Biraz Türk filmi senaryosuna benzeyecek ama yazacaklarım tamamen gerçek. Çünkü ben yaşadım. Yani başrolde bendim.
19 Mayıs 2000 yılında Artvin'den otobüse bindiğimde yanımda içinde birkaç kıyafet ve kitaplarım olan bir çanta vardı. İstanbul'a geliyordum. Nerede kalacağım net değildi. Artı iş bulacaktım.
Geldim. Amcaoğlu (bekârdı) sağ olsun evini bana açtı. 1, 2, 3 derken 5 ay sonra bir iş buldum. Artı kış gelmek üzereydi. 4 çocuk büyütmüş, yüksek öğretimde okutmuş rahmetli babam, annemi, babaannemi ve kız kardeşimi de yanına alarak İstanbul'a geldi. Bir ev tuttuk. Rahmetli (işçi emeklisiydi) biriktirdiği paralarla halı, dolap, koltuk vs. bir şeyler aldı. Artık bir evim olmuştu.
O kış ailecek bahara ulaştık. Babam yanımda olduğu için ev yönetmenin mahiyetini tam anlamış değildim. Eve geldiğimde annem yemekleri hazırlamış, babam ihtiyaç olanları almış, faturaları ödemiş oluyordu.
Ama bahar geldi, artık gitmek vakti dediler ve köye döndüler. Yalnız kalmıştım. Tek başınaydım ama ev yönetecektim. Hem içişleri; temizlik, yemek vs. hem de dış işleri; fatura, temel gıdaları vs. ben alacaktım, yapacaktım. Artı komşular ile ilişkiler?
Kader, derler ya! Birkaç sonra işten de çıkarıldım. Tam bir ekonomik kriz.. Yemesi, içmesi, faturası hayat devam ediyor. Bu devamlılığı sürdürmek için paraya, huzuru koruyabilmek için ise dosta ihtiyaç var.
Komşularla her daim iyi ilişkiler içerisinde olduğum, akrabaya değer verdiği için zor zamanımda yanımda olanlar da çok oldu. Yıllar peş peşe geçti. İş buldum, çıkarıldım. Kısaca hane olarak birçok ekonomik krizler yaşadım.
Tabi bu ekonomik krizlerin çoğundan rahmetli babamın, annemin haberi bile yoktu. Ama bazı krizler ağır oluyor, kaldıramıyorsun. İşte o zaman babam devreye giriyor ve ayakta kalıyordum.
Hatta bir ara 'pes' etme noktasına bile gelmiştim ki, işte o zaman gerçek dostu buldum. Ondan aldığım güven ve gayret ile ayakta kaldım.
Ayakta kalmıştım yani evim hala benimdi ama ev eksikti. Eş yok, çoluk çocuk yok. Babam ve annem yine devreye girdi. Geldiler, buldular, tanıştırdılar, iman ve insan çerçevesinde ortak paydalarda buluştuk, anlaştık ve evlendik.
Derken bir evladımız dünyaya geldi. Sonra bir daha. Dost, akraba ilişkileri daha da genişledi. Haliyle evin emisyonu da genişledi. Gelir-gider dengesini sağlamak için ince hesaplar yapmak gerekti. Eşim de, ben de çok iyi biliyorduk ki, gelire bakmadan giderde (harcamada) aşırılığa, israfa kaçarsak bu evde (devlette) huzursuzluk olur. Bu huzursuzluğu en kısa zamanda çözmez isek ev (devlet) batar.
Elhamdülillah kendi hanemi (devletimi) kuralı 17 yıl oldu. Sıfırdan başladığım bu yolculukta bir yandan babam, diğer yandan ulaştığım hakiki dost sayesinde hem hanem (devletim) ayakta, hem de okuduğunuz bu satırları yazıyorum. İnşallah ayakta da kalacak.
Niye anlattım bunları? Sıfırdan ev kurmanın (gerçi birçoğumuzun hikayesi aynıdır) zorluğunu tekrar hatırlamak veya anlayabilmek için. 17 yıl oldu, dedim. Birçok ev ile (devlet ile) benim evimi (devletimi) kıyaslamaya kalksam, benim evimde (devletimde) yüzlerce eksik çıkar. Ama benim evim (devletim) güçlü. Çünkü evimde (devletimde) huzur var, güven var. En önemlisi ise ailecek aynı hedefe göz koymuşuz, baş koymuşuz, can koymuşuz. Böyle bir haneyi (devleti) kim yıkabilir ki!
Mustafa Kemal Atatürk ise sıfırdan da değil eksiden bir devlet kurdu. Nasıl mı? (Yarın)?
19 Mayıs 2000 yılında Artvin'den otobüse bindiğimde yanımda içinde birkaç kıyafet ve kitaplarım olan bir çanta vardı. İstanbul'a geliyordum. Nerede kalacağım net değildi. Artı iş bulacaktım.
Geldim. Amcaoğlu (bekârdı) sağ olsun evini bana açtı. 1, 2, 3 derken 5 ay sonra bir iş buldum. Artı kış gelmek üzereydi. 4 çocuk büyütmüş, yüksek öğretimde okutmuş rahmetli babam, annemi, babaannemi ve kız kardeşimi de yanına alarak İstanbul'a geldi. Bir ev tuttuk. Rahmetli (işçi emeklisiydi) biriktirdiği paralarla halı, dolap, koltuk vs. bir şeyler aldı. Artık bir evim olmuştu.
O kış ailecek bahara ulaştık. Babam yanımda olduğu için ev yönetmenin mahiyetini tam anlamış değildim. Eve geldiğimde annem yemekleri hazırlamış, babam ihtiyaç olanları almış, faturaları ödemiş oluyordu.
Ama bahar geldi, artık gitmek vakti dediler ve köye döndüler. Yalnız kalmıştım. Tek başınaydım ama ev yönetecektim. Hem içişleri; temizlik, yemek vs. hem de dış işleri; fatura, temel gıdaları vs. ben alacaktım, yapacaktım. Artı komşular ile ilişkiler?
Kader, derler ya! Birkaç sonra işten de çıkarıldım. Tam bir ekonomik kriz.. Yemesi, içmesi, faturası hayat devam ediyor. Bu devamlılığı sürdürmek için paraya, huzuru koruyabilmek için ise dosta ihtiyaç var.
Komşularla her daim iyi ilişkiler içerisinde olduğum, akrabaya değer verdiği için zor zamanımda yanımda olanlar da çok oldu. Yıllar peş peşe geçti. İş buldum, çıkarıldım. Kısaca hane olarak birçok ekonomik krizler yaşadım.
Tabi bu ekonomik krizlerin çoğundan rahmetli babamın, annemin haberi bile yoktu. Ama bazı krizler ağır oluyor, kaldıramıyorsun. İşte o zaman babam devreye giriyor ve ayakta kalıyordum.
Hatta bir ara 'pes' etme noktasına bile gelmiştim ki, işte o zaman gerçek dostu buldum. Ondan aldığım güven ve gayret ile ayakta kaldım.
Ayakta kalmıştım yani evim hala benimdi ama ev eksikti. Eş yok, çoluk çocuk yok. Babam ve annem yine devreye girdi. Geldiler, buldular, tanıştırdılar, iman ve insan çerçevesinde ortak paydalarda buluştuk, anlaştık ve evlendik.
Derken bir evladımız dünyaya geldi. Sonra bir daha. Dost, akraba ilişkileri daha da genişledi. Haliyle evin emisyonu da genişledi. Gelir-gider dengesini sağlamak için ince hesaplar yapmak gerekti. Eşim de, ben de çok iyi biliyorduk ki, gelire bakmadan giderde (harcamada) aşırılığa, israfa kaçarsak bu evde (devlette) huzursuzluk olur. Bu huzursuzluğu en kısa zamanda çözmez isek ev (devlet) batar.
Elhamdülillah kendi hanemi (devletimi) kuralı 17 yıl oldu. Sıfırdan başladığım bu yolculukta bir yandan babam, diğer yandan ulaştığım hakiki dost sayesinde hem hanem (devletim) ayakta, hem de okuduğunuz bu satırları yazıyorum. İnşallah ayakta da kalacak.
Niye anlattım bunları? Sıfırdan ev kurmanın (gerçi birçoğumuzun hikayesi aynıdır) zorluğunu tekrar hatırlamak veya anlayabilmek için. 17 yıl oldu, dedim. Birçok ev ile (devlet ile) benim evimi (devletimi) kıyaslamaya kalksam, benim evimde (devletimde) yüzlerce eksik çıkar. Ama benim evim (devletim) güçlü. Çünkü evimde (devletimde) huzur var, güven var. En önemlisi ise ailecek aynı hedefe göz koymuşuz, baş koymuşuz, can koymuşuz. Böyle bir haneyi (devleti) kim yıkabilir ki!
Mustafa Kemal Atatürk ise sıfırdan da değil eksiden bir devlet kurdu. Nasıl mı? (Yarın)?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026
- DEAŞ’lılar Türk vatandaşı olamaz mı? / 08.01.2026
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
- Zamanın sonunda yaşadığımızın farkında değil misiniz? / 01.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026
- DEAŞ’lılar Türk vatandaşı olamaz mı? / 08.01.2026
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
- Zamanın sonunda yaşadığımızın farkında değil misiniz? / 01.01.2026





























































































