Başlıklar halinde hatırlarsak:
1- Efendimiz (s.a.a.v) ilk ve son Haccını gerçekleştirdi.
2- Gadir Hum'da kendisinden sonraki halife ve vasiyi açıkladı.
3- Medine'de herkes ile helalleşti.
4- Usame komutasında ordu hazırlattı ve bütün ünlü sahabeleri orduda görevlendirdi.
5- Orduya hareket emri verdi ama itaat etmediler.
6- Peygamber Efendimizin son vasiyeti (Kırtas olayı) yazdırılmadı.
7- Peygamberimizin na'şı ortadayken Sakife'de meşru olmayan seçim yapıldı.
8- Hz. Fatıma'nın evi kundaklandı.
9- İmam Ali (a.s) İslam'ın yok olmasından korktuğunu ifade ederek kılıcını kınından çıkarmadı.
10- Hz. Fatıma'nın, babasından kalan mirasına el konuldu.
Kabaca hatırlayalım
Peygamberimiz, Veda Haccı dönüşü Allah'ın emri ile (Maide 67) Mekke çıkışındaki Gadir Hum denilen yerde ashabını tekrar toplamış ve bütün iman edenlere, kendisinden sonraki halifenin (devlet başkanının) Ali olduğunu, bu seçimi, kendisinin değil bizzat Yüce Allah (c.c) tarafından yapıldığını tebliğ etmişti.
O gün orada bulunanların (100 binden fazla) biri hariç hepsi bu tebliği kabul etmiş ve İmam Ali'yi tebrik ederek, biat etmişlerdi.
Gerek tebliğ ayetinde 'Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir' (Maide 67) vurgusu ve gerekse Peygamberimizin, Ali hakkındaki çıkışları, teşbihleri, vurguları ve 'kimlerin (Ali'ye) biatından (sözünden) döneceği bana bildirildi ama bildirmemekle emrolundum' uyarısı açık bir iman testi, sınavı olduğunun da işaretiydi.
Bu hutbeden yaklaşık 80 gün kadar geçmişti ve Efendimiz (s.a.a.v) hastalığı şiddetlenmeye başlamıştı.
Peygamberimiz o hasta haliyle 'ordunun hazırlanması' emrini vermişti.
Peygamberimiz 'vuslat' vaktinin geldiğini çok iyi biliyordu. Son nefesinde bütün sahabeleriyle beraber olmak varken acaba neden bir ordu hazırlatıyordu?
Daha ilginci! Bu orduya Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebû Vakkas, Ebû Ubeyde, Halit b. Velid gibi ne kadar meşhur sahabe diye bildiğimiz herkesi bu orduya asker olarak görevlendiriyor. Ve o orduya 18 yaşındaki Usame'yi komutan tayin ediyordu.
Bir daha soralım: Peygamberimiz neden en yakın arkadaşlarını, Medine'den uzaklaştırmak istiyordu?
Peygamberimiz, vefatının ardından Gadir Hum'daki tebliğe rağmen İmam Ali'nin hilafetine karşı çıkacak olanlara adeta son bir şans daha veriyor.
Hem ilahi emrin yerine gelmesini, hem de onları, ilahi emre muhalefetten korumak için hazırlattığı ordu ile onları, Medine'den göndermek istiyordu.
Ordu hazırlandı. Ebu Bekir, Ömer b. Hattap, başta olmak üzere daha nice sahabeler orduda asker pozisyonundaydı.
Komutan ise Mute savaşında daha savaşa gitmeden şehitlik müjdesi alan Hz. Zeyd'in oğlu Usame idi ve ordunun istikameti yine Mute idi.
Dikkat ettiyseniz Tebük Savaşı hariç bütün savaşlarda Peygamberimizin sancağını taşıyan, bütün savaşların kahramanı, Allah'ın aslanı Ali'yi, Peygamberimiz bu orduya dahil etmedi.
Vakit yaklaşıyor
Hz. Peygamberin hastalığı iyice şiddetlenmişti. Buna rağmen ordunun, Medine'den ayrılmadığını gören Allah Resulü, hanesinden çıkarak, askerleri teşvik eden konuşmalar yaptı, onlarla ilgilendi ve kendi mübarek eliyle sancağı bağlayıp, Usame'ye verdi.
Sonra şöyle buyurdu: "Gazan, Allah'ın adıyla ve Allah'ın yolunda olsun. Allah'ı inkâr edenlerle savaş. Ben, seni, bu ordunun komutanı kıldım."
Ordu içinde Peygamberin sancağı bizzat eliyle vermesini ve emrini, gözleriyle gördükleri, kulaklarıyla işittikleri halde bazı ünlü sahabeler, Usame'nin komutan atanmasını kabullenemiyor, tartışma ve itirazlara devam ediyorlardı.
Bu durumu öğrenen Hz. Peygamber (sav) hasta haliyle tekrar mescide giderek (vefatından 2 gün önce) minbere çıkmış ve şu konuşmayı yapmıştı:
"Ey insanlar! Usame'yi, komutan yapmamla ilgili bazılarınızdan bana ulaşan sözler de ne? Şimdi Usame'yi komutan yapmama itiraz ettiğiniz gibi daha önce de babasını komutan yapmama da itiraz etmiştiniz. Allah'a yemin ederim ki o, komutanlığa lâyık biriydi. Ondan sonra da oğlu buna lâyıktır" dedi.
Hz. Peygamber (saav) ise sürekli olarak aynı cümleleri tekrarlıyordu; "Usame'nin ordusunu donatın! Usame'nin ordusunun hazırlıklarını tamamlayın! Usame'nin ordusunu hemen gönderin! Ondan geri kalana Allah lânet etsin"
Bu konuşmanın ardından insanlar, Peygamberimizle (saav) vedalaşıp, ordunun konuşlandığı Cüref'e (Medine'nin hemen dışındaki bir bölgenin ismi) hareket ettiler. Ama ordu yine hareket etmedi.
Ne hazindir ki! Alnı, şanlı, toz kondurulmayan sahabeler, lanetlenmeyi bile göze alarak Hz. Peygambere itaat etmedi.
Neden?
Şeyh Müfid el-İrşad'da şöyle yazar:
"Bir sabah hastalık, Efendimizi sardığı sırada Bilal gelerek, "namaz vaktidir" dedi. Bu söz Efendimize duyurulunca, "Bir başkası namazı kıldırsın. Ben, kendimle meşgulüm" buyurdu.
Hz. Aişe, "Ebubekir'e emir buyurun (namaz kıldırsın)" diyerek ileri atılırken, Hz. Hafsa da, "Ömer'e emir verin" diyordu.
Resulullah daha hayatta iken bu ikisinin babalarını yüceltmek için bunca hırslı davrandıklarını görünce, "Kendinize gelin, sizler (bu hâlinizle) Yusuf Peygamberin etrafını saran kadınlar gibisiniz" buyurdu. Devam edecek
1- Efendimiz (s.a.a.v) ilk ve son Haccını gerçekleştirdi.
2- Gadir Hum'da kendisinden sonraki halife ve vasiyi açıkladı.
3- Medine'de herkes ile helalleşti.
4- Usame komutasında ordu hazırlattı ve bütün ünlü sahabeleri orduda görevlendirdi.
5- Orduya hareket emri verdi ama itaat etmediler.
6- Peygamber Efendimizin son vasiyeti (Kırtas olayı) yazdırılmadı.
7- Peygamberimizin na'şı ortadayken Sakife'de meşru olmayan seçim yapıldı.
8- Hz. Fatıma'nın evi kundaklandı.
9- İmam Ali (a.s) İslam'ın yok olmasından korktuğunu ifade ederek kılıcını kınından çıkarmadı.
10- Hz. Fatıma'nın, babasından kalan mirasına el konuldu.
Kabaca hatırlayalım
Peygamberimiz, Veda Haccı dönüşü Allah'ın emri ile (Maide 67) Mekke çıkışındaki Gadir Hum denilen yerde ashabını tekrar toplamış ve bütün iman edenlere, kendisinden sonraki halifenin (devlet başkanının) Ali olduğunu, bu seçimi, kendisinin değil bizzat Yüce Allah (c.c) tarafından yapıldığını tebliğ etmişti.
O gün orada bulunanların (100 binden fazla) biri hariç hepsi bu tebliği kabul etmiş ve İmam Ali'yi tebrik ederek, biat etmişlerdi.
Gerek tebliğ ayetinde 'Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir' (Maide 67) vurgusu ve gerekse Peygamberimizin, Ali hakkındaki çıkışları, teşbihleri, vurguları ve 'kimlerin (Ali'ye) biatından (sözünden) döneceği bana bildirildi ama bildirmemekle emrolundum' uyarısı açık bir iman testi, sınavı olduğunun da işaretiydi.
Bu hutbeden yaklaşık 80 gün kadar geçmişti ve Efendimiz (s.a.a.v) hastalığı şiddetlenmeye başlamıştı.
Peygamberimiz o hasta haliyle 'ordunun hazırlanması' emrini vermişti.
Peygamberimiz 'vuslat' vaktinin geldiğini çok iyi biliyordu. Son nefesinde bütün sahabeleriyle beraber olmak varken acaba neden bir ordu hazırlatıyordu?
Daha ilginci! Bu orduya Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebû Vakkas, Ebû Ubeyde, Halit b. Velid gibi ne kadar meşhur sahabe diye bildiğimiz herkesi bu orduya asker olarak görevlendiriyor. Ve o orduya 18 yaşındaki Usame'yi komutan tayin ediyordu.
Bir daha soralım: Peygamberimiz neden en yakın arkadaşlarını, Medine'den uzaklaştırmak istiyordu?
Peygamberimiz, vefatının ardından Gadir Hum'daki tebliğe rağmen İmam Ali'nin hilafetine karşı çıkacak olanlara adeta son bir şans daha veriyor.
Hem ilahi emrin yerine gelmesini, hem de onları, ilahi emre muhalefetten korumak için hazırlattığı ordu ile onları, Medine'den göndermek istiyordu.
Ordu hazırlandı. Ebu Bekir, Ömer b. Hattap, başta olmak üzere daha nice sahabeler orduda asker pozisyonundaydı.
Komutan ise Mute savaşında daha savaşa gitmeden şehitlik müjdesi alan Hz. Zeyd'in oğlu Usame idi ve ordunun istikameti yine Mute idi.
Dikkat ettiyseniz Tebük Savaşı hariç bütün savaşlarda Peygamberimizin sancağını taşıyan, bütün savaşların kahramanı, Allah'ın aslanı Ali'yi, Peygamberimiz bu orduya dahil etmedi.
Vakit yaklaşıyor
Hz. Peygamberin hastalığı iyice şiddetlenmişti. Buna rağmen ordunun, Medine'den ayrılmadığını gören Allah Resulü, hanesinden çıkarak, askerleri teşvik eden konuşmalar yaptı, onlarla ilgilendi ve kendi mübarek eliyle sancağı bağlayıp, Usame'ye verdi.
Sonra şöyle buyurdu: "Gazan, Allah'ın adıyla ve Allah'ın yolunda olsun. Allah'ı inkâr edenlerle savaş. Ben, seni, bu ordunun komutanı kıldım."
Ordu içinde Peygamberin sancağı bizzat eliyle vermesini ve emrini, gözleriyle gördükleri, kulaklarıyla işittikleri halde bazı ünlü sahabeler, Usame'nin komutan atanmasını kabullenemiyor, tartışma ve itirazlara devam ediyorlardı.
Bu durumu öğrenen Hz. Peygamber (sav) hasta haliyle tekrar mescide giderek (vefatından 2 gün önce) minbere çıkmış ve şu konuşmayı yapmıştı:
"Ey insanlar! Usame'yi, komutan yapmamla ilgili bazılarınızdan bana ulaşan sözler de ne? Şimdi Usame'yi komutan yapmama itiraz ettiğiniz gibi daha önce de babasını komutan yapmama da itiraz etmiştiniz. Allah'a yemin ederim ki o, komutanlığa lâyık biriydi. Ondan sonra da oğlu buna lâyıktır" dedi.
Hz. Peygamber (saav) ise sürekli olarak aynı cümleleri tekrarlıyordu; "Usame'nin ordusunu donatın! Usame'nin ordusunun hazırlıklarını tamamlayın! Usame'nin ordusunu hemen gönderin! Ondan geri kalana Allah lânet etsin"
Bu konuşmanın ardından insanlar, Peygamberimizle (saav) vedalaşıp, ordunun konuşlandığı Cüref'e (Medine'nin hemen dışındaki bir bölgenin ismi) hareket ettiler. Ama ordu yine hareket etmedi.
Ne hazindir ki! Alnı, şanlı, toz kondurulmayan sahabeler, lanetlenmeyi bile göze alarak Hz. Peygambere itaat etmedi.
Neden?
Şeyh Müfid el-İrşad'da şöyle yazar:
"Bir sabah hastalık, Efendimizi sardığı sırada Bilal gelerek, "namaz vaktidir" dedi. Bu söz Efendimize duyurulunca, "Bir başkası namazı kıldırsın. Ben, kendimle meşgulüm" buyurdu.
Hz. Aişe, "Ebubekir'e emir buyurun (namaz kıldırsın)" diyerek ileri atılırken, Hz. Hafsa da, "Ömer'e emir verin" diyordu.
Resulullah daha hayatta iken bu ikisinin babalarını yüceltmek için bunca hırslı davrandıklarını görünce, "Kendinize gelin, sizler (bu hâlinizle) Yusuf Peygamberin etrafını saran kadınlar gibisiniz" buyurdu. Devam edecek
Akın Aydın / diğer yazıları
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026
- Sayın Erdoğan ‘İşçi Ahmet’i’ hatırlar mı? / 08.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026
- Sayın Erdoğan ‘İşçi Ahmet’i’ hatırlar mı? / 08.06.2026


























































