Siyasette büyük sözler her zaman alkış toplar. Hele savaş gibi karmaşık ve acı bir mesele söz konusuysa, "ben gelince biter" demek kitlelere umut verir. Donald Trump da ikinci kez iktidara gelirken Ukrayna savaşı için bunu yaptı. Kimi zaman "6 ayda", kimi zaman "çok kısa sürede" bu savaşı bitirebileceğini söyledi. Gelinen nokta ise şu cümleyle özetleniyor:
"Bir hafta içinde olur ya da olmaz."
Bu ifade, sadece barış sürecinin değil, aylar önce verilen iddialı sözlerin de geldiği son noktayı gösteriyor.
Büyük vaatler, sert gerçekler
Trump'ın söylemi baştan itibaren netti:
Bu savaş gereksizdi ve doğru liderlikle kısa sürede sona erdirilebilirdi. Ancak devlet yönetimi, seçim meydanlarından çok farklı bir yerdir. Çünkü savaşlar tek kişinin iradesiyle değil, sahadaki güç dengeleriyle, tarafların talepleriyle ve uluslararası hesaplarla şekillenir.
Ukrayna savaşı sadece iki ülke arasında yaşanan bir çatışma değil.
Bu savaşta:
Toprak meselesi var,
Güvenlik kaygıları var,
Küresel güç dengeleri var,
Ekonomik ve stratejik çıkarlar var.
Bu kadar çok başlığın olduğu bir denklemde "6 ayda biter" demek, en başından gerçekçi değildi.
İktidara gelince dil değişti
Trump göreve başladığında söylem yavaş yavaş değişti. Keskin tarihler yerini belirsiz ifadelere bıraktı. Çünkü masaya oturulduğunda şu gerçek ortaya çıktı:
Taraflar hala uzlaşmış değil.
Ukrayna, işgal edilen topraklardan vazgeçmek istemiyor. Rusya ise elde ettiğini bırakmaya yanaşmıyor. Batı dünyası Ukrayna'yı desteklerken, savaşın daha da büyümesini istemiyor. İşte bu çelişkiler, barışı sürekli erteliyor.
"Olur ya da olmaz" noktası
Son görüşmelerden sonra kullanılan "bir hafta içinde olur ya da olmaz" ifadesi, diplomasi dilinde oldukça ağır bir cümledir. Çünkü bu cümle şunu söyler:
Masada hala çözülemeyen konular var.
Taraflar son ana kadar direniyor.
Barış kesin değil.
Bu, aylar önceki iddialı söylemlerle kıyaslandığında ciddi bir geri çekilmedir. "6 ayda bitiririm" noktasından "olur mu, olmaz mı" belirsizliğine gelinmiştir.
Popülizm ile diplomasi arasındaki çatışma
Trump'ın Ukrayna dosyası, popülist siyaset ile gerçek diplomasinin çarpışmasını açıkça gösterdi.
Popülizm:
Hızlı çözüm vadeder.
Güçlü lider imajı çizer.
Detayı geri plana iter.
Diplomasi ise:
Sabır ister.
Taviz gerektirir.
Gerçeklerle yüzleşmeyi zorunlu kılar.
Bugün gelinen noktada kazanan popülizm değil, gerçekliktir.
Değerli madenler: Barışın gölgesindeki hesap
Bu savaşta çok konuşulmayan ama masanın altında sürekli duran bir konu var: Ukrayna'nın yer altı zenginlikleri.
Lityum, titanyum ve stratejik madenler, savaş sonrası düzenin önemli parçalarından biri. Trump döneminde bu kaynaklar açıkça gündeme geldi. Destek karşılığında ekonomik iş birliği fikri masaya kondu.
Bu durum, barış görüşmelerini daha da zorlaştırdı. Çünkü artık mesele sadece silahların susması değil; savaş sonrası kimin ne kazanacağı sorusu da masada.
"Bir hafta" gerçekten ne anlama geliyor?
Bu bir haftalık süre, barış için bir takvimden çok, siyasi bir eşik gibi duruyor. Taraflara "son karar" baskısı yapılırken, kamuoyuna da şu mesaj veriliyor:
"Ben elimden geleni yaptım."
Ancak savaşlar takvimle bitmez. Taraflar ikna olmadan, sahadaki gerçekler değişmeden kalıcı barış olmaz.
Sonuç: Ukrayna gerçeği
Bugün gelinen noktada tablo net:
Savaş hala bitmedi.
Barış kesinleşmedi.
Büyük vaatler küçüldü.
Belirsizlik büyüdü.
"6 ayda bitiririm" sözü, siyasi tarihe iddialı ama karşılıksız bir vaat olarak geçti.
Son söz
Ukrayna savaşı bir kez daha şunu gösterdi:
Savaşlar sloganlarla değil, zor ve uzun müzakerelerle biter.
"Olur ya da olmaz" deniyorsa, bu sadece barışın değil, siyasi söylemin de sınandığı bir andır.
Ve asıl bedeli ödeyenler, bu büyük sözleri söyleyenler değil;
Savaşın ortasında kalan insanlardır.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Kurallar mı güç mü: Sınır ötesi operasyonların gölgesinde dünya düzeni / 30.03.2026
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- Almanya Merz'le rota değiştiriyor: Trump'ın NATO tehdidine sert yanıt / 20.03.2026
- Fransa: Afrika'da kaybedilen güç, Lübnan'da boşa çıkan fırsat / 19.03.2026
- Alexander Dugin'in perspektifinden İran Savaşı: Küresel dengenin değiştiği bir an / 18.03.2026
- Enerji ticareti ve para meselesi / 17.03.2026
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- Almanya Merz'le rota değiştiriyor: Trump'ın NATO tehdidine sert yanıt / 20.03.2026
- Fransa: Afrika'da kaybedilen güç, Lübnan'da boşa çıkan fırsat / 19.03.2026
- Alexander Dugin'in perspektifinden İran Savaşı: Küresel dengenin değiştiği bir an / 18.03.2026
- Enerji ticareti ve para meselesi / 17.03.2026

























































