Reuters haber ajansına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO zirvesi için gittiği Brüksel'de AB liderleriyle yaptığı görüşmeler olumlu geçti ama yeni bir gelişme yok.
Erdoğan Brüksel'de, önce AB Konseyi Başkanı Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Juncker ile sonra da Avrupa Parlamentosu Başkanı Tajani ile görüşmüştü.
Türk basını Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine ilişkin 12 aylık takvim alındığını ifade ederken, AB kaynakları AB'nin Türkiye'ye böyle bir takvim vermediğini açıkladı.
AB kaynakları, AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili yaşanacak bir iyileşmenin ancak Türkiye'nin AB'de rahatsızlık oluşturan bazı konularda adımlar atmasına bağlı olduğunu belirtti.
AB, öyle birlik ki, bir sömürü aracı olan üyelik müzakerelerine devam etmek için de taviz koparmaya çalışıyor. Taviz koparmak ve sömürmek için de taviz istiyor.
AB'li liderler yaptıkları birçok açıklamada, "Türkiye ile müzakerelerin devam etmesinin AB'nin çıkarına" olduğunu açıkça beyan etmişlerdi. AB, sürekli taviz koparan konumda çıkar elde ediyor, Türkiye ise sürekli sömürülen, taviz veren bir pozisyonda duruyor.
AB Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas, Erdoğan ve AB'li liderlerin görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Türkiye ve AB işbirliğine devam etmek zorunda ve edecek" ifadelerini kullandı. AB kaynakları da, "AB'nin başka seçeneği olmadığı" noktasında birleşiyorlar.
Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Brüksel'deki temaslarla ilgili şu açıklamaları yaptı: "Son zamanlarda AB ile Türkiye ilişkileri arasında ciddi sıkıntıların, gerilimlerin olduğunu hep beraber yaşadık. Türkiye'nin esas amacı AB tam üyelik müzakereleri çerçevesinde, AB ile ilişkileri mümkün olduğu kadar geliştirmektir. AB'nin tam üyelik perspektifinden vazgeçiyor olamayız. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin ana rotasını fasılların açılması oluşturacaktır."
Kurtulmuş kısaca, "her şeye rağmen AB ile devam" ve "esas mesele fasılların açılması" diyor. "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" misali, eski tabirle?
Dönüyoruz dolaşıyoruz 50 yıldır süründürdüğünü ifade ettiğimiz AB'nin kapısına yeniden zincirleniyoruz. Eee çözüm üretemeyince bir çıkmazın içinde debelenip duruyoruz.
İktidar böyle de muhalefet farklı mı? Elbette ki değil?
Bütün bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki, Haçlı AB'nin Türkiye üzerinde menfur emelleri olduğu için, Türk siyasilerin de kendilerine ait milli çözümleri olmadığı için AB-Türkiye ilişkileri, "taviz kopan AB, taviz veren Türkiye" süreciyle devam ediyor. Ve Türkiye, AB'nin gerçek yüzünü görüp milli bir çıkış, tam bağımsız bir bakış açısı bulmadığı müddetçe Türk milleti Anadolu coğrafyasından çıkartılana kadar bu süreç devam edecek.
AB'nin gerçek yüzünü Prof. Dr. Haydar Baş yıllar öncesinden ortaya koymuştu.
"AB, 5000 yıllık Türk medeniyetinin, 1000 yıllık Türk-İslam medeniyetinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Haçlı mezarlığına gömülmesi projesidir" demişti Sayın Baş?
Haçlı Batı için Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli? Batının şark meselesi asla bitmedi. Daha dün Irak'a, Afganistan'a, Libya'ya (crusade) haçlı seferi düzenleyenler, yüz yıl önce Anadolu coğrafyasını işgale yeltenenler bugün Türkiye'yi, Türk milletini es mi geçecekler sizce? Prof. Dr. Baş daha ötesini söylüyor: "Asıl hedef Türkiye'dir."
Kendi celladına hayran bir millet tablosu sergiliyoruz.
Çözümsüzlere, AB ve ABD dışında çözümü olmayanlara fırsat vere vere sizce herhangi bir çözüme ulaşabilir misiniz? İçimizdeki terörün hamisi bu iradelerden akıl ve para almaya devam ettiğimizde sizce terör bitecek mi, birlik ve beraberliğimizi koruyabilecek miyiz, Türk milleti aş ve iş imkanı bulabilecek mi, borçlardan kurtulabilecek mi?
Bütün bu sorulara "elbette ki hayır" dieceğiz.
Prof. Dr. Baş, yıllarca "AB bir Haçlı ittifakıdır, bizi asla almazlar" dedi, 50 yıldır süründürmelerinden anlıyoruz ki haklı çıktı.
Yıllar önce "AB 15 yıl içinde dağılacaktır" dedi, aralarındaki anlaşmazlıklardan, çözümsüzlüklerinden anlıyoruz ki haklı çıktı.
"Terörün arkasında Batılı ülkeler var" dedi, verdikleri destekten görüyoruz ki haklı çıktı.
"AB, tarımımızı, hayvancılığımızı bitirmek istiyor" dedi, tarımın hali ortada, haklı çıktı.
"Ne AB, ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye" dedi ve yine haklı çıktı.
Millet olarak her konuda bu kadar haklı çıkan ve de milli çözümlerini de ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş gibi bir değere, bir hazineye sırtımızı döndük, şimdi kendi elimizle düştüğümüz zifiri karanlık kuyuda bir ışık arıyoruz.
Koskoca güneşe sırt dönülerek ışığa hiç ulaşılır mı?
Erdoğan Brüksel'de, önce AB Konseyi Başkanı Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Juncker ile sonra da Avrupa Parlamentosu Başkanı Tajani ile görüşmüştü.
Türk basını Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine ilişkin 12 aylık takvim alındığını ifade ederken, AB kaynakları AB'nin Türkiye'ye böyle bir takvim vermediğini açıkladı.
AB kaynakları, AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili yaşanacak bir iyileşmenin ancak Türkiye'nin AB'de rahatsızlık oluşturan bazı konularda adımlar atmasına bağlı olduğunu belirtti.
AB, öyle birlik ki, bir sömürü aracı olan üyelik müzakerelerine devam etmek için de taviz koparmaya çalışıyor. Taviz koparmak ve sömürmek için de taviz istiyor.
AB'li liderler yaptıkları birçok açıklamada, "Türkiye ile müzakerelerin devam etmesinin AB'nin çıkarına" olduğunu açıkça beyan etmişlerdi. AB, sürekli taviz koparan konumda çıkar elde ediyor, Türkiye ise sürekli sömürülen, taviz veren bir pozisyonda duruyor.
AB Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas, Erdoğan ve AB'li liderlerin görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Türkiye ve AB işbirliğine devam etmek zorunda ve edecek" ifadelerini kullandı. AB kaynakları da, "AB'nin başka seçeneği olmadığı" noktasında birleşiyorlar.
Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Brüksel'deki temaslarla ilgili şu açıklamaları yaptı: "Son zamanlarda AB ile Türkiye ilişkileri arasında ciddi sıkıntıların, gerilimlerin olduğunu hep beraber yaşadık. Türkiye'nin esas amacı AB tam üyelik müzakereleri çerçevesinde, AB ile ilişkileri mümkün olduğu kadar geliştirmektir. AB'nin tam üyelik perspektifinden vazgeçiyor olamayız. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin ana rotasını fasılların açılması oluşturacaktır."
Kurtulmuş kısaca, "her şeye rağmen AB ile devam" ve "esas mesele fasılların açılması" diyor. "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" misali, eski tabirle?
Dönüyoruz dolaşıyoruz 50 yıldır süründürdüğünü ifade ettiğimiz AB'nin kapısına yeniden zincirleniyoruz. Eee çözüm üretemeyince bir çıkmazın içinde debelenip duruyoruz.
İktidar böyle de muhalefet farklı mı? Elbette ki değil?
Bütün bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki, Haçlı AB'nin Türkiye üzerinde menfur emelleri olduğu için, Türk siyasilerin de kendilerine ait milli çözümleri olmadığı için AB-Türkiye ilişkileri, "taviz kopan AB, taviz veren Türkiye" süreciyle devam ediyor. Ve Türkiye, AB'nin gerçek yüzünü görüp milli bir çıkış, tam bağımsız bir bakış açısı bulmadığı müddetçe Türk milleti Anadolu coğrafyasından çıkartılana kadar bu süreç devam edecek.
AB'nin gerçek yüzünü Prof. Dr. Haydar Baş yıllar öncesinden ortaya koymuştu.
"AB, 5000 yıllık Türk medeniyetinin, 1000 yıllık Türk-İslam medeniyetinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Haçlı mezarlığına gömülmesi projesidir" demişti Sayın Baş?
Haçlı Batı için Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli? Batının şark meselesi asla bitmedi. Daha dün Irak'a, Afganistan'a, Libya'ya (crusade) haçlı seferi düzenleyenler, yüz yıl önce Anadolu coğrafyasını işgale yeltenenler bugün Türkiye'yi, Türk milletini es mi geçecekler sizce? Prof. Dr. Baş daha ötesini söylüyor: "Asıl hedef Türkiye'dir."
Kendi celladına hayran bir millet tablosu sergiliyoruz.
Çözümsüzlere, AB ve ABD dışında çözümü olmayanlara fırsat vere vere sizce herhangi bir çözüme ulaşabilir misiniz? İçimizdeki terörün hamisi bu iradelerden akıl ve para almaya devam ettiğimizde sizce terör bitecek mi, birlik ve beraberliğimizi koruyabilecek miyiz, Türk milleti aş ve iş imkanı bulabilecek mi, borçlardan kurtulabilecek mi?
Bütün bu sorulara "elbette ki hayır" dieceğiz.
Prof. Dr. Baş, yıllarca "AB bir Haçlı ittifakıdır, bizi asla almazlar" dedi, 50 yıldır süründürmelerinden anlıyoruz ki haklı çıktı.
Yıllar önce "AB 15 yıl içinde dağılacaktır" dedi, aralarındaki anlaşmazlıklardan, çözümsüzlüklerinden anlıyoruz ki haklı çıktı.
"Terörün arkasında Batılı ülkeler var" dedi, verdikleri destekten görüyoruz ki haklı çıktı.
"AB, tarımımızı, hayvancılığımızı bitirmek istiyor" dedi, tarımın hali ortada, haklı çıktı.
"Ne AB, ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye" dedi ve yine haklı çıktı.
Millet olarak her konuda bu kadar haklı çıkan ve de milli çözümlerini de ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş gibi bir değere, bir hazineye sırtımızı döndük, şimdi kendi elimizle düştüğümüz zifiri karanlık kuyuda bir ışık arıyoruz.
Koskoca güneşe sırt dönülerek ışığa hiç ulaşılır mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Komisyon, ‘cambaza bak’ oyunu mu? / 30.08.2025
- 81 ilde sığınak dün değil niye bugün? / 28.08.2025
- Komisyon kesmedi, çıtayı yükseltme peşindeler / 27.08.2025
- Ağustos ayı Türk milletinin zaferleriyle dolu / 26.08.2025
- Etkin pişmanlıkla adalet sağlanır mı? / 23.08.2025
- Komisyonda ‘ısınma turları’ mı? / 22.08.2025
- Memurlar, talep ettikleri zamma ulaşabilecek mi? / 21.08.2025
- Rusya-Ukrayna savaşı sona yaklaştı mı? / 20.08.2025
- Nesillerimizi kaybediyoruz / 19.08.2025
- Dün Andımız, bugün Türk milleti tanımı! / 14.08.2025
- 81 ilde sığınak dün değil niye bugün? / 28.08.2025
- Komisyon kesmedi, çıtayı yükseltme peşindeler / 27.08.2025
- Ağustos ayı Türk milletinin zaferleriyle dolu / 26.08.2025
- Etkin pişmanlıkla adalet sağlanır mı? / 23.08.2025
- Komisyonda ‘ısınma turları’ mı? / 22.08.2025
- Memurlar, talep ettikleri zamma ulaşabilecek mi? / 21.08.2025
- Rusya-Ukrayna savaşı sona yaklaştı mı? / 20.08.2025
- Nesillerimizi kaybediyoruz / 19.08.2025
- Dün Andımız, bugün Türk milleti tanımı! / 14.08.2025