Ne alaka (!) diyebilirsiniz ama gerçek bu. Aynen Osmanlı'daki gibi toplumun az bir kesimi sefa sürerken toplumun büyük kesimi temel ihtiyaçlarını karşılama mücadelesi veriyor.
Emek ile alın teri ile bu mücadeleyi kazanamayanlar maalesef bankalara koşarak bugününü kurtarırken yarına borçlanıyor, emeklerini, faize heba ediyorlar.
Emekliler tam bir sefalet yaşarken vatandaşın bireysel kredi kartı borçları bir yılda net 708,3 milyar lira artarak 29 Aralık 2023 itibarıyla 1 trilyon 154,9 milyar lira ile rekor bir düzeye ulaştı.
Vatandaşın kredi borçlarıyla bu rakam 2023 sonu itibarıyla 2 trilyon 523 milyar TL civarında.
Vatandaşın icralık olan yani ödeyemediği borç miktarı 85 milyar TL'ye yakın.
Faize karşı Erdoğan'ın yönettiği ülkemizde insanımız, BDDK verilerine göre 2023 Ocak-Ekim döneminde bireysel krediler ve kredi kartı borç bakiyeleri için bankacılık sektörüne 282,1 milyar lira faiz ödemiş.
Sahaya bakın! En tepedekinden en aşağıdakine kadar hemen herkes daha çok ve daha kolay kazanma arayışında.
Bu arayışın neticesi olarak ülke gündemimizde ne var? Yolsuzluk, rüşvet, talan, mafya, çete, bahis, kumar, kara para aklama, kaçakçılık, hırsızlık gasp vs. Bu başlıklar ülke ekonomisinin battığının da bir işaretidir.
Ya Erdoğan?
Kendisine daha parti kurmadan bir el uzatıldı. Parti kurdu, iktidar oldu. Aynı el yıllarca, 'sizden bir bekçi kulübesi dahi istemiyoruz. Gelin şu modeli uygulayan. Devletimiz, kainat devleti olsun, milletimiz refah içinde yaşasın' denildi.
Katrilyonlarca dolarlık yeraltı zenginliklerimiz, bu zenginliklerin nasıl ekonomiye kazandırılacağı, bağımsız devlet olmamızdan kaynaklanan senyoraj hakkı ve milli para kavramları tek tek anlatıldı.
Ama Erdoğan ve partisi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ne sarılmak yerine gitti Papaz Maltus'a, Keynes'e yani kapitalizme sarıldı, emperyalistler ile dost oldu.
Paranın dini, milliyeti olmaz, diyerek ülkemizi yabancı sermaye talanına açtı. Yerin altında, yerin üstünde ne varsa sattılar. Üstüne bir de borçlanarak büyüyoruz, dediler.
Hem ABD'ye, hem AB'ye, hem de küresel Yahudi sermayedarlarına maddi-manevi borçlandılar.
İktidarları döneminde 550 milyar dolar borç faizi ödedikleri gibi eldeki borçta 470 milyar dolar seviyelerinde ve alacaklılar artık para yanında başka şeylerde istiyor.
Haliyle bu parasızlık ve alacaklıların istekleri Erdoğan'ın daha çok belini büküyor.
Bakın! Bir soykırım yaşanıyor burnumuzun dibinde. Yaptırım yapamayan Erdoğan bolca miting yapıyor.
Sebebini de açıklıyorlar; İsrail'e karşı yaptırım, emperyalistleri kızdırır. Batık ekonomi daha da batar. Erdoğan dayanamaz seçime gider ve başkası gelir, mantığıyla. Yani asıl sorun devletin borcu değil, koltuğu muhafazası.
Bir Finlandiya-İsveç süreçleri yaşadık, yaşıyoruz. Erdoğan asla onay vermeyecekti. ABD bir kart açtı ve Finlandiya'ya onay verildi. Şimdi ABD, ikinci kartı açtı. İsveç'e de onay verecekler.
Neden? Parasızlıktan. Borçtan. Borç alan ne alırdı? İşte ondan.
ABD, demişken. Erdoğan, Trump'ın o alçak mektubunu neden sineye çekti? O, ABD, SİHA'mızı düşürdü. Neden sineye çektiler?
O, ABD aleni olarak ülkemize karşıIrak ve Suriye'de terör devletçikleri kurdu ve saldırıyor. Asıl fail belli ama biz karşılık veremiyoruz. Neden? Parasızlıktan. Borçtan. Borç alan ne alırdı? İşte ondan.
Ya AB? Nihai hedefleriydi. Kapıda beklemek bir tarafa üst üste yayınladıkları rapor ve açıklamalarla ülkemizi şamar oğlanına çevirdiler? Cevap bile veremiyoruz. Neden? Parasızlıktan. Borçtan. Borç alan ne alırdı? İşte ondan.
Ülkemizin beka sorunu başlıklarından birisi de mülteciler. Bu mülteciler, ülkemizde durmak istemiyor, AB'ye gitmek istiyordu. AB istedi, diye sınırlarımız kapattık. Neden? Para için.
Cemal Kaşıkçı cinayeti için Suud Hanedanına, Erdoğan, 'İnsanları enayi, ahmak zannediyorlar. Kamuoyunu kandıracaklarını zannettiler' diyordu. Şimdi 'kardeşlerim' diyor.
Aynı şekilde Birleşik Arap Emirliklerine, Sisi'ye neler demedi neler! Şimdi ise dost, kardeş, diyorlar.
Hele o Miçotakis yok mu? Dost oldu ya hu! Neden? Parasızlıktan. Borçtan. Borç alan ne alırdı? İşte ondan.
Osmanlıda da böyleydi. Orduyu Almanlar, ekonomiyi Fransız ve İngilizler, sanayi ve üretimi Rum, Ermeni ve Yahudiler yönetiyordu. Devlet borca batmıştı.
Padişah, Saray'da tüm ihtişamıyla (!) oturuyor, halk 'sultanımız çok yaşa' diye bağırıyordu.
BTP lideri Hüseyin Baş'ın, AKP'nin bitmeyen Anayasa başlığı için 'Anayasayı değil ana kasayı değiştirelim, bütün sorunlar biter' yorumu sanırım bu yazımında özeti olur.
- Bir adım daha atma, geri dön dediler ama o dönmedi / 19.05.2026
- ‘Türkiye eğitim ve öğretimde 20 yılda devrim yaptı’ / 18.05.2026
- Kapitalizmin çöküşü ABD’nin çöküşüdür / 17.05.2026
- Ruhban Okulu'nun açılmasını kimler istiyor? / 15.05.2026
- Sayın Erdoğan, Hüseyin Baş’ı doğruladı / 14.05.2026
- ‘Tahtakurusu’ kelimesini yasaklatan Cennet Mekan! / 13.05.2026
- Mustafa Çiftçi ve 2. Abdülhamit / 12.05.2026
- ODTÜ'den Amedspor’a / 11.05.2026
- Yuvayı dişi kuş yapar / 10.05.2026


























































