13 Temmuz 2026'da Stanford Üniversitesi Dijital Ekonomi Laboratuvarı, iktisat tarihinin en yoğun imzalı ve en kısa metinlerinden birini yayımladı. Adı "We Must Act Now: A Statement on AI's Transformation of the Economy" - "Şimdi Harekete Geçmeliyiz". Metnin tamamı dört cümle, 88 kelime.
Altındaki imzalar ise kısa değil. Bu yazının yazıldığı tarihte 3000 imzayı geçmişti. Yüzlerce alanında uzman profesörler, iktisatçılar ve yapay zekâ araştırmacısı, aralarında on altı Nobel ödüllü isim: Daron Acemoğlu, Simon Johnson, Joseph Stiglitz, Michael Spence, Paul Krugman, Ben Bernanke, Christopher Pissarides, Philippe Aghion, George Akerlof, Oliver Hart, Paul Milgrom. Yanlarında Yoshua Bengio, Yann LeCun, Eric Schmidt, Reid Hoffman. Ve dikkat çekici biçimde, sorunu yaratan şirketlerin kendi yöneticileri: Anthropic'in kurucu ortağı Jack Clark, OpenAI'ın finans direktörü Sarah Friar, Google'dan Jeff Dean.
Metnin söylediği şu: Yapay zekâ önümüzdeki on yılda radikal biçimde güçlenebilir. Bu, Sanayi Devrimi'nden büyük ama çok daha kısa sürede yaşanacak bir ekonomik dönüşüm yaratabilir. Büyük ölçekli iş kayıpları riski taşıdığı gibi yaşam standardında sıçrama fırsatı da barındırır. Bu yüzden iktisatçılar, siyasetçiler ve teknoloji liderleri şimdi harekete geçmeli; yapay zekâyı insanı ikame etmek yerine tamamlayacak yönde işletecek teşvikleri, korkulukları ve kurumları inşa etmeli.
İmzacılar, belirsizliğin büyüklüğünü vurguluyor: "Sis içinde sürüyoruz." Ekonomistlerin, politika yapıcıların ve teknoloji liderlerinin şimdi harekete geçmesi, araştırmayı derinleştirmesi, teşvikler, koruyucu önlemler ve kurumlar inşa etmesi gerektiğini söylüyorlar. Amaç, yapay zekânın insanı ikame etmek yerine tamamlaması ve refahın dar bir kesimde toplanmaması.
Ama hepsi bu. Zaten bildirinin gücü metninden değil altındaki imzalardan geliyor. Çünkü 88 kelimelik metinde tek bir somut öneri yok. Ne bir rakam ne bir yasa taslağı ne bir kurum adı, ne bir finansman mekanizması. On altı Nobel ödüllü iktisatçı bir araya gelip dünyaya "bir sorun geliyor" dedi ve cümleyi orada bitirdi.
Kabul edelim. Ama o zaman sıradaki soru kaçınılmaz hale gelir: Cevabı kim yazacak?
Aslında cevap yirmi yıl önce yazılmıştı.
İşte tam bu noktada, Stanford'un 88 kelimesinin bıraktığı boşluğa yerleştirilebilecek bir model var — ve o model 2026'da değil, 2000'lerin ortasında Türkiye'de yazıldı. Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli, mevcut sistemin temel açığını üretim kapasitesinde değil talepte gördü. Çıkış cümlesi tektir ve sadedir: talep olmadan üretim olmaz. Vatandaşın cebinde para yoksa fabrikanın stoğu erimez, esnafın kepengi açık kalmaz, çiftçinin ekim alanı daralır. Prof. Dr. Haydar Baş, kapitalizm ve liberalizmin yapısal olarak ürettiği dengesizlikleri - işsizliği "doğal" kabul eden mantığı, üretim odaklı ama talep (tüketim) kapasitesini ihmal eden yapıyı - daha o tarihte sistematik biçimde eleştirmişti. Teknolojik gelişmelerin (otomasyon ve bugün yapay zekânın) bu yapısal sorunları hızlandıracağını öngörmüş, çözüm olarak da insan merkezli, tüketim kapasitesini güçlendiren bir düzen önermişti.
Sonuç: Boşluk Hâlâ Dolu Değil
Bugün Nobel ödüllü isimlerin imzaladığı bildiri, yapay zekânın ekonomik etkileri konusunda ana akım iktisadın nihayet sesini yükselttiğini gösteriyor. Teşhis net: belirsizlik, işsizlik riski ve gelir dağılımı tehdidi. Ne var ki, bu teşhisin ardından gelen "şimdi harekete geçin" çağrısı, henüz üzerinde uzlaşılmış bir çözüm çerçevesi üretmiş değil.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2005'te geliştirdiği model, tam da bu noktada alternatif bir yaklaşım olarak duruyor. Parayı en alttakilerden başlatarak tüketim kabiliyetini güçlendirmek ve teknoloji nedeniyle iş gücünün dışına itilen kesimleri devlet eliyle yaşatılabilir kılmak, en azından tartışmaya somut bir seçenek ekliyor. Türkiye'nin bu tartışmaya getirebileceği şey, bir uyarı değil bir modeldir. Çünkü uyarı zaten yapıldı - hem de yirmi yıl önce, dünya henüz yapay zekâyı konuşmuyorken. Bugün yapılması gereken, o modeli tozlu bir hatırlatma olarak değil, itirazlarına açık, rakamlarıyla savunulan, güncellenmiş bir program olarak masaya koymaktır.
Sorunu görmek için 2026'yı beklemek zorunda kalmayanlar, cevabı tartışmaya açmakta da öncelik hakkına sahiptir.
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
- Uyarı var, çözüm yok: Yapay zekâ ekonomisi tartışmasında eksik kalan halka / 30.07.2026
- Uyuşukluk imal edildi / 25.07.2026
- Suyun bile fiyatı var: Suyun metalaşması / 25.05.2026
- Bir cümle gerçekten bir şey söylüyor mu? / 16.05.2026
- Anlam arayışının başarısızlığı ve linç kültürü / 22.04.2026
- Hürmüz 2026: Amerika’nın Süveyş anı mı? / 18.04.2026
- Post Kapitalizm: OpenAI ceosu Sam Altman ne demek istedi? / 16.04.2026
- Yeni iktidarın meşruiyeti: Kimin özgürlüğü, kimin esareti? / 14.04.2026
- Mükemmelin monotonluğu: İnsan ile yapay zekâ arasındaki uçurum / 12.04.2026
- Direnen fikirler ve Milli Ekonomi Modeli / 11.04.2026
- Uyuşukluk imal edildi / 25.07.2026
- Suyun bile fiyatı var: Suyun metalaşması / 25.05.2026
- Bir cümle gerçekten bir şey söylüyor mu? / 16.05.2026
- Anlam arayışının başarısızlığı ve linç kültürü / 22.04.2026
- Hürmüz 2026: Amerika’nın Süveyş anı mı? / 18.04.2026
- Post Kapitalizm: OpenAI ceosu Sam Altman ne demek istedi? / 16.04.2026
- Yeni iktidarın meşruiyeti: Kimin özgürlüğü, kimin esareti? / 14.04.2026
- Mükemmelin monotonluğu: İnsan ile yapay zekâ arasındaki uçurum / 12.04.2026
- Direnen fikirler ve Milli Ekonomi Modeli / 11.04.2026
























































