HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 05 AĞUSTOS 2021, PERŞEMBE

Peygamber Efendimizin soyu Türklere dayanıyor

13.06.2021 00:00:00
'Peygamber Efendimizin soyu Türklere dayanıyor' seslendirme dosyası:
ANDIMIZI KALDIRANLARIN DİKKATİNE!..

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SOYU TÜRKLERE DAYANIYOR
 
Türküm…
Doğruyum…
Çalışkanım… Diye başlayan,
Varlığım Türk varlığına armağan olsun…
Ne mutlu Türk'üm diyene, şeklinde son bulan Andımız'ın okutulmasında hiçbir sakınca yoktur kararı çıkmasına rağmen, yasak hala devam ediyor.
 
Kaldırılan andımızda her sabah, "Türküm"demekle aslında ne dediğimizi veya ne demek istediğimizi, ne olduğumuzu bir bilsek.
Türk demek; "din" demektir bir yerde sözünü haykırsak; sen delirdin mi? derler ama işin aslı bu olduğunu bir anlasak.
Kimilerinin zırvaladığı gibi, Türk demek asla ve katiyen "ırkçılık"anlamında kullanılmamıştır, daha doğrusu bu kimsenin aklına bile gelmemiştir, gelmeyecektirde.

Adalet denilince, can ve mal emniyeti denilince, din ve vicdan emniyeti denilince nedense hep akıllara "TÜRK MİLLETİ ve Türklük" kavramı gelir.
O halde, Türk ismi öyle sıradan bir isim olmanın çok daha ötesinde, çok büyük manaları ve derin sırları içinde barındıran, yüce bir kavram olduğunda asla şüpheye yer olmayacak gerçeklik vardır.

Tarih boyunca toplumlardan daima bazı gerçekler, onları idare edenler tartafından,astarsız ve tutarsız gerekçelerden dolayı hep gizlene gelmiştir.
Ancak, buna yüce Atatürk dahil değildir.


O  daima milletine açık olmuştur, asla bir gerçeği saklamamıştır.
Gizlenen gerçeklerden biri de, benim fazlasıyla önemsediğim bir konu olan Atatürk'ün vasiyetidir.
Belki de açıklansa, bugün bu yazıyı kaleme almaya hiç te gerek olmayabilirdi.
Demem o ki, Atatürk'ün vasiyetinde, Sevgili Peygamberimizin(s.a.a.v)soyunun Türk soyuna dayandığı bilgisi veya ipuçları kanaatimce mutlaka yer almaktadır.
 
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Türk Tarih Kurumu'nun 1932 yılındaki kurultayında heyet üyelerine "İyice araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz." diyordu.

İşte buyurun size ipucu…
Bu tarihi söz nasıl olurda Türk milletine ağzımız dolu dulu anlatamayız ve böylesine büyük bir müjdeye nasıl olurda tarih kitaplarında hiç yer vermeyiz!
Yazıklar olsun bunca sözde "Türk ve Din"tarihçilerine…

Meğer din tarihçiliği yerine, din tacirliği, Türk tarihçiliği yerine ise batıkopyacılık yapmış bunca yıl utanmadan sıkılmadan.
Tabi ki namuslu araştırmacılar var  ALLAH'tan da onlar sayesinde bu gerçekleri öğrenme imkanına kavuşabiliyoruz.
Atatürk'ün, Peygamberimizin soyu ile ilgili böyle bir sözü zikretmiş olması, büyük bir müjdenin de işaret fişeği niteliğini taşıyordu.
Tıpkı büyük devrimlerin asla unutulmayacak ismi, Prof.Dr.Haydar Baş beyin, "Araştırın bakın Atatürk'ün soyu mutlaka Ehl-i Beyt'e dayanıyor"şeklindeki o muhteşem tarihi öngörüsünde olduğu gibi.

Konu araştırılmış ve merhum hocamızın öngörüsü tam isabetle doğru çıkmıştı. Büyük önderimizin soyu tam olarak işaret ettiği gibi, "Ehl-i Beyt'e" dayanıyordu.

Atamızın kalbinde ki ses ona yüce Peygamberimizin soyunun Türk soyuna dayandığını haykırıyordu.
Araştırmalar daha sonra namuslu ve temiz Türk soyundan gelen ve bu konuyu dert edinen yürekli insanlarca derinleştirildi.
Araştırmacı yazar Muharrem Kılıç, Atatürk'ün bu sözünün izine düşmüş ve "Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed(s.a.a.v)" adlı kitabında konuyu etraflıca incelemiş ve gizlenen gerçeğe kapı aralamıştır.
 
YÜCE PEYGAMBERİMİZİN SOYU
 
Sevgili Peygamberimiz(s.a.a.v) Mekke'nin Haşimioğulları sülalesinden gelmektedir. Haşimiler İslamiyetten önce Kabe'nin muhafızlığını yapan sülaledir. Hz. Muhammed'in(s.a.a.v dedesi Abdülmuttalip'in babası Haşim bin Abdimenaf da bir Kabe muhafızıdır.
Tarih öncesi çağlardan beri kutsal sayılan Kabe bir Sümer din adamı olan Hz. İbrahim tarafından onarılmış hatta bazı kaynaklara göre inşa edilmiştir. Hz. İbrahim sonrası Kabe'yi koruma görevi de hep İbrahim soylu sülalelere verilmiştir.

KABE MUHAFIZLIĞI ÇEKİŞMESİ

Cahiliye döneminin Arap dünyasında Kabe, hem dini hem de ticari açıdan fevkalade önem taşıyordu.
Mekke'nin iki büyük sülalesi de bu fevkalade önem arz eden yapıya muhafız olmak ve onun nimetlerinden nasiplenmek için kıyasıya mücadele ediyordu.
Haşimiler ve Umeyye oğulları yani Emeviler...

Ancak iki grup arasında önemli bir fark vardı. Haşimiler Kabe'nin ilahi yönüyle ilgiliyken Emeviler Kabe'nin getirilerinden faydalanmanın peşindeydi. Emevilerin Kabe'nin muhafızlığına talip olması üzerine bir hakem heyeti tayin edilerek Haşim bin Abdimenaf ile Emevilerin reisi Ümeyye bin Abdişems arasında bir "şeref müsabakası" tertip edilir. Seçilen hakem heyeti bu müsabakada Haşim'i üstün ilan ederek Umeyye bin Abdişems'in tazminat ödeyip Mekke'den uzaklaştırılmasına karar verir.
Umeyye bin Abdişems de bunun üzerine Mekke'yi terk eder ve daha sonraki yıllarda Emevi hanedanının temellerinin atılacağı Şam'a yerleşir.
 
Bir hakem olayıyla başlayan Haşimi-Emevi yani Türk-Arap düşmanlığı yaklaşık 150 yıl sonra bir başka hakem olayıyla iyice alevlenecektir.
Hakem kararıyla şeref müsabakasını kaybeden Umeyye bin Abdişems'in intikamını, Haşimioğlu Hz. Ali'den halifeliği hakem kararıyla ele geçiren Muaviye alacaktır.
 Hz. Muhammed'in(s.a.a.v) ciğerparesi sevgili torunu İmam Hüseyin'in Kerbela olayından önce Türk yurtlarına gitme isteği de Yezit tarafından reddedilmiştir.
Bugünkü Suud sülalesi de Muaviye soyundan gelmektedir.
 
Arap kaynaklarında Peygamberimizin(s.a.a.v)soyu ve ailesine"Arap-ı Müstağribe" yani sonradan Araplaşmış denilmektedir. Yine bir hadiste Yüce Peygamberimiz(s.a.a.v)  "Arap benden ama ben Arap'tan değilim." demektedir.
 
Başka bir nakilde de şu anlatılmaktadır: "Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken bilinmeyen bir dille "Ne güzel üzüm." dedi. Sahabe anlamayarak "Ya Muhammed, Arapça konuş." dediler.
Yüce Peygamberimiz(s.a.a.v)"Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim'in diliyle konuşuyorum." diye yanıt verdi.
 
Kaşgarlı Mahmut, Divanu Lügattit Türk adlı eserinde Hz. Muhammet'in şu hadisini aktarmaktadır:
 
"Ey Araplar! Türk Dili'ni öğreniniz çünkü Türklerin Araplar üzerinde çok uzun sürecek bir hakimiyetleri vardır."
 
Kureyş'in ileri gelenleri Hz.Ebu Talip'in yanına gelmişler ve ona ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi.
Sevgili Peygamberimizin(s.a.a.v)amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe 94 beyitten oluşan "Kaside-i Lamiyye" ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:
 
"Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor
Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler
Allah'ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz
İşleri karmakarış etmeden ne Mekke'yi terk edeceğiz
Ne de buralardan Türk yurtlarına gideceğiz."
 
Ebu Talip'in bu şiirinde Türk sözcüğünün yanında "Aftalitler" yani "Akhunlar" boyundan söz etmesi oldukça önemlidir.
Araplar Peygamberimizin(s.a.a.v)yalnızca milliyetini değil soyunu sopunu da çok iyi bilmektedir.
 
VE PEYGAMBERİMİZİ MEDİNE'YE DAVET EDEN "TÜRKLER"
 
Aziz Peygamberimizi Medine'ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri de Sümer asıllı Türkler idiler.
Sümerli Türkler dağılışları sırasında Yemen'e göçmüşlerdi.
Yemen'deki Türk asllı nüfusun varlığı da maalesef bilimememktedir.
 Yemen'lilerin Medine'ye gelişleri ise daha sonraydı. Akabe biatında "Muhammed(s.a.a.v)bizdendir." demişlerdi ve Hz. Peygamberimizden; "Kanınız kanımdır." yanıtını almışlardı.
 
Haşimilerin bu muhafızlık görevinde en önemli yardımcıları, yine kendileri gibi Hz. İbrahim'in soyundan gelen bir başka kabile olan Sureyc oğulları idi. Savaş sanatlarında, demircilikte ve özellikle de kılıç yapımında usta olan bu insanlar, Emeviler'in en fazla çekindiği, diş geçiremediği gruptu
 
11 Ocak 630'da Hz. Peygamberimiz(s.a.a.v)Mekke'yi fethetmiş, sıra Kabe'nin putlardan temizlenmesine gelmiştir.
Müslümanlar ve sahabe Kabe'nin önünde bu tarihi ana şahit olmak üzere toplanmışlardır.
Ancak Kabe'nin kapısı kilitlidir ve anahtarı da kendisi de bir Türk olan, Osman bin Talha'dadır. Kabe muhafızlığı yapan Osman bin Talha da Süreyc kabilesindendir. Osman bin Talha'nın kılıcı bugün Topkapı Müzesi'nde Kutsal Emanetler Dairesi'nde, ne hikmetse Hz. Osman'ın kılıcı olarak sergilenmektedir. Kılıcın üzerindeki Türk damgası ise gayet açık biçimde görülebilmektedir. Kılıç, Kabe muhafızı Osman bin Talha'ya aittir.
EMEVİLER TARİH BOYUNCA TÜRKLERE DÜŞMANDI
Emeviler, Arap Müslümanları "hür" Arap olmayan Türk soylu Müslümanları ise "mevali" yani kast sisteminde köleden de aşağı olan parya olarak nitelendirmiştir.
 Emeviler, kendi kontrollerindeki İslam devletinde mevali olarak niteledikleri Arap olmayan Türk Müslümanların görev almalarını engellemiş ve hatta imamlık dahi yapmalarına yasak getirmişlerdir.
 
ÜRDÜN KRALI ANITKABİRDE BU GERTÇEĞİ BİLDİĞİ İÇİN AĞLAMIŞTI
 
Türk soyundan geldiğinin bilincinde olan Haşimoğulları sülalesinden Ürdün Kralı II. Abdullah, Anıtkabir ziyareti sırasında gözyaşlarını tutamayarak ağlamıştı.

Y-DNA ÜZERİNDEN GEN ANALİZİ
 
Peygamberimizin(s.a.a.v) soyuna dayanan ve  yazılı soyağacı bulunan Haşimoğulları sülalesinden Ürdün kraliyet ailesinden II. Abdullah'ın DNA'ları incelenmiş, test sonucu ise Türklerin genetik özellikleriyle aynı çıkmıştır.
 
ATATÜRK'ÜN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NI NEDEN KURDU?

Tarih boyunca mezhep kavgaları yüzünden akıtılan kan ve gözyaşı  nedeniyle bir türlü Ehl-Beyt merkezinde bir araya gelemeyen ve  bu hastalıklı toplumsal yapıdan oldukçak muzdarip olan Ehl-i Beyt soyunun devamı aziz Atatürk'ün Diyaneti kurma nedeni ise, tüm milleti Ehl-i Beyt merkezinde buluşturmak kardeş yapmaktı.
Laikliğin uygulanmasının sırrıda burada yatmaktadır.
Ne Mutlu Türküm Diyene.

 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.