Stres arttıkça egzama şikayetleri de artabiliyor
Egzama denildiğinde akla genellikle kızarıklık, kuruluk ve kaşıntı geliyor. Ancak uzmanlara göre egzamadaki kaşıntı yalnızca ciltte yaşanan bir sorun değil
Ahmet Turan Yiğit





Uzmanlar, egzama tedavisinde yalnızca cilde odaklanmanın yeterli olmadığını, kişinin duygusal durumunun da dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Kaşıntı sadece ciltte başlamıyor
Egzamalı birçok kişi, yoğun stres yaşadığı dönemlerde kaşıntılarının arttığını ifade ediyor. Uzmanlara göre bunun nedeni tesadüf değil. Stres sırasında salgılanan hormonlar, bağışıklık sistemi ve cilt bariyeri üzerinde doğrudan etkili olabiliyor.
Sınav dönemleri, iş stresi, aile içi sorunlar veya duygusal gerilimler bazı kişilerde egzama belirtilerinin alevlenmesine yol açabiliyor. Aynı şekilde şiddetli kaşıntı da bireyin sinirli, huzursuz ve gergin hissetmesine neden olabiliyor. Yani sorun yalnızca ciltte değil, beden ve zihin arasında sürekli devam eden bir etkileşimde ortaya çıkıyor.
Kaşıma davranışı zamanla otomatikleşebiliyor
Kaşıntı başladığında ilk refleks kaşımak oluyor. Kaşımak kısa süreli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede sorunu daha da büyütebiliyor.
Uzmanlar, kaşımanın ciltte yeni tahrişler oluşturduğunu ve bunun daha fazla kaşıntıya yol açtığını belirtiyor. Böylece "kaşıntı, kaşıma ve yeniden kaşıntı" şeklinde ilerleyen bir döngü ortaya çıkıyor.
Üstelik beyin, kaşıma sonrasında hissedilen kısa süreli rahatlamayı ödül olarak algılıyor. Bu nedenle davranış tekrarlandıkça alışkanlığa dönüşebiliyor. Bir süre sonra kişi, kaşımanın zarar verdiğini bilse bile kendini durdurmakta zorlanabiliyor.
Suçluluk hissi döngüyü daha da güçlendirebilir
Birçok egzama hastası, kaşıdıktan sonra pişmanlık ve suçluluk hissettiğini söylüyor. Ancak uzmanlar, bu duyguların da yeni bir stres kaynağı haline geldiğini vurguluyor.
Kişi önce kaşınıyor, ardından suçluluk hissediyor. Suçluluk ve stres arttıkça kaşıntı yeniden tetikleniyor. Böylece döngü yeniden başlıyor. Bu nedenle kaşıma davranışını yalnızca irade eksikliği olarak değerlendirmek doğru bulunmuyor.
Stres ve kaşıntı birbirini besliyor
Araştırmalar, kaygı, öfke ve stresin egzama belirtilerini belirgin şekilde artırabildiğini ortaya koyuyor. Kaşıntı nedeniyle bozulan uyku düzeni, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve sürekli rahatsızlık hissi de psikolojik yükü artırıyor.
Uzmanlar, bu nedenle egzama tedavisinde hem fiziksel belirtilerin hem de psikolojik etkenlerin birlikte ele alınmasının önemli olduğunu ifade ediyor.
Psikoterapi destekleyici rol üstlenebiliyor
Kaşıntı ve kaşıma döngüsünü yönetmede psikoterapinin önemli katkılar sağlayabileceği belirtiliyor. Özellikle kişinin kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmesi, davranışın kontrol altına alınmasına yardımcı olabiliyor.
Uzmanlar, farkındalık çalışmaları, bilişsel davranışçı yaklaşımlar ve stres yönetimi tekniklerinin bazı hastalarda olumlu sonuçlar verdiğini belirtiyor. Amaç, kaşıntıyı tamamen yok etmekten çok, kişinin bu dürtüyü daha sağlıklı şekilde yönetebilmesini sağlamak.
Günlük yaşamda uygulanabilecek küçük yöntemler
Kaşıma isteği geldiğinde birkaç saniye beklemek, elleri başka bir işle meşgul etmek, soğuk uygulama yapmak veya nemlendirici kullanmak gibi basit yöntemler dürtünün şiddetini azaltabiliyor.
Uzmanlar ayrıca kişilerin kaşıntının hangi durumlarda arttığını gözlemlemesini öneriyor. Örneğin stresli toplantılar, yoğun kaygı yaşanan günler veya uykusuzluk dönemleri önemli tetikleyiciler olabiliyor. Bu tetikleyicileri tanımak, döngüyü kontrol etmede önemli bir avantaj sağlayabiliyor.
Egzamada hedef, kişinin hiç kaşınmaması değil; kaşıntı ve kaşıma arasındaki yıpratıcı döngünün yönetilebilir hale getirilmesi. Çünkü egzama yalnızca cildin değil, aynı zamanda duyguların da dahil olduğu bir süreç olarak kabul ediliyor. Bedeni rahatlatan yöntemlerle birlikte stresin azaltılması ve psikolojik dayanıklılığın güçlendirilmesi, belirtilerin kontrol altına alınmasında önemli bir rol oynuyor.











































































