar filan şimdi. Ondan. Saç tıraşı oluyoruz, arkadaş vaks sürmüş. YSK önünde bir açıdan bir fotoğraf. Simsiyah görünüyor saçlar. Zaten kestirince o beyazları. Diyorlar ki saçını mı boyadı? Allah'tan Cumhuriyet gazetesi de sağdan çekmiş. Aynı gün. Boyalı olmadığı belli. Kırçıllar filan duruyor. Gözlüksüzlüğe iyi. Ses gitgide iyiye gidiyor. 8 haftada tamam olacak. Ama son grup toplantısında hiç olmadığım kadar rahattım. Gitgide iyiye gidiyor. Ben 6 yaşından beri takıyorum, gözlük. 43 senedir gözlük. Bayağı iyi şu anda."

"ADI KONMAMIŞ IMF PROGRAMI"

"Mehmet Şimşek'in bu rasyonel dediği politikalar önceki irrasyonel politikalara göre doğru olanı bu ama şu kadarını söyleyeceğim. O irrasyonel politikalar bir çılgınlıktı. Daha doğrusu iyimser olarak söylerseniz. İş bilmezliğin getirdiği, memleketin 128 milyar dolar rezervini yakan. Doları 4,5 liralardan alıp 20 liralara kadar götüren. Oradan dönsün diye kur korumalı mevduatı çıkaran, hepimizin sırtından, yoksulların sırtından, bir avuç kur korumalı mevduat yaptırabilen zengine tarihin en büyük kaynak transferini gerçekleştiren. İş bilmezlik sonucunda birilerine fırsat yaratan ya da kötü niyetle dünyanın en büyük kaynak transferini yoksuldan alıp, zengine veren bir sistem uyguladılar. O bir rezaletti ve çılgınlıktı. O politikalardan dönülmesi olumlu ama Mehmet Şimşek'in politikaları IMF politikaları. Sayın Erdoğan diyor ya biz IMF'yi yolladık. IMF yok ama hayaleti geziyor şu anda Türkiye'de. Gulyabani filmi var ya. IMF gulyabanisi Türkiye'de geziyor. Kötü tarafı ne biliyor musunuz? Hep yoksulun penceresinde, hep işçiye görünüyor. Hep çiftçiyi sömürüyor. Biraz da zengine yollayın gulyabaniyi. Neden hep bizim garibanların penceresinde. Biraz da şatolara gitsin, zenginlerin konaklarına gitsin bakayım. Parayı oradan toplayın. (Örtülü bir IMF politikası var) Net. 2001-2002 arası DSP-MHP-ANAP koalisyonunun uyguladığı, sonra AKP'nin geldiği ve aynen devam ettirdikleri IMF programından hiçbir farkı yok yapılanların. Bu IMF programı hatta yoksullar açısından çok daha can yakıcı noktaya geldi. Yani şunu söyleyeyim. Aldıkları Türkiye'de en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti, bugünkü parayla 26 bin lira. Bugün en düşük emekli maaşı 0,6 asgari ücret. Buraya baktığınızda bundan 6 yıl önce bayramda verilen bin liralık ikramiye 24 kilo dana kıyma alıyordu. Şimdi 3 bin lira ikramiye 6 kilo dana kıyma alıyor. Böyle bir noktaya getirdiler Türkiye'yi. Net olarak söyleyeceğim şu. O irasyonelite bir delilik. Bu onları terk etmek doğru ama burada ihtiyaç duyulan parayı neden insanları 270 dolar emekli maaşına mahkum ederek kemer sıktırıyorsunuz. Neden Türkiye'de toplanan vergilerin 3 lira verginin 2 lirası dolaylı vergi. Yani harcarken ödediğiniz vergi. Yani bir fabrikatör ile fabrikada çalışan işçi, kapıdaki bekçi gidip de 1 litre süt aldığında aynı vergiyi ödüyor. Fabrikatör benzin aldığında motoruna veya mazot aldığında cipine motoruna mazot alan işçisiyle aynı vergiyi ödüyor. Yüzde 66'sı böyle toplanıyor vergilerin. Kalan yüzde 90'a varmak için olan yüzde 24'ü de hepimizin, bütün işçiler, memurların elimize geçmeden kesilen gelir vergisi. Yüzde 90'a geldik mi? Türkiye'deki verginin yüzde 10'u beyanname usulü gelirden elde edilen vergi. Yani ticaret yapan, üretim yapan, fatura kesen, ihracat yapanın ödediği vergi toplamın yüzde 10'u. Sen buraya bir müdahale etmedikten sonra, gulyabani hep yoksulun penceresinde. E acı reçeteyi içeceksiniz diyor. Biraz da başkaları içsin. Kur korumalı mevduatta zengin ettiklerinizden alın vergiyi. O yüzden ben servet düşmanı değilim ama servet sahiplerinin, vergi adaleti sağlanmalı, çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan hiç vergi alınmalı. Hiç. Bugün de CHP'nin ekonomi kurmayları IMF ile görüşebilirler. Bu ben gelince IMF programı uygulayacağım değil. IMF zaten öyle Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi bir şey değil. O şöyle yapıyor. IMF Türkiye ekonomisini dışa bağlayan ve ekonomiyi kötü yapan bir şey. IMF ile çalışmamak da iyi bir şey. Sen Türkiye'yi batırdıktan sonra IMF'ye muhtaç hale kalıyorsun. IMF'den para bulup onun dediklerini yapıyorsun. Ya da parayı başka yerden bulup onun yaptıkları gibi. Örtülü IMF programından kasıt şu, bugün IMF'yi getirseniz, size ne der biliyor musunuz? Maaşları sabitleyin, yaptıkları odur. İstihdamı sınırlayın, yaptıkları odur. Devlet memuru almayın, yaptıkları odur. Çiftçiye destekleri kısın. Yatıkları odur. Esnafa teşviki azaltın. Yaptıkları odur. Örtülü dediğimiz adı konmamış bir IMF programından bahsediyorum. Oysa bu dururken niye akıllarına hiç şey gelmiyor. Dolaylı vergileri azaltıp, vatandaşı rahatlatıp, doğrudan vergileri artırmak. Servet sahiplerinden, kazançtan vergiyi artırmak. Bunları yapmayıp da hep garibana yüklenmeye biz isyan ediyoruz. Servet düşmanı değiliz ama yoksul ile zengin arasında bir fark olacaksa, biz yoksuldan yanayız. Emekle sermaye çatışıyorsa da emekten yanayız."

"BİRER ÖZÜR BORÇLARI VAR

"Birincisi şu, kampanya boyunca İsrail ile ticareti durdur diye pankart açanları gözaltına alıyorlardı. Bir kere onların hepsinden özür dilesinler. İki, İsrail ile ticaret var diyorduk, yok diyorlardı. Kanıtları çıkmaya başladıkça birileri olduğunu kabullendi filan. Sonra belli kalemlerde sınırladılar. Yetmez dedik. Doğru yere geldiler. Şimdi burada 30 Ramazan iftar yemelerinde bunu söyledim. Bir sürü de laf yedik. Fatih Erbakan söyledi, bir sürü laf yedi. Geçen gün Veli Ağbaba'nın Meclis'te yaptığı bir konuşma var. Diyor ki CHP Ecevit nerede duruyorsa orada duruyor diyor. Deniz Gezmiş nerede duruyorsa orada duruyoruz diyor. Fatih Erbakan da orada babası neredeyse orada duruyor diyor. Ama siz o durduğunuz yerde durmuyorsunuz diyor. Tam olarak durum bu. Bu aldıkları karar bizi haklı çıkardı. Bu kararın bir itiraf, kabul olduğu açık. Aslında hem Fatih Erbakan'dan, hem CHP'ye birer özür borçları var."

"TÜRKİYE İTTİFAKININ SEÇİM BAŞARISINI ARAÇSALLAŞTIRAMAM"

Ben seçimden önce seçmenden oy isterken dedim ki bu bir yerel seçim. AKP'liler, MHP'liler sarı kart gösterin dedim. Bu seçimde Erdoğan'ı değiştirmeye gitmiyorsunuz dedim sandığa. Ama Erdoğan'a beni de gör demeye gidiyorsunuz. Yetti artık demeye gidiyorsunuz. Uyarmaya gidiyorsunuz dedim. Bu seçimde yerel yönetici seçeceksiniz. Genel yönetime mesaj vereceksiniz dedim. Yüzde 38 aldım mı, son 50 yılın, 47 yılın en yüksek oyu. O gece ya da bugün hadi erken seçim dersen o AKP ve MHP'den bize gelen oyları, bize verilen oyları ya da başka görüştedir de yerel seçimden sonra hemen bir erken seçimi ekonomi içinde sıkıntılı görüyordur. Öyle oy verenleri kandırmış olurum. Ben niye bunu yapayım. Doğru olmaz. Yani seçmenle kurduğun ilişkinin bir güven ilişkisi olması lazım. Birinci sebep bu. Daha 19 ay önce bize 1 ay önce belediyeleri yönet diyen seçmen bu iktidara da Türkiye'yi yönet dedi. Beğenelim beğenmeyelim. Meri Anayasa bu yetkileri verdi. Günü gelince anayasa değişir, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülür, kuvvetler ayrılığı getirilir. Başka bir şey. Şu anda yönetecekler. Enflasyonu düşürmek için yetki aldılar. Düşürecekler. Düşüremiyorlar. Bir, yönetemediklerini görüp ülke felakete doğru giderse tamam beceremiyorsunuz, bırak deriz. Erken seçim siyasetçilerin talebi olduğunda bu siyasi bir taleptir. Vatandaşın talebi olduğunda karşı konulamaz bir taleptir. Sokak erken seçim dediğinde. Pazar erken seçim dediğinde. Esnaf erken seçim dediğinde, çiftçi erken seçim dediğinde ben de erken seçim derim. Sokakta bu sesi duymadan erken seçim dersem peşime kimse takılmaz, mesajı yanlış okumuş olurum. Yanlış okunan mesaj siyaseten bedel ödetir. O yüzden de seçmen erken seçim istediğinde onların sesi ben olurum. Onlar istemeden ben istemem. Şu anda erken seçim beklentisi içinde olan çevreler olduğundan çok daha fazla. Bir an önce benim sorunuma çözüm üretilsin diyor insanlar. Bu yönde bir beklenti var. Erken seçim sesini duymamak hiçbir siyasetçinin harcı değil. Günü geldiğinde o talep varsa, o talebi dillendiririz. Ben 31 Mart seçim sonuçlarını ve partimizin, Türkiye ittifakının seçim başarısını bir erken seçim için araçsallaştıramam. Bu samimi olmaz."

ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?

DMM'den ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddialarına yalanma

05.04.2026 01:07:00
İhlas Haber Ajansı
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
Bazı sosyal medya hesaplarında ve dezenformasyon odaklı mecralarda, Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği ve düşürüldüğü iddia edilen ABD F-15 uçağının bu Türk sistemleriyle vurulduğu öne sürülmüştü.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddiaları yalanlandı.



DMM'nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya hesapları ve dezenformasyon odaklı mecralarda yer alan, 'Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği, düşürüldüğü iddia edilen ABD'ye ait F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu' yönündeki paylaşımlar tamamen asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır.

Nereden kaynaklandığı tahmin edilebilecek bu tür gerçek dışı iddialar, Türkiye'nin bölgesel krizlerde üstlendiği yapıcı rolü ile barış ve diplomasi odaklı gayretlerini zedelemeye yönelik kasıtlı birer psikolojik harp saldırısı ve kara propaganda girişimidir" denildi.

Türkiye'nin bölgedeki huzur ve istikrarın korunması için bir duruş sergilediği söylenen açıklamada, "Türkiye, bölgedeki tüm süreçlerde huzur ve istikrarın korunmasını esas alan bir duruş sergilemektedir. Ülkemizin küresel ölçekte takdir gören diplomatik başarısını hedef alan bu algı operasyonları, uluslararası kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadır.

Kamuoyunu manipüle etmeye ve bölgedeki hassas dengeleri hedef almaya yönelik bu tür kirli bilgi yayma faaliyetlerine itibar edilmemelidir. Resmi kaynaklar dışındaki spekülatif açıklamalara karşı dikkatli olunması büyük önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Batının bir Şark Meselesi vardır

Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

05.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Batının bir Şark Meselesi vardır
Batının bir Şark Meselesi vardır
Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

Buraya gelmişken şunu söylemekte fayda vardır: Misyonerlik faaliyetleri aslında bir insanı, Hıristiyan ya da Musevi yapma şeklinde görünmüş olsa da, asıl amacı, yaşadığımız şu toprakları elimizden almaktır.

Batının bir Şark Meselesi vardır



Buna göre 'Türkler Orta Asya'nın mahsulü bir millettir. Zorla Anadolu' ya gelmişlerdir. Anadolu medeniyeti, Batı uygarlığına aittir. Er veya geç bu uygarlığı terk edip kendi ülkelerine dönmesi lazımdır.

Türkler Anadolu'da yaşayan insanları özellikle din yoluyla asimile ederek Türkleştirmişlerdir. Aslında orada yaşayan insanlar Türk değildir" gibi çok saçma, çok garip bir iddia ile misyonerlik faaliyetlerini maalesef ülkemizin her bölgesine yoğun bir şekilde teksif ettiler. Bu faaliyetler bugün, dünkünden çok daha fazladır.

Sizlerde biliyorsunuz ki, Karadeniz Bölgesinde de çok ciddi misyonerlik faaliyetleri var. Mesela Trabzon'daki Santa Maria Kilisesi'nin kapısını bundan 20 yıl önceye kadar açan bir tek insan yoktu. Ama şimdi?

Anlatmak istediğimiz şu: Bir insan sahipsiz kalınca, onu sahiplenip emellerine vasıl olmak isteyenlerin olması kaçınılmaz olur. Bir defa bu insanlar dindar olsun diye bu işin içerisinde değiller. Batının böyle bir derdi olmuş olsa kendi, ülkesinde, kendi vatandaşının dini ihtiyacı ile uğraşır. Böyle bir derdi yok.

Hatta batıya gidin, Türk işçilerinin yaptığı camilerin hemen hemen ekserisi kiliselerden yapılmıştır. Kendi ülkesinde böyle bir derdi olmayan Batının buradaki derdi de insanı, Hıristiyan veya Musevi' yapmak değil, Hıristiyan veya Musevi' yapmak suretiyle sen Türk değilsin" sözünü ona söyletmektir.

Ondan sonra ikinci adım da, 'Madem sen, Türk değilsin. O halde nesin? Rum'sun veya Ermenisin veya Süryani'sini' kabul ettirmektir. Üçüncü adımı da, 'dolayısıyla bu topraklar Türklerin değildir" anlayışını yerleştirmektir.

Ülkede böyle çok garip bir olay var. Maalesef bu olaya karşı herkes duyarsız. Ama bir gün gözümüzü açtığımız zaman vakit çok geçmiş olabilir. O zaman "Eyvah! Ne yaptık da bu bela başımıza geldi?" demenin de bir kıymeti olmaz.

Yanlış anlaşılmasın. Biz bir insanın herhangi bir dini tercih etmesi veya o kuralları yaşamasına karşı değiliz. Takdir edersiniz ki bizim inancımızda da bir insanın inancına hürmet etme, saygı duyma, hatta gerekirse imkan tanıma vardır.

Ama buradaki olay bu değildir. Onların, bu kapıdan girerek, yani buradaki müsamahadan istifade ederek yapmak istedikleri ülkeyi bölmektir, vatanı işgal etmektir. Biz, buna karşıyız. Dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri vardır ve devam etmektedir.

Müslüman gelenekten gelen bir insanı Musevi, Hıristiyan yapabilmeniz, ardından da, "sen Rum'sun. Ermeni'sin"  diyebilmeniz Müslüman gelenekten gelen bir insanı bu konuda ikna etmeniz o kadar kolay bir hadise değildir.

Onun için diyalog adı altında 'canım zaten bu dinlerin hepsi aynı kaynaktan besleniyor. Hepimizin Allah'ı bir. Orada da olsan budur, burada da olsan budur' demek suretiyle Tevhid Akidesini,  Teslisle karıştırıp (bal ile sirkeyi karıştırmak gibi bir olay) çok ciddi bir oyun oynuyorlar.

Bu yolla yapılmak istenilen o masum insanların akaidini,  inancını bozup,  bilahare de onu ifsad etmektir. Yani milletine, devletine karşı buğz eder bir hale getirmektir. Kabul etsek de, etmesek de bu anlayış ülkemizde var.

Ekserisi de bu olaylardan geçip bu noktaya gelen insanların devletine ve milletine karşı takındığı tavır, ifade etmek istediğimiz tavırdır. Üç-beş sene evvel insanımızda devletine, milletine, askerine, vatanına, bayrağına karşı böyle bir tavır yoktu.

Diyalog süreci içine girildiğinde bir de bakıyorsun en mukaddes değerlerini tartışmaya açmak bir tarafa küfrediyor. O insan, diyalog süreci ile o noktaya geliyor ve olay, milletin milli bünyesini tahrip edecek vahim boyutlara ulaşıyor.  Diyalog hem milli olarak, hem de dini olarak masum bir hareket değildir." (Prof. Dr. Haydar Baş Niçin Türkiye eserinden)

Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu

Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde özel halk minibüsünün köprü direğine çarpması sonucu hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün kimlikleri belli oldu

04.04.2026 18:11:00 / Güncelleme: 04.04.2026 18:13:55
İHA
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Kaza, Kahramankazan ilçesi Saray mevkiinde meydana geldi. Kızılcahamam istikametine seyreden 06 HO 1460 plakalı özel halk minibüsü, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu bariyerlere çarptı. Kazanın etkisiyle takla atan otobüs, köprü ayağına çarparak durabildi. Kazada 5 kişi hayatını kaybederken, 14 kişi de yaralandı. Kazada hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün minibüs şoförü Efe Erdem (31) ile yolculardan Mehmet Sucu ve kızı Safiye Simge Sucu ile Hamiyet Bilge Uslu olduğu tespit edildi.



Hayatını kaybeden diğer kadın yolcunun kimliğini belirlemek için çalışmalar sürüyor. Otobüsün şoförü Efe Erdem'in evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.



Kazayla ilgili 3 cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 2 bilirkişi de incelemelerini sürdürüyor. 

Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı

Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde 5 kişinin hayatını kaybettiği trafik kazasıyla ilgili özel halk otobüsünün sahibi gözaltına alındı

04.04.2026 18:04:00
İHA
Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı
Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı
Kahramankazan ilçesinde özel halk otobüsünün kaza yapması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmiş, 14 kişi de yaralanmıştı. Olayla ilgili 3 savcı görevlendirilirken, yürütülen soruşturma kapsamında özel halk otobüsünün sahibi İ.Ç. gözaltına alındı.

Özel halk otobüsü şoförünün işe alınırken gerekli yeterlilik belgelerini Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne göndermediği ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden işe başlaması konusunda uygunluk raporunun alınması gerekirken, araç sahibi İ.Ç'nin bu belgeleri temin ederek belediye ekiplerine sunmadığı, araç sahibi İ.Ç.'nin bu nedenle gözaltına alındığı açıklandı.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, tutuklandı

04.04.2026 12:12:00 / Güncelleme: 04.04.2026 12:27:43
Ahmet Turan Yiğit
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı
Hafta başında gözaltına alınan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı. Bozbey'in eşi ve kızı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken 53 kişi ise tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.
Savcılık sorgusu yaklaşık 40 saat süren Bozbey'in sorgusu saat 09.00 civarında başladı. Bozbey hakkında 11.50 civarında tutuklama kararı verildi.
Bozbey'in eşi Seden Bozbey, kızı Side Bozbey ve kardeşi Ramiz Bozbey ise adli kontrolle serbest bırakıldı.
 
7 ŞİRKETE KAYYUM ATANDI
 
Öte yandan Mustafa Bozbey'in de aralarında bulunduğu 57 kişinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) 7 şirkete dün (1 Nisan) kayyum olarak atandı.
Bursa 3. Sulh Ceza Hakimliğince alınan kararda, şüphelilerle firmalar arasındaki para transferleri, hesap uyumsuzlukları ve bazı şirketlerin "paravan" olarak kullanıldığına yönelik iddialar yer aldı.

Mustafa Bozbey kimdir?
 
1962 yılında Bursa'nın Özlüce Mahallesi'nde doğan Bozbey, ilkokul eğitimini Özlüce İlkokulu'nda, orta ve lise öğrenimini ise Bursa Cumhuriyet Lisesi'nde tamamladı.
Anadolu Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü 1984 yılında bitirdikten sonra, aynı üniversitede yüksek lisans yaparak İnşaat Yüksek Mühendisi unvanı ile mezun olan Bozbey, kendi şirketini kurarak hayatına devam etti.
18 Nisan 1999 tarihinde DSP'nin Nilüfer Belediye Başkan adayı olan Bozbey, Nilüfer İlçesi'nin üçüncü belediye başkanı oldu.
28 Mart 2004 seçimlerinde bir kez daha Nilüfer Belediye Başkanlığı'na aday olan Bozbey, seçime bu kez CHP'den girdi.
2024 yılında yapılan yerel seçimlerde CHP'nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunu açıklayan Bozbey, oyların yüzde 47.62'sini alarak belediye başkanı seçildi.
8 Mayıs 2024 tarihinde yapılan Marmara Belediyeler Birliği'nin (MBB) 17. Başkanı oldu.

Belediye yönetimi el mi değiştirecek?
 
Bursa Büyükşehir Meclisi toplam 106 kişiden oluşuyor. AKP, 50 üyeyle çoğunlukta bulunuyor. AKP'ye ittifak ortağı MHP de sekiz üyeyle eşlik ediyor. Büyük Birlik Partisi ile birlikte Cumhur İttifakı toplam 59 üyeye ulaşıyor.
CHP'nin üye sayısı ise 41. Bursa'daki Meclis'in dağılımı şöyle:
 
AKP: 50
CHP: 41
MHP: 8
İYİ Parti: 3
BBP: 1
Türkiye İttifakı Partisi: 1
Yeniden Refah Partisi: 1
Bağımsız: 1
 
Bu dağılım, Cumhur İttifakı'nın Bursa Belediye Meclissi'nde çoğunluğu elinde bulundurduğunu gösteriyor. Buna göre önemizdeki günlerde belediye meclisinde yapılacak seçimde yönetimin Ak Parti'ye geçmesine kesin gözüyle bakılıyor.
 
Son dönemde CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar sonucu bazı belediyelerin yönetimi el değiştirdi.
 
Esenyurt ve Şişli'de kayyım atamalarıyla, Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa'da tekrar edilen seçimlerle, Beykoz'da ise belediye yönetimindeki değişimle birlikte toplamda 5 belediye AKP yönetimine geçti.
 
Bu süreçlerde yaklaşık 1,5 milyonu aşkın seçmenin oy verdiği belediyelerin yönetiminde değişiklik yaşanması, "seçmen iradesi" tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya düzenlemesine ilişkin, "Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz. Sosyal medyaya artık gerçek bilgiler ve kişisel kimlikle girilecek. Sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Bu düzenlemenin kısa sürede yasalaşması hedefleniyor. Bu sayede herkes sosyal medyaya gerçek kimliğini girmiş olacak" dedi

03.04.2026 15:51:00
AA
Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak
Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Diyarbakır'daki temasları kapsamında Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen TÜGVA İhtisas Akademi Lansman Programı'na katıldı.

Programda, Bakan Gürlek ve TÜGVA Genel Başkanı İbrahim Beşinci, gazeteci Türker Akıncı'nın sorularını yanıtladı.

Akıncı'nın sosyal medya düzenlemesinin içeriğine ilişkin sorusu üzerine Gürlek, Adalet Bakanlığı tarafından sosyal medya düzenlemesi ön çalışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Siber Güvenlik Başkanlığı ile görüşmelerin yapıldığını belirterek, ilgili erişim sağlayıcılarıyla BTK tarafından görüşmelerin yürütüleceğini söyledi.

Gürlek, "Sosyal medyada öyle bir dünya anlatılıyor ki; oradaki hayatların hepsi yalan hayatlar. Orada yayınlanan diziler, filmler, YouTuber'lar, orada şaşaalı hayatlar... Öyle bir hayat yok. Bunlara gençlerin özenmemesini istiyorum. Gerçek dünyada böyle bir şey yok. Bizim memleketimiz her anlamda gelişmiş. Eğitim anlamında da çok gelişmiş. Artık Türkiye bir oyun kurucu modeline döndü. Yerli savunmamızı yapıyoruz, yerli silah üretiyoruz. Mühendislerimiz çok gelişti. Bilim adamlarımız gelişti. Sosyal hayattaki yalana kapılmamalarını özellikle gençlerimize tavsiye ederim. Orada bir yalan var, orada bir gerçeklik yok. Orada bir özenti var ama gerçek anlamda böyle bir hayat yok. Ülkemizin gerçeklerinden, geleneklerinden kopmayalım" diye konuştu.

Dünyada yaşanan gelişmelere ve savaşlara değinen Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Batı'yı gördük. Batı her zaman ikiyüzlü. Yanı başında Ukrayna-Rusya savaşı var, müdahale etmiyorlar. Sadece 'bize bir şey olmasın' diye kendi güvenliklerini düşünüyorlar. Memleket, millet, tarih olarak her zaman mazlumun yanında durduk. Bakın Cumhurbaşkanımız her zaman her ortamda Gazze'nin yanında durduğunu dile getiriyor. Yani dünya liderlerinden bunu dile getiren kaç kişi var?"

⁠"Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz"

Sosyal medyada sahte hesapların da açıldığına işaret eden Gürlek, itibar suikastlarının yapıldığını belirtti.

Gürlek, şunları kaydetti:

"Sosyal medyada bir kişi hesap açıyorsa, bir suç işliyorsa bunun mutlaka bir karşılığının olması lazım. Biz bunu istiyoruz. Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz. Yani bir kişi bir hesap açıyorsa bunun sorumluluğuna katlanacak. Şimdi sahte hesap açıyorlar, olayları farklı anlatıyorlar. Sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, kararlar veriliyor, hükümler veriliyor. Gerçekte öyle değil. Sosyal medyada bir kişi hakaret ediyorsa ya da bir itibar suikastı yapıyorsa bunun sonuçlarına katlanması lazım. İnşallah 12. Yargı Paketi'nde bunu ete kemiğe büründüreceğiz. Yani bir kişi sosyal medyaya giriyorsa, kimliği belli olacak. Orada yazdıklarından da ettiği hakaretten de itibar suikastından da sorumlu olacak. Kimseye itibar suikastı yapılmayacak, kimse itibarsızlaştırılmayacak. Burada çok kıymetli hakimlerimiz var. Gece gündüz fedakarca çalışıyor, gerekirse ailesinden ödün veriyor, dosya okuyor ama sosyal medyada öyle bir şey yapılıyor ki, dosyadan haberi yok. Adam hüküm vermiş, yargılama yapmış. 'Bu neden tutuklanmadı?' deniyor. Sosyal medya yasasına çok önem veriyorum. Sosyal medyaya artık gerçek bilgiler ve kişisel kimlikle girilecek. Bu sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Bu kurallara uymadıkları takdirde kapatacaklar. Takip ediyorsunuz, hazırlıyoruz paketi, Meclis'e sunuyoruz. Sayın milletvekillerimiz de bu konuya çok önem veriyor. Bunun kısa sürede yasalaşması hedefleniyor. Yasalaştıktan sonra da bir geçiş süreci olacak. Çünkü bunun altyapısının sağlanması gerekiyor. Bu düzenleme sayesinde herkes sosyal medyaya gerçek kimliğini girmiş olacak."

Adalar'da elektrikli araç krizi

UKOME kararıyla Adalar'da üç tekerlekli elektrikli araçların kaldırılması ve yerine L6-L7 sınıfı araçların zorunlu hale getirilmesi, maliyet ve geçiş süreci nedeniyle tartışmalara neden oldu

03.04.2026 12:51:00
İhlas Haber Ajansı
Adalar'da elektrikli araç krizi
Adalar'da elektrikli araç krizi
UKOME kararıyla Adalar'da üç tekerlekli elektrikli araçların kaldırılması ve yerine L6-L7 sınıfı araçların zorunlu hale getirilmesi, maliyet ve geçiş süreci nedeniyle tartışmalara neden oldu. Konu ile ilgili konuşan AK Parti Adalar İlçe Başkanı Uğur Sina Şen, "Burada bir anda bu kontrolsüz, eksik, bir şeyi kaldırırken yerine getireceğini planlamamaktan, getirilenlerin sayısının yetersiz olması, işlevlerini yerine getirememiş olması burada kendiliğinden bu boşluğun doldurulmasına sebebiyet verecek, ancak Adalar Belediyesi de bu boşluğun kendisine zarar vermemesi için göz ardı edeceği, daha sonrasında sorumluluk almadan kenarda seyredeceği bir burada korsan taşımacılığı ortaya çıkartan bir hal aldı" dedi.

İstanbul'da UKOME kararı doğrultusunda Adalar'da uzun süredir kullanılan üç tekerlekli elektrikli araçlar kaldırılarak, yerlerine L6 ve L7 sınıfı dört tekerlekli araçlara geçiş zorunlu hale getirildi. Kararın uygulanmaya başlamasıyla birlikte ada halkı ve esnaf, yeni araçların yüksek maliyeti ve geçiş sürecinin kısa tutulması nedeniyle mağduriyet yaşadıkları öne sürüldü. Daha önce aynı bölgede elektrikli araç kullanımının yaygınlaştırılması yönünde adımlar atan Adalar Belediyesi'nin, yeni düzenlemeyle birlikte mevcut sistemi tamamen kaldırması da tartışmaları beraberinde getirdi. Özellikle eski araçların kısa sürede devre dışı bırakılması, birçok kişinin ekonomik olarak hazırlıksız yakalandığı iddia edildi.

"Burada bir mağduriyet var ama bu mağduriyetleri oluşturan Adalar Belediyesi"
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan AK Parti Adalar İlçe Başkanı Uğur Sina Şen, şunları söyledi:
"Adalar'da, ada içindeki yük taşımacılığı, buradaki toplu taşımacılık, bireysel taşımacılık, engelli bireylerin bir noktadan bir noktaya gitmesi gibi pek çok başlık var aslında burada. Ancak bu mağduriyetlerin oluşturulması, bugünün konusu değil. Burada 2009 yılında belediyenin el değiştirmesiyle birlikte bu sorunlar aslında pek çok başlık adı altında sorun yumakları büyüye büyüye bugünlere kadar geldi. Bunlardan bir tanesi de yine 2009 yılında burada sağlık raporlu olan bireylere kişisel araç verilmesiyle ilgili o dönemin belediye başkanı ve ekibinin aldığı kararlarla o gün başladı. Bunlar da yaklaşık o dönemde 500-600 adedi bulan burada golf arabası türü, 4 kişilik, aslında sağlık raporuna ihtiyaç duyan insanlara veriliyormuş gibi gösterilse de bunların yazlıkçı olarak nitelediğimiz, sadece evinden hastaneye, evinden kendi ihtiyaçlarını karşılamak için bir noktalara değil, bunların plaj, restoran, gezmek, dolaşmak, hava almak gibi pek çok bireysel olarak araçlanma ihtiyaçlarını doğurdu. Burada bir mağduriyet var ama bu mağduriyetleri oluşturan Adalar Belediyesi. Bu Adalar Belediyesi'nin bugüne geldiğimiz noktada sürekli 'Bu bizim dışımızda, biz yapmadık, başkaları karar alıyor, bizim bunda dahlimiz yok, biz bunları yaparken haberimiz yok, bizim haricimizde kararlar alınıyor, engelleniyoruz, önümüz kesiliyor' gibi bahaneler üreterek vatandaşa yanlış bilgiler vererek sürekli bir yanlış algılarla vatandaşlarımızı yönlendiriyorlar."

"Durum korsan taşımacılığı ortaya çıkartan bir hal aldı"
Şen, ada içi ulaşımda yaşanan değişikliklerin mevcut talebi karşılayamadığını dile getirerek, "2019'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde belediye yönetimi değiştikten sonra Adalar'da faytonların kaldırılması kararı alındı. Bu araçların kaldırılmasıyla birlikte ada içi ulaşımın gerçekleştirilebilmesi için de bir başka ulaşım modeline ihtiyaç duyuldu. Burada alınan kararlar doğrultusunda buraya altını kalın harflerle çizeceğimiz 13+1 kişilik, tescilsiz, herhangi bir muayenesi yapılamayan, Emniyet Müdürlüğü tarafından bir karşılığı olmayan bir golf aracı getirildi. Bunlar 13+1 kişilik olarak burada hizmet vermeye başladı ve Adabüs adı verildi. Bir de bunların 3+1 şeklinde olan taksi modelleriyle birlikte bu hizmetler Adalar'da verilir oldu. Bu verilen hizmetler 40 tane Adabüs, 20 tane Adamini olarak verilen iş, kaldırılan 277 tane faytonun işini görebildi mi' Göremedi. Yazın burası İstanbul'un sayfiyesi olması sebebiyle, İstanbul'dan gelen turistlerin, ülkemizin dışından gelen turistlerin, ziyaretçilerin akınıyla karşılık bulması, burada kışlık yaşayan insanlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasıyla alakalı olarak bu araçlar bu talebi karşılayamadı. Burada bir anda bu kontrolsüz, eksik, bir şeyi kaldırırken yerine getireceğini planlamamak; getirilenlerin sayısının yetersiz olması ve işlevlerini yerine getirememiş olması burada kendiliğinden bu boşluğun doldurulmasına sebebiyet verecek. Ancak durum Adalar Belediyesi'nin de bu boşluğun kendisine zarar vermemesi için göz ardı edeceği, daha sonrasında sorumluluk almadan kenarda seyredeceği; korsan taşımacılığı ortaya çıkartan bir hal aldı" dedi.

"Bireysel araç sahiplenmesinde belediye zabıtalarının hiçbir kontrolü daha önce yapmadığını söyleyen Şen, şunları kaydetti:
Buradaki insanların bir noktadan bir noktaya gidilmesiyle ilgili denetleme yapılmadan, izin verilmeden bu araçların plakasız, tescilsiz, ruhsatsız bir şekilde adaya girişleri sağlandı. Ve bunların kontrolünü yapması gereken Adalar Belediyesi'nin zabıtası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin zabıtası bu işin hiçbir tarafında olmadı. Dolayısıyla bunlarda yine kendilerinin deniz araçlarının marifetleriyle buralara temin edildi. Peki buraya gelen bu araçların sayıları nerelere varıldı' Resmi olmayan rakamlara göre 12 bin 800 adetle 18 bin sayısı konuşulur hale gelen; burasını Hindistan'a, Pakistan'a benzeten, 10 yaşındaki çocuktan 90 yaşındaki büyüğümüze kadar hiçbir kontrolü ve belgesi bilgisi olmadan bu araçlar kullanılır hale geldi. Dolayısıyla burada kazaların ve kayıt dışı bir gelirin oluşması üzerine burada kamunun, belediye ve diğer partnerlerin UKOME tarafından ulaşım ve lojistik yönergesiyle birlikte disiplin altına alınması öngörüldü. 2021 yılındaki 2021'e 4-4 UKOME kararıyla bu lojistik yönerge hayata geçti. Bu yönergede de buradaki Adalar özelinde bir komisyon oluşturulması hasıl oldu. Buradaki komisyon 5 kişiden oluşuyor: Adalar Kaymakamlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Daire Başkanlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Toplum Sağlığı Müdürlüğü ve Adalar Belediye Başkanlığı'nın temsilcileriyle bu komisyon oluşturuldu. Burada gerek bireysel, gerek engelli, gerekse yük taşımacılığıyla ilgili bireysel olarak müracaat edenlerin ön müracaatlarını kabul etmek, buradaki komisyonda bunları değerlendirmek ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Toplu Ulaşım Müdürlüğü'ne göndermek, orada da UKOME kararları neyse bunların alınması doğrultusunda hareket ediliyor. Bu doğrultuda kimlere verileceği ve denetlemelerin nasıl yapılacağı hepsi bu kararların içerisinde belli. Dolayısıyla buranın içerisinde AK Parti hiçbir şekilde yok."

"Adalar Belediyesi'nin istek ve talepleriyle 361 kişiye şahsi olarak plaka verilmesi gündeme getirilmiş"
Adalar Belediyesi'nin UKOME kararıyla araç azaltmaya gidilecek olmasına rağmen bunun aksi şekilde hareket ettiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:
"Burada bu kadar aracın olması, bu kadar aracın Hindistan'a benzemesi, Pakistan'a benzemesi, geceleyin korsan taşımacılıklar yapılmasının sebeplerinden sonra 2025 yılının Ocak ayında alınan kararla ne yapıldı' Dediler ki, ' Burada aldığımız kararlara istinaden artık araç modellerinin yenilenmesi, güvenlik, korsan taşımacılığın önüne geçilmesi ve yük taşımacılığının saatlerinin belirlenmesi için bir yönergelerde değişikliğe gidildi.' Bu değişikliklerle beraber 2025 yılının 6 Ocak'ında 2025'e 1-4 UKOME kararıyla burada bahsettiğim sebeplerden dolayı araç modellerinin L2'den L6 ve L7 şekline dönüştürülmesi öngörüldü. Ve vatandaşlarımıza da dendi ki, 'Ey vatandaşlarımız bu kararı aldık, üstünden bir yıl geçiyor; 31 Aralık 2025 tarihine kadar da biz size müsaade ediyoruz, bu değişim ve dönüşümünüzü gerçekleştirin.' Ama bugüne kadar UKOME'den çıkan kararların tamamına yakını oy birliğiyle alınmış kararlar. Yani kimsenin burada 'Benim haberim yoktu, benden habersiz yapıldı' söylemleri çok doğru ve hakkaniyetli değil. Buna karşılık da yine 2025 yılında bu UKOME toplantısına Adalar'dan gelen talepler doğrultusunda bir yandan sayısı 18 bine kadar çıktığı söylenen araçların azaltılması ve esnafın araçlarının modellerini düşürmesi gündemdeyken; yine Adalar Belediyesi'nin istek ve talepleriyle 361 kişiye şahsi olarak plaka verilmesi gündeme getirilmiş. Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin UKOME meclisinde de ' Siz bir yandan araç azaltmaya çalışıyorsunuz bir yandan da 361 tane de yeni öneride bulunuyorsunuz' diyerek bu reddediliyor."
İHA

İBB davasında 18 sanık tahliye edildi

107'si tutuklu, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere 407 sanığın yargılandığı İBB davasında, 18 sanığın tahliyesine karar verildi

03.04.2026 01:11:00
AA
İBB davasında 18 sanık tahliye edildi
İBB davasında 18 sanık tahliye edildi

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan 15'inci duruşmaya, tutukluluk incelemesi için verilen 1,5 saatlik aranın ardından devam edildi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Kasapoğlu'nun şoförü Sabri Caner Kırca, Ağaç AŞ Satın Alma Şefi Fatih Yağcı, İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, taşımacılık işiyle uğraşan Ebubekir Akın, CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük, İSPER AŞ personeli Davut Bildik, eski İstanbul Planlama Ajansı çalışanı Esra Huri Bulduk, sosyal medya hesap yöneticisi Mahir Gün, şoför Kadir Öztürk, bir firmanın çalışanı Başak Tatlı, İmamoğlu İnşaat AŞ çalışanı Baran Gönül, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in şoförü Hüseyin Yurttaş, Mustafa Bostancı, Şehide Zehra Keleş, iş insanları Altan Ertürk, Ali Üner ile Evren Şirolu'nun tahliyesine karar verdi.

Tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 89 sanığın tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi.

Duruşma, 6 Nisan Pazartesi'ye ertelendi. 

Bursa'da 8 katlı sitede can pazarı

Bursa'da 8 katlı sitenin çatı katında çıkan yangın korku dolu anlar yaşattı. Yangında mahsur kalan ve dumandan etkilenen 2 çatı ustası itfaiye ekiplerince kurtarıldı

02.04.2026 13:50:00 / Güncelleme: 02.04.2026 14:49:49
İhlas Haber Ajansı
Bursa'da 8 katlı sitede can pazarı
Bursa'da 8 katlı sitede can pazarı
Bursa'nın merkez Yıldırım ilçesinde 8 katlı sitenin çatı katında çıkan yangın korku dolu anlar yaşattı. Yangında mahsur kalan ve dumandan etkilenen 2 çatı ustası itfaiye ekiplerince kurtarıldı. Yangın bir saatlik çalışmayla söndürüldü. 

Alınan bilgiye göre, 11.15 sıralarında Millet Mahallesi'nde Andapark sitesinin 8.katındaki çatısında yangın çıktı. Çatı izolasyon tadilatı yapıldığı esnada çıkan yangın kısa sürede büyüdü.



Yangında mahsur kalan bir çatı ustası ile dumandan etkilenen başka bir çalışan için zamanla yarış başladı. Kendini dışarıya atan kişi çatının ucunda kurtarılmayı bekledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 40 metre merdivenli aracı mahsur kalan kişiyi kurtardı. Dumandan da etkilenen başka bir kişiye de 112 ekibi müdahale etti.

Polis ve itfaiye yangının kesin çıkış sebebiyle ilgili soruşturma başlattı.

Gebze'de çöken bina için yeni rapor

Gebze'de yaşanan ve aynı aileden 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin resmi süreç devam ederken, yerel bilirkişi heyeti raporu dışında ikinci bir rapor daha olduğu ortaya çıktı. Farklı üniversitelerden uzmanların yer aldığı bilim kurulu tarafından hazırlanan ikinci raporun, yerel bilirkişi heyeti raporundaki çelişkilere ışık tuttuğu öğrenildi

01.04.2026 14:11:00 / Güncelleme: 01.04.2026 14:16:21
İhlas Haber Ajansı
Gebze'de çöken bina için yeni rapor
Gebze'de çöken bina için yeni rapor
Kocaeli ili, Gebze ilçesinde meydana gelen bina göçmesine ilişkin süreç, raporların ilgili makamlara sunulması ile devam ediyor. Yerel bilirkişi raporunun basına sızmasının ardından konuyla ilgili ikinci bir rapor daha hazırlandığı ortaya çıktı. Hızlı bir şekilde hazırlanarak tamamlanan ve çelişkiler içerdiği belirtilen ilk rapora karşılık; bilim kurulu tarafından hazırlanan ikinci raporun, teknik bir rapor olduğu ve jeolojik-jeoteknik değerlendirmelerin derin analizine yer verdiği aktarıldı.

Hazırlanan jeolojik-geoteknik değerlendirme raporu, meydana gelen bina çökmesine ilişkin önemli bulgular ortaya koydu. Raporda yer alan değerlendirmelere göre; çökmenin temelinde binanın bulunduğu zayıf zemin koşulları ve yapıdaki imalat kusurları bulunuyor. Ayrıca raporda çöken binanın eski bir dere yatağı ve döküm sahası niteliğindeki kontrolsüz dolgu zemin üzerine inşa edildiği, temelinin ise yüzeysel ve yetersiz olduğunun tespit edildiği belirtiliyor.

Raporda ayrıca yer altı su seviyesindeki değişimlere de değiniliyor. Yer altı su seviyelerinin zemin içinde zamanla boşluklar oluşturduğu, bu sürecin temel altındaki taşıyıcı zemini zayıflatarak yapının stabilitesini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Ayrıca yapıdaki bazı beton dayanım değerlerinin binanın projesinde öngörülen seviyelerin altında kaldığı da raporda yer alıyor.

Zemin hareketi sınırlı kaldı

Raporda, metro proje inşaatı süresince ölçülen toplam zemin hareketinin azami 5 santimetre seviyesinde kaldığı ve bu değerin bina altında aniden oluşan büyük ölçekli boşluğu açıklayacak nitelikte olmadığı vurgulanıyor. Binanın zemin oturmalarının da ilgili yönetmeliklerde belirtilen sınırlar içinde kaldığı, zamanla sönümlendiği ve sonrasında ilave bir hareket gözlenmediği aktarılıyor.

Tünellerde hasar bulgusu yok

Hazırlanan ilk yerel bilirkişi raporunun genelinde, metro inşaatının sürece etkisine dair varsayımsal birçok kanaatin yer aldığı belirtiliyor. Hazırlanan teknik raporda bu konuya da değinerek, açıklık getiriliyor. Metro tünellerinde yapılan teknik incelemelerde herhangi bir çatlak, deformasyon, kayma ya da su sızıntısına rastlanmadığı kaydedilirken; metro tünellerinin sağlam kaya birimi içinde inşa edildiği, ölçümlerde eksenel sapma veya yapısal bozulma tespit edilmediği belirtildi. Raporda ayrıca tünel kazılarının yüzeydeki yapılarla etkileşiminin kabul edilebilir sınırlar içinde kaldığı ve inşaat sürecinin teknik kriterlere uygun şekilde yürütüldüğü de ifade edildi.





logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.