logo
25 TEMMUZ 2026

Uyuşukluk imal edildi

25.07.2026 00:00:00
 

İlk önce bir çocuğun cansız bedenini kaydırdık.

Hiçbir şey hissetmedik.

Sonra başka bir videoya geçtik. Bir kedi komik hareketler yapıyordu. Ardından bir yemek tarifi... Sonra bir futbol golü... Sonra bir reklam... Sonra yine savaş...

Hepsi aynı parmağın tek hareketiyle geçti gözümüzün önünden.

Bugün dünyanın herhangi bir yerinde bir çocuk açlıktan ölürken, birkaç saniye sonra bize tatil otelleri öneriliyor. Bir depremde enkaz altındaki insanların yardım çağrısını izledikten hemen sonra lüks otomobil reklamı çıkıyor karşımıza. Gazze'de bombalanan bir hastanenin görüntüsünden birkaç saniye sonra komik dans videoları izliyoruz. Dar gelirli bir vatandaşın serzenişini izlerken on saniye sonra ilginç olaylar videosuna geçiyoruz.

Bunu normal sanıyoruz. Oysa normal olan bu değil. Normal olan, insanın gördüğü bir acının üzerinde durmasıdır. Düşünmesidir. Üzülmesidir. Kendine bir ders çıkarmasıdır. Hayatına çevresine yeniden bakmasıdır. Belki bir şey yapmaya karar vermesidir. Biz ise durmuyoruz. Çünkü durabileceğimiz bir dünya tasarlanmadı.

Bize bir telefon verildi. Bir ekran verildi. Bir akış verildi. Ve o akışın hiç bitmemesi sağlandı.

İnsanlık tarihinde ilk kez milyarlarca insan aynı anda dünyanın bütün acılarına tanıklık ediyor. Fakat aynı zamanda hiçbir acının içinde yeterince uzun kalamıyor.

Çünkü sistem buna izin vermiyor. Sonsuz kaydırma yalnızca bir kullanıcı deneyimi değildir; insan psikolojisini değiştiren bir tasarımdır. Eskiden gazetenin son sayfası vardı. Televizyon haberleri biterdi. İnsan zihni dururdu. Bugün ise hiçbir şey bitmiyor. Ne haber bitiyor. Ne video. Ne öfke. Ne eğlence. Ne reklam. Ne savaş. Her şey tek bir sonsuz nehrin içine dökülüyor. Bu nedenle hiçbir olay zihnimizde tam anlamıyla yer edinemiyor. 

Uyuşukluk kaçınılmaz değildi. Uyuşukluk imal edildi.

Bu bir metafor değil. 2006 yılında Aza Raskin tarafından geliştirilen sonsuz kaydırma sistemi, kullanıcıyı ekranda mümkün olduğunca uzun tutmayı amaçlıyordu. Raskin yıllar sonra bu tasarımın dikkat ekonomisinin en zararlı icatlarından biri olduğunu söyleyerek pişmanlığını açıkladı.Aynı dönemde Stanford Persuasive Technology Lab'de geliştirilen davranış tasarımı yöntemleri, sosyal medya uygulamalarına taşındı. Bildirimler, beğeniler, kırmızı uyarılar, hepsi beynimizin ödül sistemini harekete geçirmek için tasarlandı. Facebook'un ilk başkanı Sean Parker bunu yıllar sonra açıkça itiraf etmişti aslında "İnsan psikolojisindeki bir zafiyeti istismar ediyorduk", demişti. Eski Google etik uzmanı Tristan Harris ise buna "dikkat kaçırma" adını verdi.

Yani burada yaşanan şey tesadüf değildi. Bir iş modeliydi. Çünkü dikkat artık satılan en değerli üründü. Ve biz, müşteri değil üründük.

Bugün sabah kahvaltısında telefonuna bakan milyonlarca insan aynı davranışı tekrar ediyor. Bir arkadaşının doğum günü… Bir cinayet haberi... Bir indirim kampanyası... Bir deprem... Yeni çıkan bir telefon... Kanser olduğunu açıklayan biri... Komik bir skeç... Hepsi aynı büyüklükte kutuların içinde sunuluyor. Algoritma için hepsi yalnızca "içerik." Fakat insan zihni de zamanla onları aynı şekilde işlemeye başlıyor. Acı ile eğlence arasındaki sınırlar silikleşiyor. İşte uyuşukluk tam burada başlıyor.

6 Şubat depremlerini hatırlayın. İlk günlerde milyonlarca insan ekran başındaydı. Herkes yardım etmek istiyordu. Paylaşımlar durmaksızın yayılıyordu. Sonra... Akış değişti. Yeni videolar geldi. Yeni tartışmalar başladı. Yeni gündemler oluştu. Oysa deprem bitmemişti. İnsanlar hâlâ çadırlarda yaşıyordu. Çocuklar hâlâ konteynerlerde eğitim görüyordu. Sorunlar yıllarca devam etti. Fakat ekran başka yere bakmaya başlamıştı. Çünkü algoritma felaketin sürmesine değil, yeniliğe değer veriyordu.

Gazze'de de aynı döngüyü gördük. Bir saldırı olduğunda milyonlarca paylaşım yapıldı. Birkaç gün sonra ilgi azaldı. Yeni bir saldırı oldu. İlgi yeniden yükseldi. Sonra tekrar düştü. Oysa bombalar hiç durmadı. Duran yalnızca dikkatimizdi.

Türkiye'de siyasi süreçlerde yaşanan değişimin hızını da buna katınca her şeyimiz, bütün değerlerimiz, duyarlılıklarımız da ekrandaki gibi kayıp gitti. Bize, bilgilendirilmiş olma *hissi* verildi; bilgiyi eyleme dönüştürecek koşullar verilmedi. Farkındalık verildi, güç verilmedi. Dünyanın her vahşetine ön sıra koltuğu verildi, bunlardan birini bile durdurma mekanizması verilmedi.

Artık sadece kaydırarak yaşamaya alıştık... Bütün duyarlılığımız, vicdan muhasebemiz, değerlerimiz… On beş saniye. Sonra başparmağımız tekrar yukarı kayıyor.

Belki bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla bilgi değildir. Çünkü bilgiye hiç olmadığımız kadar yakınız. İhtiyacımız olan şey durabilmektir. Telefonu birkaç dakika kenara bırakabilmek. Tek bir haberi sonuna kadar okuyabilmek. Bir insanın acısını yeni bir içerik değil, gerçek bir hayat olarak görebilmek. Çünkü vicdan hızın içinde çalışmaz.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.